Yazdır

Kalbin Zümrüt Tepeleri'nin Vadettikleri-3

Yazar: Hamdi İşcan, herkul.org Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Ulvî ve büyük hakikatlerin, yüce, yüksek ve güzel bir üslupla sunulması, o hakikatlerin gönüllerde kabul ve makes bulması, zihinlerde anlaşılır ve berrak bir surette nakşolması adına önemli bir misyon eda eder.

İşte, insanın yaratılış hikmeti ve varoluş gayesi olan iman-ı billah, mârifetullah, muhabbettullah.. gibi yüceler yücesi hakikatleri dupduru ifade ve fevkalede selâsetle birlikte bediî ve yüksek bir dille ele alınıp anlatan Kalbin Zümrüt Tepeleri, zihin ve idrakimize seslendiği aynı anda gönül, his ve zevk dünyamıza da hitap eden şiir gibi akıcı, cennet esintisi gibi revh u reyhan edalı o başdöndüren, büyüleyen edebî yönü ve insanda hayranlık uyandıran o estetik vechesiyle bir güzellikler armonisi olarak karşımızda durmaktadır.

Esasında, kanaatimizce, kitap silsilesindeki her bir cümle, bu açıdan örnek metin olarak ele alınıp üzerinde durulacak estetik ve edebî kıymeti haizdir. Ancak, biz burada konuyu sahanın uzman edebiyat ve sanat erbabına havale ederek, sadece bir fikir vermesi açısından yalnız bir-iki örnekle iktifa etmek istiyoruz.

Mesela, üçüncü ciltteki "Âyân-ı sâbite ve âlem-i misal" yazısında, umûr-u âliyeden olması dolayısıyla anlaşılması ve hele anlatılması hayli güç ontolojik bir mevzu, bakın ne muhkem ve sağlam bir üslupla, muhkem olduğu ölçüde ne derece berrak ve anlaşılır dille ve aynı zamanda ne veciz ve akıcı bir edayla ifade edilmektedir:

"Varlık ve eşya, kendi zâtları itibarıyla mâdûm, Hakk'ın ziya-i vücudunun gölgesi veya gölgesinin gölgesi olması açısından da mevcut sayılırlar. Vücûd-u sûrî başkadır, vücud-u hakikî başka: Sûretler, şekiller O'nun atıyyelerinden birer akistirler; ne O'durlar ne de O'ndan müstağnidirler. O, "var olun!" dedi var oldular. Feyzini kestiği anda yok olur giderler. Ne hulûl, ne ittihad, ne tecessüm, ne tecessüd ne de rûh-u sârî; O'nun esmâ ve sıfâtı bütün mevcudâtın hakikî medârı.. işte hepsi o kadar… "

Biraz önce ifade etmeye çalıştığımız gibi, Zümrüt Tepeler'deki her bir cümle edebî sanatlar açısından ele alınıp incelenebilecek nefâset ve letâfettedir. Ama diyebiliriz ki, bilhassa, esmâ ve sıfâtıyla Cenab-ı Hakk'ın anıldığı ve anlatıldığı ve İnsanlığın İftihar Tablosu Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın (sas) tavsif edildiği yerlerde sanki hissiyât ırmağının debisi ulaşılabilecek en üst seviyeye varmış gibi üslup daha farklı bir hâl almakta, beyan çağlayanı hiç olmadığı seviyede gürül gürül ve coşkun bir vaziyette söyleyeceğini söylemekte, ifadeler büyüleyen bir edâya bürünmekte, nesir adeta manzum bir eser haline gelmekte, duygular tavana vurmakta ve heyecanlar dorukta hakiki âşıkları kalpten götürecek bir noktaya ulaşmaktadır. Bizim gibi yanmadan-yakılmadan, kanmadan-kavrulmadan uzak ve bîhaber düz insanlar için de; "demek ki buymuş âşıkların demi" diye ifade edebileceğimiz bir manzara ortaya çıkmaktadır.

Bu hususla da alakalı –müsaadenizle- bir-iki örnek sunup geçelim.

Mesela, üçüncü ciltteki " Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın" yazısında şu ifadeler yer almaktadır:

"O, kendinden başka her şeyden (mâsivâ) mukaddem bir "Evvel"; her şeyin encam ve nihayetine hâkim, varı yok yoku da var eden bir "Âhir"; vücudu varlığın her satır, her kelimesinde netlerden daha net, apaçık okunan bir Zâhir; her şeyin ötesinde, ötelerin de ötesinde kâinat ve hâdiselerin biricik mercii bir Bâtın; ama hem evveliyeti hem âhiriyeti, hem zâhiriyeti hem de bâtıniyeti birbirinden ayrı olmayan bir Evvel u Âhir ve bir Zâhir u Bâtın'dır. O, evveliyetiyle ezeliyetin ve âhiriyetiyle lâyezâliyetin biricik Sultanıdır. O'nun evveliyetindeki takdirleri, âhiriyette yine O'nun ilmî plânlarına göre zuhur eder, derken her şey bir inkişaf sürecine girer.

O, kadîm, ezelî bir Evvel; dâim ve sermedî bir Âhir'dir; hiçbir şey yokken O vardı; sürekli varlık-yokluk arası gel-gitler yaşayan bütün eşya fenâ ve zevalle silinip gittikten sonra da O bâki kalacaktır. Her şey O'ndan gelmekte ve gidip yine O'na dayanmaktadır; O ise gelmekten-gitmekten münezzeh, herkes ve her şeyin biricik penâhıdır.

O'nun varlığı evvelden evvel,
Bu mânânın adı nezdinde ezel.
Yok nihayeti, olmaz O'na hitâm,
Halkeden O'dur, O'nunladır devâm.
Tekmil varlık nezdindeki bir nurdan,
"Ol" dedi, oldu bir ışık billûrdan.

Bahsettiğimiz açıdan, Şeref-i nev'-i insan, Ferid-i kevn ü zaman Peygamber Efendimiz (sas) ile ilgili örnek bir metni de, yine üçüncü ciltteki " Vâridât ve Mevhibe" adlı yazıdan iktibas edebiliriz. Şöyle deniyor, yazının sondan bir önceki paragrafında:

"Hâtem-i divan-ı nübüvvet in ziya sına gelince o, bütün envâr -ı nübüvvetin biricik kaynağı ve hepsinin önünde, hepsinden de akdemdir. O, Hak nazarında ve misyonu itibarıyla bir dürr-ü yektâ olduğu gibi, kemalâtıyla da bir ferd -i ferîddir. Zâtıyla hilkat ağacının nüvesi O, misyonuyla varlığın ille-i gâiyesi O, Allah nezdin­deki yeriyle makam -ı mahbûbiyetin sahibi O ve hullet/hıllet mertebesinin sultanı da O'dur. O'dur cemâliyle karanlıkları yırtan biricik ziya .. O'dur kemaliyle "kâb-ı kavseyni ev ednâ " ufkunun üveyki. O'nun irşadıyla gözler açılmış ve ak-kara birbirinden seçilmiş; O'nun mesajlarıyla varlığın perde arkası sırları ayan olmuş; O'nun bişâretleriyle insanlığın hafakanları dinmiş ve gönülleri oturaklaşmıştır."

Sunumdaki ter u taze, orijinal, bedi' üslup da Zümrüt Tepeler'in vadettikleri adına dikkat çekilmesi gereken ayrı bir husustur. Örneğin genel bir tarz halinde Efendimiz'in (sas) adının anılacağı yerlerde, konunun ruhuna muvafık farklı farklı orijinal terkip ve sıfatlar ile O'nun (sas) yâd edildiğini görmekteyiz.

Mesela; "Tevbe-evbe-inabe" yazısında O (sas), Hz. Seyyidü'l-Evvabîn ismiyle zikredilir; "Havf ve Haşyet"de İnsanlığın İftihar Tablosu Seyyidü'l-Masumîn, Akrabül'l-Mukarrabin Seyyidül'l-Haşiyîn vasıflarıyla..

"Zühd"de Masumlar Masumu; "Hayâ"da Efendiler Efendisi; "Şevk u İştiyak"da Ufuk İnsan-Kutup Peygamber; "Gayret"te Hazreti Lisan-ı Hakikat ve "Hikmet"te Fetanet-i Azam olarak..

"Firaset"te "gayb ve şehadetin fasih lisanı Ruh-u Seyyid'ül-Enam" ve "ufuk firaset heykel-i akl-ı evvel Hazreti Seyyidü'l-enbiya" olarak tavsif edilir; "Safâ"de Seçilmişler Seçil­mişi Hz. "Fahrü'r-Rusul olarak..

"Kalak"ta Şahika İnsan; "Gurbet"te Hz. Sahib-i Şeriat ve "İnsan-ı Kamil"de Hazreti Ekmel-i Kümmelîn (Kamiller Kamili) isimleriyle anılır.

Elbette ki, Rehber-i Ekmel-i Küll (sas) ile ilgili isim, terkip ve sıfatlar buraya aldıklarımızla sınırlı değil. Biz sadece misal olması açısından birkaç örnek sunmaya çalıştık. Ama zannediyorum, televvün edalı turfanda bu üslup, hem dikkatlerin çekilip konunun daha iyi anlaşılmasına vesile olmakta, hem de ülfet ve ünsiyet perdesini yırtarak his ve heyecanlarımıza saykıl vurup herşeyiyle her daim ter u taze Resul-i Ekrem'in (sas), gönüllerimizde yepyeni ve canlı bir şekilde duyulup hissedilmesine imkan sağlamaktadır.

Rabbim, milletimiz için iftihar vesilesi bu kıymetli kitap silsilesinden hakiki ve layık manada istifade etmemizi nasip eylesin! Amin!