Yazdır

İbrikçi Takıntısı ve Dinde Reform...

Yazar: Bülent Korucu, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Hikâyeyi biliyorsunuz: Tuvalet bekçisi, kapının önünde duruyor. İçeri girenlere sıralı ibriklerden birini işaret ediyor, onun alınmasını istiyor.

İtiraz edene sesini yükseltiyor, "Buna da karar veremeyeceksek burada niye bekliyoruz?" Türkiye'de birileri ibrikçi rolüne kendini fena kaptırmış. Ne giyip ne yiyeceğimize hatta nasıl ibadet edeceğimize karar verme yetkisini kendisinde görüyor.

Son günlerin cevheri ise namaz. Dindarların günde beş defa yaptıkları bir ibadeti, belki hayatlarında hiç denememiş olanlar tartışıyor. 'Kadınlar başı açık kılabilmeli, erkeklerle birlikte saf tutabilmeliler ve hatta secdesiz olmaz mı' minvalinde sözler uçuşuyor. Tekil olayla ilgili söylenmiş sesli düşünme denemeleri olsa, buruk bir tebessümle geçiştirmek mümkün. Ancak dinin yeniden yapılandırılması gibi boyu aşan ifadelerle birleşince vahim boyutlara ulaşıyor.

Kendini, Müslümanları 'adam etmeye' vakfetmiş olanlar ve 'adam edilmiş numunelerin' anlaması gereken şeyler var. Birincisi 'bilgi sahibi olmadan fikir sahibi' görünerek trajikomik manzaralara sebep oluyorlar. Din kültürü dersleri 1980'den sonra zorunlu hale geldiğinden bilgisizlikleri mazur görülebilir. Ama yakınlarındaki adam edilmiş numunelerin geçmiş birikimlerinden yararlanmayışın mazereti olamaz.

Akılla naklin (vahyin) ilişkisi İslam tarihinde çok derin bir tartışmanın konusu. İbn-i Sina ve Farabi'lerden geçen yüzyılın başlarında Efgani-Abduh-Reşit Rıza çizgisine kadar kimi iyi niyetli, yer yer dini tahrif amaçlı 'akıllı'lar çıkmış. Bunlar dinin temel kavramlarını bilip kullandıkları, müftü ve müderris gibi unvanlarla konuştukları halde umdukları etkiyi oluşturamadı. Bazen haklı eleştirilere maruz kalsa da 'gelenek' geniş kitleler açısından bir koruma kalkanı oluşturuyor. Sıra dışı teklifler gelenek atmosferinde parçalanıyor, etkisi zayıflıyor. Aşağılık kompleksi içinde, Batılı terminolojiyi kullanarak, oryantalistçe kendini ifade etme biçimi de adı geçen girişimlerin etki gücünü kırıyor. Ayrıca, meşru yenilenme (tecdit) hareketleri, bu tür dini yenileme (reform) çabalarını boşa çıkarıyor.

Ana kaynaklar, Kur'an ve sünnetin asrın idrakine sunulması olan yenilenme, dinin zamanlar üstü kalmasını sağladı. Aklı ve ürettiği bilgiyi, dini yeniden vazetmeye yetkili kılmayı amaçlayan girişimler ise kutsalı belirli bir zaman dilimine hapsetmek anlamına geliyor. Aklın ürettiği bilgi değişken olduğundan yüzyıllar, hatta on yıllar arasında farklı dinler ortaya çıkacaktı. Hâlbuki temel esasları koyup, ayrıntıları akla ve bilime havale eden İslam, bütün çağlara seslenecek şekilde vahyedilmiştir.

Tartışmalar sırasında dikkat çeken diğer konu, kendi düşüncelerine sağlam payandalar bulma arayışı. Fethullah Gülen Hocaefendi, bu arayışlara malzeme yapılmaya çalışıldı. "Dinin temel esasları bir yana, adap çerçevesinde kabul görmüş bir meseleyi değiştirmektense bin kere ölmeyi tercih ederim." açıklamasıyla son noktayı koyan Hocaefendi'yi anlamak için Enes Ergene'nin 'Geleneğin Modern Çağa Tanıklığı' isimli eserinden yararlanılabilir. Gücünü gelenekten alan; ama çağıyla hesaplaşabilecek donanımlara sahip; dünyayı dışlamayan; fakat dünyevileşmeye prim vermeyen; insanların tüketmeye odaklandığı bir zamanda üretmenin sancısını aşılamaya çalışan bir insan Hocaefendi. Dünyada 'Kalvinist' denebilecek belki en son kişi. Menfaat, çatışma ve gücü temel esas alan beşeri ihtiyaçların suni artışını ilerlemenin zembereği sayan kapitalizm nerede; fazileti, dayanışmayı ve kanaati esas alan Gülen Hareketi nerede. Müslümanları Batı'da üretilmiş şablonlarla çözümleme gayretleri her zaman olduğu gibi çıkmaz sokakta noktalanacak. Nefesler boşa tüketilecek yine.