Yazdır

Hint Okyanusu Kıyıları, Zanzibar ve Eski Köle Pazarı...

Yazar: Çetin Altan, Milliyet Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Hint Okyanusu'na doğru uzanan, tuzdan da ince, beyazımsı bir plaj kumsalı ki, çevrelediği kıyı uçsuz bucaksız...

Ve ıssız plajlara doğru bitmeyen bir gelgit oyununun önce radyom yeşiline, sonra mavinin en açığından en koyusuna doğru tüm nüanslarıyla, bakışları tutsak alan, bin bir beyaz dalgalı Hint Okyanusu...

Isı gölgede 30-35 derece...

***

İn cin top oynuyor plajlarda...

Plajlar, upuzun boylu ve tepeleri tutam tutam koyu yeşil palmiye yapraklı hindistancevizi ağaçlarıyla sımsıkı duvarlanmış gibi ve onların da arkasında Hindistan'a özgü muhteşem ağaç dünyaları...

***

Kıyıda topluiğne başı kadar iki benek, biri bendeniz, biri de Solmaz Kâmuran...

Deniz sığ mı sığ ve ılık bir banyo kadar sıcak...

Sulara dalmaya çalışmakla kıç üstü oturmak arasında, bir hayli gerilere gitmiş okyanusu tokatlayan avuçlarımız...

Derken denizin içinde biten kumsal ve çarpuk çurpuk keskin taşlar...

***

Epey gerilere çekilmiş deniz, yavaş yavaş yeniden gelmeye mi başladı nedir; ufarak beyaz köpüklü dalgalar sanki kıyıya itiyor bizi...

Zanzibar adasında, küçük bahçeler içinde verandalarındaki sedirleri yeşil, sarı, kırmızı, siyah yastıklı tek katlı bir çeşit otel bungalovları... Dik damlarının kiremitleri yeşile ve yer yer azıcık kırmızıya boyanmış...

***

Bahçede palmiyeler, upuzun boylu hindistancevizleri, öbek öbek hurma ağaçları arasında, kıpkızıl yapraklarıyla dev bir ağaç daha; adı "royal poinciana". Geçen yüzyılın ortalarında Batı Hint Adaları'nda, oraların Valisi M. de Poinci tarafından keşfedilip getirilmiş; onun için de valinin adından kökenleniyor "poinciana" adı...

Bodur hurma ağaçları üstünde yumruk kadar kuş yuvaları... Yuvaların çevresinde sarı sarı minik kuşlar uçuşuyor; minik minik sarı kuşlar, başları hafif kırmızımsı...

***

Fethullah Gülen Hoca'nın düzenleyip hayata geçirdiği söylenen bir okullar zinciri var; ta uzak Asya kıyılarından Afrika kıyılarına kadar...

200 dolaylarındaki bilgisayarlı modern okullar zinciri, "İslam okulları" etiketini taşıyorsa da; Türk öğretmenler tarafından yönetiliyor ve ana eğitim İngilizce; bazılarında Türkçe de temel dil, bazılarında "seçmeli diller" arasında...

***

Milyonlarca dolarlık yatırım ve harcamalarla örgülenmiş kıtalar boyu bir okullar zinciri...

Böylesi dev bir girişimin finans kaynağı sorulduğunda, masum bir sesle şu yanıt veriliyor:

- Fethullah Gülen Hoca'yı sevip sayan, Türkiye'deki orta boy işadamları ödüyorlar hepsini...

Söylendiğine göre, Anadolu sermayecilerinden bir yığınının, tek tek omuzlarına yüklenmiş okullardan her birinin parasal sorunları...

Milyonlarca dolarlık yatırım ve harcamalarla ilgili kaynak açıklamasının, ne oranda gerçekçi olup olmadığını bendeniz kestiremedim.

***

Kıtalar arası "İslam okulları" etiketli zincirin, Türkiye'deki örgüt elemanları; Dubai-Tanzanya-Zanzibar programlı 5 günlük bir gezi için bizleri de davet ettiler...

İstanbul'dan Dubai'ye, Dubai'den Tanzanya'ya; 5 gün içinde gidiş-geliş programının, gecesi gündüzüyle 20 saati, uçaklarda geçiyordu...

İçimden:

- Ulan, dedim, 6-7 saat süren bir uçuş sırasında; yorgunlukla uykusuzluk çarmıhında kıkırdayıp kalmayalım gökler katında...

Arkasından da:

- Bu son fasıldır ey ömrüm, dedim; nasıl geçersen geç...

Geziye Yargıtay Onursal Başkanı Doç. Dr. Selçuk Bey'le, sayın eşinin katılacağını öğrenmek de içimi rahatlattı.

Ve son saatlerde Mehmet Altan da katıldı...

***

Gezi heyetinin çoğunluğu erkekti ve hem içki dışıydı, hem de hayatında bir kez olsun dans etmemiş kesimdendi...

Genellikle sevimli kişilerdi ama, "yazı" dünyalarının ve "bilimsel kriterlerin" çok dışındaydılar.

Zanzibar'daki "okul"u gezdik. Anaokulu sınıfları, bilgisayar donatımı ve öğretmenleriyle evrensel bir kalitede görünüyordu. Öğrenci sayısı 70 kadardı...

Gelecek yüzyıl içinde, İslam ülkelerinde "Dubai" modeli bir değişim rüzgârı estiğinde; yerel kadro yetiştirme açısından pilotluk rolünü ne kadar üstlenebileceklerini öngörme olanağı yoktu...

***

Zanzibar'da, yüreklerimizi akrep kıskaçları arasına alan saatler; şimdi müze durumuna sokulmuş olan "köle pazarı"nda geçti...

Bazen kabile başkanlarıyla anlaşarak, bazen de üstlerine ağlar atılarak yakalanan Afrikalı siyah kadın ve erkekler; zincirlenerek önce toprak altındaki bir zindana, aç ve susuz üst üste tıkılıyor; sonra da müşteri çıktığında, kırbaçlana kırbaçlana, bir mermeri kırmaya ve gücünü kanıtlamaya zorlanıyormuş...

***

1882'de köle ticareti yasaklanmış. İngilizler bir kilise yapmışlar köle pazarının bulunduğu yere... Kölelerin güç testi için kullanılmış bir mermer parçası da, şimdi o kilisede...

Toprak altındaki daracık köle zindanı, tüm insanlığın yüz karası, tarihsel bir balgam iğrençliğindeydi.

***

1992'de İsveçli bir kadın heykelci de, boyunlarından birbirine zincirlenmiş, değişik yönlere acıdan da acı bakışlarla bakan 5 kölenin grup heykelini yapmıştı.

Köle heykellerini boyunlarından birbirine bağlayan zincir, vaktiyle köleleri bağlamakta kullanılmış olan gerçek zincirlerden biriymiş.

Köle pazarıyla zindanını gezdikten sonra, birkaç saat kendimize gelemedik adeta...

***

Afrika insanları, kadınlarıyla erkekleriyle, gençleri ve çocuklarıyla ılıman insanlar...

Bembeyaz dişli, dimdik vücutlu, simsiyah incilere benzeyen insanlar...

Hele o kocaman siyah gözlü, mini minicik çocuklar...

Kadınlar, başlarının üstünde, elleriyle tutmadan taşıdıkları bohçaya benzer yüklerle yürüyorlar sokaklarda...

Eşeklerin, Afrika'ya özgü hörgüçlü küçük öküzlerin çektiği arabalar...

Ve muhteşem bir bitki örtüsü... 20 kişinin zor kucaklayacağı, rastlanmadık büyüklükte ağaçlar... Sonra kırmızı begonviller ve uzaklarda Hint Okyanusu...

Yan yana pesperişan küçümen satıcı dükkânları... Bisikletli, yaya, bir şeyler satmaya çalışan delikanlılar...

Yerel, esprili, kendine özgü rengârenk resim ve simsiyah heykel sanatçıları da orada; dünya atletizmine unutulmaz şampiyonlar, tarihine de evrensel devlet adamları armağan etmiş ailelerin kökenleri de orada...

***

Geçen perşembe akşamı saat 19.30'da İstanbul'dan ayrılırken, ısı eksi 4'tü... Güney yarım küresinde ise kavurucu bir sıcaktan kurtulmak için kendimizi dar atıyorduk klimalı serince bir yere...

Hey gidi koca Afrika hey... İnsanlığın kara bir utancı olarak göründü gözlerimize...