Yazdır

Karikatür Krizinden Diyalog Eleştirisine

Yazar: Ekrem Dumanlı, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Bazı insanların muhakemesi tersten çalışıyor olmalı. Mesela son karikatür krizi nedeniyle şöyle bir tepki ile de karşı karşıya kalıyorsunuz: "Gördünüz mü, medeniyetler arası, dinler arası diyalog deyip duruyordunuz, ne faydası oldu bunların!"

Doğrusu bu mantığı anlamakta güçlük çekiyorum. Edepsiz birkaç çizerin, sorumsuz birkaç editörün dünyanın başına bela ettiği karikatürler yüzünden insanoğlu kanlı bıçaklı hale gelebiliyorsa, diyaloğa duyulan ihtiyaç mı ortaya çıkar yoksa diyalog çalışmalarının zararlı olduğu mu?

Tersten bir soru: Diyelim ki diyalog çalışmaları tamamen rafa kaldırıldı; dinler arası gerilim sona mı erecek? Hem medeniyetler çatışmasından kim kârlı çıkacak; Müslümanlar mı? Acı bir gerçekle yüzleşmek gerekiyor: Yeryüzünde İslamiyet bilinmiyor. Maalesef bilinmiyor. Hazreti Muhammed'in muhteşem bir peygamber olduğunu da bilmiyor Batı toplumu; Kur'an'ın muazzam bir kitap olduğunu da!

Tecessüs ve tevehhümler ile örgülediği mağarasında yaşamak, kendi uydurduğu masallar ile hayatiyetini devam ettirmek isteyenler olabilir. Bu kadim masalcılara göre Müslüman, kendinden olmayan hiçbir toplulukla iletişim kuramaz; kurmamalı. Tek bir seçenek vardır onlara göre; savaşmak. Oysa İslam'a göre sulh esastır; savaş zaruretin sonucudur.

"Öteki" ile karşı karşıya gelmekten ödü kopuyor bazı Müslümanların. Oysa günümüzde dış dünyaya kapılarınızı kapatınca inzivaya çekilmiş olmuyorsunuz. Ortaya çıkmak, kimliğinizi cesaretle ifade etmek zorundasınız. Hele birileri sizin hakkınızda negatif bir imaj belirlemiş ve bu imajı deli gömleği gibi üzerinize geçirmişse, bir şeyler yapmanız, kendinizi doğrudan anlatmanız şart!

Bazıları öyle vehmediyor ki, "Büyük işler yapabilmek için büyük güçlere boyun eğmek, en azından onların himayesine girmek gerekir." Yazık, hem de çok yazık! Özgüvenden mahrum böyle bir düşünce, ne Müslüman'ın iradesine itimat ediyor, ne Allah'ın inayetine. Düşman figürleri zaman içinde değişse de vehim hep aynı: Müslümanlar kendi başlarına hiçbir şey yapamaz. Yapıyorsa, bu işin içinde bir iş olmalı; en azından süper güçlerin müsaadesiyle bazı şeyler yapılabiliyor olmalı... Zavallı bir ruh hali!

Bağımsızlığın bedeli ağırdır! Çoğu kez dostu şaşırtır, düşmanı öfkeye sevk eder. Sırtını hiçbir fani güce dayamayanlar için birbirine zıt suçlamalar yapılır hep. Çelişkiden kurtulamayan kuşkucu düşüncenin iflası öfkeyi, kibiri, hasedi körükler. Oysa aklın, iradenin, vicdanın; en önemlisi Allah inancının insan ruhuna ilham ettiği ölçüler vardır.

İster karikatür krizindeki çatışmalar, ister Trabzon'daki İtalyan rahibinin öldürülmesi, diyalog çalışmalarının anlamsızlığını değil, bu tür faaliyetlere duyulan ihtiyacın şiddetini gösterir. Meseleyi bir "cemaat aktivitesi"ne indirgemek büyük bir hata olur. Diyanet ya da siyasetin yapacakları da vardır. Ancak hepsinden önemlisi; şu anki vahim duruma binaen, negatif "İslam imajına" razı olmayan her Müslüman'ın meselesidir bu. Pazar günü Turkuaz'da hoş bir röportaj yayınlandı. New York Times, Wall Street Journal, New Yorker gibi yayın organlarında karikatürü yayınlanan genç bir çizer (Kutlukhan Perker), meslektaşlarının İslam'ı hiç bilmediğini, çocuklarımıza İsa, Meryem gibi isimler verdiğimizi duyan yabancıların kulaklarına inanamadıklarını anlatıyordu. Doğrudur! Batılı, bizim gözümüzden İsa Peygamber'i hiç görmedi. Peygamberler Peygamberi'ni doğrudan anlatana ise neredeyse hiç rastlanmadı. İslam'a dair onca önyargı varken Müslüman'ın 'öteki' ile yüz yüze gelmekten kaçması düşünülebilir mi? Her dönemden daha çok bugün Müslümanlar kendilerini anlatmak zorunda; tabii kendi inancına yeterince güveniyorsa, o inanca bağlıysa...

Önümüzdeki günler herkes için (Batılılar için de) "öteki" ile yüzleşme dönemi olacak; çünkü hayatı "öteki" ile bir şekilde paylaşmaya mecbursunuz. Kendi değerlerimizi koruyarak başkasıyla yüz yüze gelmekten ve kendi inanç dünyamızı bizzat anlatmaktan daha tabii ne olabilir. Dünya barışı için başka bir yol var mı ki!