Yazdır

Domuz Problemini Çözen Zihniyet, Medeniyetleri de Buluşturabilir

Yazar: Hamdi Yılmazer, Aksiyon Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
"Üst düzey aydın" köşe yazarlarından bazıları "Medeniyetler Buluşmasını" uzun uzadıya tartıştı. 'Böyle bir proje kulağa hoş gelebilir; ama, boş bir hayalden ibarettir' demek için çok uğraştılar. Batılılardan nakillerle haklılıklarını pekiştirmeye çalıştılar. Uğraştılar diyorum, çünkü, elde hazır bir gündem varken onu çok yönlü kullanmak istediler her zaman olduğu gibi. Ilımlı İslam'dan, dinlerarası diyalogdan, BOP'tan Amerika'ya kadar geniş bir alanda dolaşıp oradan da Fethullah Gülen Hocaefendi'ye sözü bağlayanlar bile oldu. Bu bağlantı kurulduktan sonra 'boş canım, bu işin içi boş' sonucuna vardılar. Böylece, "Hocaefendi uğraşsa da bu işi asla yapamayacak" deme fırsatını kendileri için bir kere daha "yaratarak" kısmen rahatladılar.

Konu ne olursa olsun, sözü Hocaefendi'ye bağlama başarısını gösterenler aslında ona özel bir uygulama yapmıyor. Kullandıkları okuma biçimi sayesinde ele aldıkları herhangi bir konu ya da kişiyi dünyanın herhangi bir yerindeki "alakasız zannedilen" olaylarla ilişkilendirebiliyorlar! Çünkü onlar hadiseleri dünya ölçeğinde takip edebilen üst düzey fikir işçileridir! Fark şu ki, biz, elimize aldığımız bir yazının satırlarını okuruz, onlarsa satırların arasını okur. Bu sebeple onlar metnin ne dediğini bilmez, biz de onların aralarda neler gördüğünü bilmeyiz. Tâ ki lutfedip, bizlerin anlayacağı şekilde açıklayacakları ana kadar. Hatta kendi yazılarımızın bile "aslında ne anlama geldiğini" onlara müracaat ederek öğrenmemiz gerekebilir. Bu sıra dışı aydınların "Medeniyetler Buluşması" üzerine yürüttükleri mütalaaları takibe çalışırken duyduğum bir haber beni sevindirdi. Aydınları kendi hallerine bırakıp, ilkokulu bitirdikten sonra mürekkep yalama fırsatı bulamamış vatandaşlara kulak verdim.

Hatta bir ara "Fazla mürekkep yalamak sonuçları olumsuz etkiliyor" tespitini bile yaptım! O esnada "Cehlin bu kadarı tahsil ile mümkündür" sözü aklıma gelince bizim tespitin orijinal bir tarafının olmadığı da hemen ortaya çıktı.

Gelelim az okumuşların ettiğine…

Bizde kumpirin içine konulacak malzemenin çoktan seçildiği gibi İskandinav ülkelerinde de pizzanın malzemesi müşterinin isteğine göre ayarlanıyor. Hatta seçmek üzere müşteriye yüz çeşit nevale arz ediliyor. Pizzanın üzerine bir de bizim meşhur dönerimiz gibi bir et tabakası ilave ediyorlar. İşte problem de burada başlıyor. Çünkü skinge denilen bu tabaka domuz etinden yapılıyor. Bizim Müslümanlar da pizza yiyorum derken bol miktarda domuz eti yiyor.

Her ne kadar dost meclislerinde gerekli ikazlar yapılsa da insanları tek tek uyarmakla problemin üstesinden gelmenin imkansızlığını gören Hüseyin Bey kolları sıvamış. Yemek neticede damak tadına bakan bir şey deyip, daha lezzetli ve kaliteli bir mamul üreterek bu işin üstesinden gelme kararı almış. Önce renk farkı olursa yadırganabilir düşüncesiyle hindi etinden helal skingeyi üretmiş. Sonra Münih'te bir pizzacıya ricada bulunmuş. Yahu, demiş, senin ustaya şu bizim mamulden bir pizza yapıp denemesini söyler misin? Bakalım bir fark görebilecek mi?

Pizzacı ricayı kırmaz, ustabaşı da hiçbir fark olmadığını, hatta Hüseyin Bey'in ürettiği skingenin daha kaliteli olduğunu söyler. Bunun üzerine Hüseyin Bey piyasaya girmek için üretime hız verir. Ardından da kaliteyi arttırmak için koyun ve sığır etini dener. Yadırganmasın diye de hindi eti ilave ederek rengini beyazlatır. Bugün gelinen nokta şu: Danimarka pazarı aşılmış ve İsveç pazarına da girilmiş. Hindi, koyun ve sığır etinden yapılan skinge damakta bıraktığı harika lezzetle domuzun yerini almaya başlamış. Bu başarıdan şevk alan Hüseyin Bey domuzdan yapılan mamullerin bir bir helalini üretmiş. Şimdi gayrimüslimler de helal pizza yiyor.

İşte iki örnek. Biri çok okumuşlardan, diğeri de okuma fırsatı bulamamışlardan.

Çok okumuşlar Fransız aydınlanmasına kafayı takmış. Batıdaki gelişme çizgisini aynen kopyalamaktan başka yol olmadığına iyice şartlanmış. Ondandır ki, her olayın ardından tarih koridoruna girip yer tespiti yapma zaruretinden bir türlü kurtulamıyor. Batıda yaşanan çatışmaların aynıyla cereyanını sabırsızlıkla bekliyor. Çünkü o çatışmalar yaşanmazsa Türkiye asla ilerleyemeyecek!

Ufka kara bulutlar çökmeye başlayınca bizim çok okumuşlar hevesleniyor. İşte tam o esnada Fethullah Gülen Hocaefendi çıkıp, tansiyonu normale döndürecek açıklamalar yapınca da hevesleri kursaklarında kalıyor ve başlıyorlar hayıflanmaya:

Cumhuriyet devrimiyle her şey çok güzel ayarlanmıştı ama olmadı!..