Yazdır

Savaş Kışkırtıcılığı İfade Özgürlüğü Olabilir mi?

Yazar: Mensur Akgün, Referans Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Jyllands-Posten gazetesinin yayınladığı aptal bir karikatür yüzünden başlayan gerginlik Danimarka'nın sorunu yönetememesi yüzünden akıl almaz boyutlara ulaştı. Fransız ve Alman gazetelerinin Jyllands-Posten'in güya ifade özgürlüğü hakkına destek vermesi yüzünden de kriz giderek içinden çıkılmaz hale geliyor.

Eğer Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen Kopenhag'daki aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 10 Müslüman ülkenin büyükelçisinin görüşme talebine zamanında olumlu cevap verip, muhataplarını yatıştıracak açıklamalar yapsaydı, bugün ne Danimarka bayrakları yakılıyor olacaktı, ne de Danimarka malları boykot edilecekti.

Siyasi basiretsizliğin ender örneklerinden birini gösteren Rasmussen hem ülkesinin, hem de biz dahil tüm Avrupa'nın başına ciddi bir dert açtı. Müslüman dünyası Danimarka'yı kolay kolay affetmeyecek, Peygamberlerine yapılan hakareti büyük bir olasılıkla hiç unutmayacak.

Oysa yapılması gereken çok basitti. Jyllands-Posten ifade özgürlüğü hakkını kullanmış olabilirdi ve bu hakkın Danimarka tarafından da savunulması normaldi. Normal olmayan Danimarka hükümetinin aynı hakkı kullanarak gazetenin yayın politikasını desteklemediğini açıklamaması, randevu talebinde bulunan büyükelçilerle görüşmemesiydi.

Ama Danimarkalılar bir başöğretmen edasıyla sanki ifade özgürlüğü tüm değerlere saldırı hakkı verirmişçesine, sanki savaş kışkırtıcılığı yapmak ifade özgürlüğüymüşçesine, sanki hakaret, aşağılama, ayrımcılık ifade özgürlüğü kapsamına girermişçesine, Müslümanlara Batının değerlerini anlama çağrısında bulundular. İsteyenin mahkemeye başvurabileceğini söylediler.

Tabii ki işe yaramadı. Önce Mısır sorunu İKÖ toplantısına taşıdı, ardından Danimarka'ya karşı yaptırım önlemleri gündeme geldi, derken protestolar sokaklara taşındı ve bayraklar yakılmaya başlandı. Şimdi de sorunun özünü anlamayan Avrupa basını sayesinde kriz iyice tırmanıyor. Tepkiler ulus temelli olmaktan çıkıp medeniyet çatışması kimliğine bürünüyor.

Üstelik ifade özgürlüğü adına Avrupa basınında çıkan eleştirilerin, yazıların, destek karikatürlerinin de hiçbir tutarlı yanı yok. İfade özgürlüğünü garanti altına alan 4 Kasım 1950 tarihli İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin 10. maddesinin 2. paragrafı "kullanılması görev ve sorumluluk gerektiren" bu özgürlüğün, diğerlerinin yanında, "ahlakın ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması için" kısıtlanabileceğini söylüyor.

Yani peygambere hakaret edildiğini söyleyen inançlı insanlar da hiç aptal değil. Her ne kadar ülkelerinde bu özgürlükten yararlanamasalar da, özgürlüklerin sınırının nerede başladığı, nerede bittiğini çok iyi biliyorlar. Zaten bekledikleri de ifade özgürlüğünün sınırlanması değil, incinen gururlarının onarılması. Fakat görünen o ki Avrupa basını, özellikle de ifade özgürlüğü adına kutsal değerleri hiçe sayanlar bunun zerre kadar farkında değil.

Oysa insanlığın çatışmaya, terör ve şiddet için daha fazla malzemeye hiç ihtiyacı yok. Dünyada yeteri kadar acı var. Aptal karikatürler, basiretsiz politikacılar ve ne dediğini bilmeyen gazeteciler yüzünden kültürel bölünmenin daha da derinleşmesi anlamsız. Bu sorunun daha fazla tırmanması aklı başında kimsenin çıkarına hizmet etmez, Müslümanları da demokratikleştirmez.

Bu yüzden, bölünmüşlükten en çok zarar görecek ülkelerin başında gelen Türkiye'nin tarafları yatıştıracak bir teşebbüste bulunması gerekiyor. Şu an işbaşında olan hükümet içinde bocaladığı her türlü soruna rağmen böylesi bir teşebbüsü gerçekleştirecek konumda.

Her şeyden önce Müslüman kimliği, Medeniyetler İttifakı konusunda yaptıkları, Ortadoğu'nun demokratikleşmesine verdikleri destek, Kopenhag Siyasi Kriterlerini yani 1950 Sözleşmesi'nin ilkelerini hayata geçirmek konusunda attıkları adımlar AKP'ye her iki taraf açısından da önemli imkanlar sağlıyor.

Ayrıca Müslümanlara karşı ayrımcılığı önlemeyi hedefleyen AGİT'in Dönem Başkanı Özel Temsilcisi'nin bir Türk diplomatı (Büyükelçi Ömür Orhun) olması da Türkiye'ye soruna müdahale için fırsat sunuyor. Mehmet Aydın'ın hükümette bakan olarak yer alması ise başlı başına bir koz. Fethullah Gülen cemaati gibi toplulukların dinleri birbirine yakınlaştırmak için yaptıkları da unutulmamalı.

Hükümetin önündeki tek engel böylesi bir arabuluculuk teşebbüslerini kendi seçmen kitlesine anlatmak olabilir. Ama hükümetin seçmenine malvarlıkları başta olmak üzere anlatmak ve açıklamak zorunda olduğu şeyleri göz önüne aldığımda, ben bunun da bir sorun teşkil etmeyeceğini düşünüyorum...