Yazdır

Hocaefendi'nin Sözlerindeki Mânâ

Yazar: Ali Ünal, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
İslâm, Mekke'de tebliğ edilmeye başlandığı ilk günden beri dahilî ve haricî saldırılardan hiçbir an uzak kalmadı.

Peygamber Efendimiz'in etrafında "yetişkin bir erkek, bir kadın, bir çocuk ve bir köle" ile temsil edildiği andan bu yana, önce doğduğu şehirde tarihin en azılı müşriklerine, daha sonra "imana yurt olma" şerefine ermiş şehirde hem tarihin en azılı müşriklerinin, hem "nifakta uzmanlaşmış" münafıklarının hem de onlarla işbirliği içindeki Ehl-i Kitap kabilelerinin bir avuç Müslüman'ı 8 yılda 50'den fazla sefere çıkmaya mecbur bırakan bitmek bilmez saldırılarına rağmen, 20 yıl içinde dönemin Roma ve Sasanî İran'ı gibi iki süper gücünün kendileri için en büyük tehdit göreceği bir güce ulaştı. Daha sonraki 10 yıl içinde, kendisini boğmaya çalışan bu iki süper güçten birini tarihten silerken, diğerini ise bir valisine bile boyun eğecek ölçüde etkisizleştirdi. Bunun ardından, Kitaplı Kitapsız onlarca dine, Roma, Yunan, Mısır, Anadolu, Irak, İran, Hindistan, Çin vb. menşe'li pek çok felsefeye başarıyla karşı koymanın da ötesinde, bunlardan tertemiz kaynağına akan kirli suları temizledi. Daha sonra, siyasî açıdan paramparça olduğu dönemde bile bir yandan Doğu'dan gelen amansız saldırılarla belli ölçülerde maddî alanda "dalları, yaprakları" budansa da, aynı dönemde Batı'dan gelen bitmek bilmez saldırıları geri püskürttüğü gibi, toprakları üzerinde kurulan Moğol devletlerini içinde eritmesini ve Batı'dan gelen saldırıların kaynağına doğru ileri harekâta geçmesini bildi.

İslâm, takip eden 7 asır içinde, dinî ve maddî-askerî cephenin yanı sıra bilâhare çok sistemli "oryantalizm" saldırılarına maruz kaldı. Öyle ki, R. C. Zaehner, "Muhammed, önümüzdeki en büyük engel." diye yazarken, F. Lokkegard, "İslâm, bizim için bütün zamanların en büyük problemidir." der. Ama İslâm, bağlılarının maddî-askerî açıdan en zayıf olduğu 20'nci asırda bile, J. Cogley'in itirafıyla, "uyanmış bir dev gibi" ortada duruyor hem de üzerine bütün dünya çapında topyekûn ve her cepheden bir saldırı düzenlenecek büyüklükte görülen bir "dev" gibi. Durmanın da ötesinde, iki ana kaynağı Kur'an ve Sünnet, ayrıca bunların örgülediği muazzam bir tarihî miras temelinde, nasıl bir zaman başka dinler mensupları kendi dinlerinin siyasî hakimiyeti altında yaşamayı onun gölgesinde yaşamaya tercih etmişse (Noldeke), bugün de o, itikat, ibadet, ahlâk, ferdî ve içtimaî hayat düsturlarıyla, "temel insanî ölçüleri asla aşmadan" (Toynbee) kalbleri ve zihinleri fethetmeye devam ediyor.

Peygamber Efendimiz (sas), "Allah'ın emri (Kıyamet) gelinceye kadar galip olarak hakka destek veren bir grup daima bulunacaktır." buyurur (Buharî, "İ'tisam", 10). Bu grubun beynini ve kalbini âlimler teşkil eder; nitekim Buharî, "Bu grup, âlimlerdir." der. Kur'an-ı Kerim, mü'minlerden her bir topluluk içinde Din'i iyice anlayan, bilen, yaşayan ve diğerlerine örnek teşkil edip yol gösterecek böyle bir âlimler grubunun bulunmasını emreder (Tevbe, 122). Başka bir rivayette, "Âlimler, peygamberlerin vârisleridir." buyrulur. Ama peygamberlere vâris, hakka destek olan âlimlerin yanı sıra yine bazı rivayetlerde, âhir zamanda inkâr ve nifak akımlarına destek verecek, hattâ Türkler arasından çıkacak 40 bin taylesanlıdan, yani malûmat sahiplerinden de söz edilir. Hz. Ali'nin, âhir zamanın en şerlileri dediği bu bir kısım malûmat yüklüler ne yaparsa yapsın, Allah, gerçek âlimleri istihdam ederek İslâm'ı korumaya devam edecektir.

Ebrehe, ordularıyla Kâbe'ye saldırdığı zaman Peygamber'imizin dedesi Abdülmüttalib'in develerini de götürür. Abdülmüttalib, Ebrehe'den develerini ister. Ebrehe, "Sen nasıl adamsın? Ben de zannettim ki, ordularımla geri çekilmemi isteyip Kâbe'yi koruyacaksın!" der. Abdülmüttalib'in cevabı müthiştir: "Kâ'be'yi Sahibi korur!"

İslâm'ın sahibi Allah'tır, Allah'a karşı savaşılmaz. Dolayısıyla, İslâm'a karşı savaşan, yenilmeye mahkûmdur. Ama Allah (cc), zaten Kendisi'nin koruduğu İslâm'a ebedî saadeti kazanmalarına bahane olsun diye âlimlerin rehberliğinde kullarının sahip çıkmasını ister.