Yazdır

Namaz Niyaz ve Fethullah Gülen

Yazar: Yağmur Atsız, Halka ve Olaylara Tercüman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Son günlerde ister istemez irtibatlı bâzı konular berâberce ön plana çıkdı. Yâhut belki de daha doğrusu su yüzüne: Kadın ve erkek mü'minlerin namazda yanyana saf tutması, İslâmiyet ve modernite bağdaşır mi sorusu, "Türk Calvinizmi" diye târîf edilme istîdâdi gösteren akımın özellikleri ve pek çok kimse tarafından kısaca "Hoca Efendi" diye anılan Sayın Fethullah Gülen'in teolojik bakımdan hangi çerçeve içinde mütâlaa edilmesi gerekdiği.. Ki bu sonuncusunu bizzat aydınlığa kavuşdurdu.

Yeryüzünde Türkiye'den gayrı hiç bir yerde bulunmayan ve adına "köşe yazarı" denilen mahlûkun en bâriz husûsiyeti, akla hayâle gelebilecek herşeyi bilmesi ve istisnâsız her konuda kesin görüş sâhibi olmasıdır. Bu bakımdan yukarıda zikretdiğim konular da iki üç gün içinde "incelenip" derhâl "karâra bağlandı"!!! Zâten iki üç günde halledilmese arkadan gelen tâze "gündem maddeleri"(!) yüzünden tıkanıklık olacakdı. Şimdi bu furya sona erdikden sonra ben söz alarak bir iki husûsa dikkati çekmek istiyorum. Çünki ben "köşe yazarı" değilim. Müteaddid vesîlelerle ifâde etdiğim üzre "fikra muharriri"yim.

Ancak ilâhiyatçı olmadığım için yok namaz şöyle mi kılınsın, böyle mi kılınsın konularında haddimi aşacak sözler söylemem! Gerçi benim de bu konuda bâzı belirgin kanaatlerim vardır ama ileri atılıp bunun cazgırlığını yapacak olsam "Peki, Efendi, sen kendin namaz kılıyor musun ki elâlemin nasıl kılacağına müdâhale ediyorsun?" sualine muhâtab kalarak müşkil ve mahcub mevkie düşmekden çekinirim. Sâdece Kur'ân-ı Kerîm'in İnek Sûresi'nden 257. Âyet'i zikretmeden de geçemeyeceğim: "Lâ ikrâha fi-d-dîn!" (Dinde zorlama yokdur!)...

Fakat benim asıl söylemek istediğim şu ki "Cin" artık şişeden çıkmışdır. Veyâ bu işe cinleri perileri karıştırmaksızın ifâde etmek gerekirse bir kere sıkılan diş mâcûnunu artık bir daha gerisin geriye tübün içine sokamazsınız. Bu mesele ve buna benzer daha bir dizi mesele bundan böyle daha da yoğun biçimde tartışılıp bir çözüme bağlanacakdır. Zâten tartışılanlar "esâsa" değil "sekle" âid olduğundan buna feverân edenleri anlamak da kolay değildir. Benim gerek daha önce çalışdığım yerlerde ve gerekse bu gazetede hep savunduğum fikir, eğer İslâmiyet'de bir reformasyon hareketi olacaksa bunu ancak Türklerin başarabileceğidir. Çünki Büyük Bilim Adamı Hilmi Ziyâ Ülken'in de dediği üzre "Türk memleketlerinde fikir hareketleri, diğer İslam memleketlerinden daha ziyâde ve sür'atle teşkîlât hâlini almış (...) dır."

Burada da işin özü bir "fikir" hareketidir.

Hoca'ya Sataşmak

Hazır Fethullah Gülen'den açılmışken: Geçen hafta "Zaman"da Değerli Meslekdaşım Ekrem Dumanlı, mûmâileyhe, alabildiğine ağır dille taarruz eden bir yazarın, soru üzerine ondan tek bir satır bile okumadığını îtirâf etdiğini anlatıyordu. Münferid bir davranış şekli olmadığını çok iyi bilirim. Son kitabım vesîlesiyle de trajikomik bir örneğini bir kez daha yaşadım. Bittecrübe sâbitdir. Ama Hoca Efendi'yle doğrudan bağlantılı olarak bizzat yaşadığım bir olay da var. Onu hatırladım:

1999'da Fethullah Gülen'in meşhur okulları ağır bir kampanyaya mâruz kalmışdı. Ben işin esâsını pek bilmemekle berâber, o zamanki sayıları 130 civârında bulunan bu okullar beni heyecanlandırmıyor da değildi. Anlı-şanlı (Gayri-) "Millî Eğitim Bakanlığı"mız 75 yıldır yurddışında tek bir okul açamazken özel bir şahsın bunu nasıl başardığını merâk etmiyor değildim. Ancak Bay Ecevit de bu okulları övünce içime bir şübhe düşdü. O övdüğüne göre muhtemelen yerin dibine batıranlar haklı diye düşünürken bunun da ilkellik olacağı karârına vararak kendime bir ihtar verip sicilime işledim. Çünki bozuk bir saatin bile günde iki kere doğru vakti gösterdiğini de öğrenmişdim. Belki bilinir, ben onyıllarca çok büyük bir Batı Avrupa tv kanalında program sorumlusu editör ve birinci röportajcı olarak çalışdım. O özelliğimle bizzat İstanbul'a gelerek bu okullardan biri üzerine bir röportaj çekimi yapdım. Gördüklerim şâyân-ı hayretdi!!! Son derece olumlu izlenimler aldım ve bunu da o yayınıma bâriz şekilde koydum. Sonra Ortaasya'dakilerle de ilgili birşeyler yapmaya hazırlanırken araya başka problemler girdi ve kaldı. Dumanlı sözkonusu yazısında cesûr bir hanımdan da bahsediyordu. O da bir meclisde aynı şekilde atıp tutanlara aynı soruyu yöneltmiş ve ortaya çıkmış ki bu zevat da Fethullah Gülen'den tek satır okumamış.

Önce ateş edip ardından nişan alma huyu bir toplumun geri kalmışlık kıstaslarından biridir.