Yazdır

Ne Oldu, Neden Oldu, Ne Yapmalı?

Yazar: Hüseyin Gülerce, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Danimarka'da bir gazete, 12 karikatüriste Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (sas) karikatürlerini yapmaları için sipariş verdi. Hazırlanan karikatürleri 30 Eylül 2005'te yayınladı. Yani 4 ay önce. Danimarkalı Müslümanlar derhal gazeteyi protesto etti.

Yerel tepkiler sürerken 19 Ekim'de bazı İslam ülke temsilcilerinin öncülük ettiği ve Türkiye'nin de katıldığı bir protesto mektubu Danimarka hükümetine verildi. Başbakan Rasmussen, cevaben; 'bizde basın özgürlüğü var, bir şey yapamam' dedi... İngiltere, 'Müslümanların hassasiyetlerine saygılı olunması gerektiği'ni, ABD de Müslümanları rahatsız edici bu tavırları kınadığını açıkladı. Bu arada Danimarka'ya karşı protestolar, Danimarka mallarına karşı boykotlar artmaya başladı. Danimarka Başbakanı, yangına benzin döker gibi defaatle özür dilemeyi reddetti. Fransa, İsviçre, Macaristan, Polonya, Norveç, İspanya ve son olarak Hırvatistan'da bazı gazeteler dayanışma adına aynı karikatürleri yayınladılar. Bu külhanbeyi tavır İslam coğrafyasında tepkileri artırdı, şiddet devreye girdi, elçilik binaları yakıldı ve bu arada protestoculardan ölenler oldu.

Müslümanların, medeniyetlerarası diyalog çabalarının ve evrensel barışın aleyhine bir oyun oynandığı çok açık. Şu anda uluslararası çok ciddi bir problemle karşı karşıyayız. İnancımızda resmedilmesi yasaklanmasına rağmen Efendimiz'in karikatürleri çizilmekte, yani 1,5 milyar Müslüman'ın inancına, değerlerine saygısızlık yapılmakta ve karikatürlerde Peygamberimiz'in (sas) sarığına el bombası konularak bütün Müslümanlar terörist ilan edilmektedir.

Bu ırkçı, bu başkasına tepeden bakan, bu pervasız saldırganlığın, ifade özgürlüğü ile basın hürriyeti ile izahı elbette kabul edilemez. Kin, nefret, aşağılama duygusu ve sorumsuzluk basın hürriyeti ile bağdaşır mı? Avrupa'nın içinde sağduyuyu seslendirenler etkili olamayınca akla ister istemez, daha yarım asır önce Avrupalının Hitler'e ve Mussolini'ye, ırkçı katillere yol veren, seyirci kalan kayıtsızlığı, ufuksuzluğu geliyor. 50 milyon hayata mal olan ufuksuzluğu ve kayıtsızlığı... Geçen hafta Avusturya'daydım. Kendi insanımızdan dinlediklerim Avrupa'da diyalog yanlısı bir kesime rağmen radikal, müfrit, kendi dindarlarına bile saygısız ve özellikle sayıları artan Müslüman Türk nüfusunun çoğalmasından büyük rahatsızlık duyan bir kesimin varlığını hatırlama fırsatını verdi.

Kültürlerarası diyalog çabaları ve özellikle Türkiye'nin AB üyeliğinin gerçekleşme ihtimali Avrupa'da bu kesimleri iyice çileden çıkarıyor. Avusturya'da duydum. Bizimkilere söylenen şu: "Sizin çocuklarınız burada üniversite okur, işadamı olur, statünüz değişirse bizim çöplerimizi kim toplayacak?" Bizi işçi olarak ülkelerine ilk davet ettiklerinde entegrasyon deyip asimile etmek isteyenlerin demir leblebi gibi bir millete karşı bu tavırları anlaşılmaz değil. Üyelik sürecimiz hızlandıkça bu tür sesler, karşı çıkışlar daha da yükselecek. İçimizdeki AB karşıtları da ellerini ovuşturarak bu malzemeyi, hiç şüpheniz olmasın tepe tepe kullanacak, 'Bu Avrupalı ile mi, bunlarla mı?' diyerek her seferinde siyasi rant peşinde koşacaklar. İyi saatte olsunlar bunun için fazla mesai yapacaklar... Evet ortada apaçık bir tahrik, kör gözüne gözüne bir provokasyon var. Pekiyi ne yapmalı? Şiddet, bayrak yakma, elçilik basma bunlar Müslüman'a yakışan tavırlar, tepkiler değil. Zaten Batı karşısında hissiyatımızın esiri olup, aklı, mantığı ve diplomasiyi devreye sokamadığımız için künde üstüne künde yiyoruz. Kaba ve saygısızlara aynen mukabele bize yakışmaz. Biz bize yakışanı yapmalıyız. Elbette Efendimiz'e yapılan bir saygısızlığa sessiz, tepkisiz kalamayız. Sessiz kalacağımıza yaşamayalım daha iyi. Ama tahriklere kapılarak, tepkimizi şiddete başvurarak dışa aksettirince tam da hazırlanan oyuna geliyoruz. İstenen de bu zaten... 'İşte Müslümanlar böyledir...' dedirtmek. Yeni Haçlı seferleri için zemin hazırlamak, bahaneler uydurmak. Uluslararası kamuoyunda mahkum etmek. Haklı sesimizi duyuramaz hale getirilmek. Daha sonra size yapılacaklara 'oh olsun' dedirtmek... Akıllı olan, basiretli olan, diplomasiyi seçen düşmez bu oyuna. Düşmeyelim. İslam coğrafyasının perişan haline rağmen uleması, yöneticisi ortak aklı acilen devreye sokmalı.

Dağınıklık değil, diplomatik çıkışlar gerekiyor.