Yazdır

Neden Siyah Conta?

Yazar: M. Nedim Hazar, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Vakta ki, Üsküdar Amerikan Koleji menşeli grubun lideri (denen beyefendi) ekrana çıkıp 'Efendim biz Atatürkçü, en az iki dil bilen çağdaş insanlarız.' dedi.

Şu fakir, 'Tamam' dedi. Şek ve şüpheye mahal kalmadı artık, yeni tiyatromuz perdelerini açmıştı. Siz bakmayın İslami bilgisi olmayan tabakanın 'Reform, Calvinist vs.' diye kesip biçmesine, atıp tutmasına. Elbette ki ilgisi yok, zira (Ali Bulaç'ın dünkü yazısında şahane bir şekilde ifade ettiği gibi parametrelerin ilgisizliği söz konusu. Bir iki tarihsel, felsefi, sosyolojik sos ile bulandırıp, itip-kaktırmayla olmaz öyle reform filan!) bundan öncekiler gibi, yine ve yeni bir 'maksat şekil olsun' durumu mevzu bahis.

Bugün -malum- medyanın diline doladığı konuları, bu zihniyetin dedeleri geçtiğimiz yüzyılın başında dile getirmiş, hatta kanun teklifi olarak sunmuş. Neler yok ki, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında 'Hazır Osmanlı'yı devirdik, şu İslam'a da bir el atalım'cı zihniyetin dosyasında. Camilere sıralar konulması, temiz mendillere secde edilmesi, güzel bir enstrüman ile ibadet edilmesi, cuma namazının cumartesi sabah 10 sularına çekilmesi, oruç ayının sürekli ilkbahara getirilmesi ve daha neler neler.

O dönemle günümüz arasındaki fark belki şu olabilir: O dönemin sivri akıllıları ya kişisel din alerjisinden yapıyorlardı bunu ya da karşı koyamadıkları aşağılık komplekslerinden. Günümüze bakıldığında geçmiş -ne yazık ki- biraz daha masum görünüyor. Bu son olayın kahramanlarının neredeyse tamamının ülkemizde eğitim veren yabancı okul menşeli olması durumu ilginçleştirmiyor mu? Hakeza işin içine yine SEV'in ve ÇEV'in girmesi enteresan bir tesadüften mi ibarettir? Bu soruların cevabını merakla bekliyorum.

Yurtiçinde ve dışında ülkemizin medar-ı iftiharı okulları tenkit eden, bunlara düşmanlık eden, her fırsatta kapatılmaları için olmadık şeyler yapanların belki vicdanlarına tekrar danışma zamanı gelmiştir. Yoksa olayın ne dinde reformla, ne de ibadetin şekli-şemaliyle ilgisi vardır, diye düşünmekteyim. Bunu zaten eylemi yapan şahıslar, kızları ve yabancı damatları bile söylüyorlar. Damat bey, 'Ben Türkiye'de arabama benzin bile koyamıyorum, imam nikahını nasıl bilebilirim?' diyor; ama içinin saf bir Allah aşkıyla dolu olduğunu ifade ettikten sonra, cami eylemini bir güzel savunuyor.

Ahmet Küre Bey, kendileri evde namaz kılarken eşi hanımefendilerin imam olup namazı kıldırdığını söylemişler. Bence de öyle olmalı, namazı Sankristçe mi, Türkçe mi kılarlar ya da kadın mı imam olur, çocuk mu hiç kimse karışamamalı. Amuda kalkarak mı eda eder insan namazı, takla atarak mı, hiç kimse karışamaz, karışmamalı. Ama durum böyle değil. Ve size bir şey söyleyeyim, olay sadece namaz olayı da değil. Asırlardan beri bıkmadan, usanmadan tekrar tekrar denenen bir 'sulandırma' harekâtı. Ve bu olay çok ciddi bir 'suçüstü' durumu aynı zamanda...

Hatırlarsınız sık sık bu (medya ve avanesi) güruh 'kadının örtüsünden elinizi çekiniz' diye atıp tutardı, demek ki kendi elleri orada olduğu için başkasına bu nasihati verip dururlarmış. Bu tür olayları ne klasik cami cemaati gündeme getirmektedir, ne muhafazakar kökenli bir parti ne de grup. Medyanın kendi istediği gibi, görmeyi arzuladığı şekilde bir resim yakaladığı anda çok fazla ölçüp biçmeden olaya 'çift' dalmasından ibaret! Yani bu kişi ve zihniyetin elleri hiçbir zaman inmedi başörtüsünden de, dinden de. Ya onların dediği gibi olacak ya da olmayacak mücadelesinin su yüzeyine çıkmasıdır. Ne zaman birileri çıkıp İslam adına, din adına ahkam kesecek olsa, 'hele bir dur' deyip şunu söylemek isterim hep: 'Siz önce hadesten taharet, necasetten taharet, setr-i avret' gibi kavramların anlamını çalışın bir, sonra devam ederiz.'

Hele bir Mızraklı İlmihal düzeyinde dininizi öğrenin sonra Calvinist mi, galvanist mi ne istiyorsanız onu da tartışırız. Önce üflediğiniz rüzgarı doldurduğunuz ciğerin aidiyet meselesini çözelim! Ya da sizin jargonla mı konuşalım: Kardeşim çekin ellerinizi dinin, başörtüsünün üzerinden yahu!