Yazdır

Diyaloğun Başka Bir Boyutu

Yazar: Hüseyin Gülerce, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Karikatür krizinden sonra bir okuyucumdan öğrendim ki yüreği yanan Türkler, özellikle de diyalog çalışmalarının içinde yer alanlar derhal harekete geçmişler. Danimarkalılar için Peygamberimiz'i anlatan özel bir gazete hazırlamışlar ve 50 bin adet basıp dağıtmışlar. Fethullah Gülen'in, Efendimiz'in hayatını anlatan Sonsuz Nur kitabı da Danimarka diline çevrilip 5 milyon nüfuslu Danimarka'da hemen bütün büyük kitapçılara dağıtılmış.

Sonsuz Nur'un yabancı dillere çevrildiğini duymuştum. İngiltere'de diyalog çalışmalarının önde gelenlerinden bir arkadaşımız, bir defasında Sonsuz Nur'u İngilizce tercümesinden okuyan önemli bir şahsiyetin; "Batılılar, ancak böyle bir üslubu kabullenebilirler." dediğini aktarmıştı.

Geçenlerde Samanyolu televizyonunda üçüncüsünü seyrettiğimiz "Diyaloğun Meyvesi" programında bir daha gördük ki, Türkiye'ye ziyarete getirilen Amerikalılar üç şeyden etkileniyorlar. En başta ezan. İlk duyduklarında hayretle dillerinden dökülen söz "Bu da ne?" oluyor. "Bu bir çağrı" diyorlar. "Dünyaya ait olamaz, ötelerden gelen bir davet bu" diyorlar. Sonra gezip gördükleri, dünyaya yayılan barış köprüleri okulların ilham kaynağı özel okullar. Öğrencilerin davranışları, öğretmenlerin fedakarlıkları, modern laboratuvarlar, sevgi, saygı onlarda büyük hayranlık uyandırıyor. Öğrencilerle İngilizce konuşuyorlar, sorular soruyorlar. Ama onları en çok etkileyen çocuklardaki, gençlerdeki o taşkın sevgi, coşku. Edebin ve hayanın harmanladığı tevazu ile taçlanan hürmet. Üçüncü etkilendikleri husus da ziyarete gittikleri esnaf, işadamı, hayırseverlerin gösterdiği misafirperverlik. Bu onları adeta eritiyor. "Evet, Türkiye'ye davet edildik. Bize yakın ilgi gösterileceğini bekliyorduk, fakat bu gördüğümüz ilgiyi anlatmaya kelime bulamıyoruz." ifadeleri hepsinin ortak kanaati oluyor. İnsanımızın samimiyeti, artık tabiatı haline gelmiş güzel davranışları, yani değerlerimizin bezediği insanlığımız, bizim tahmin edemeyeceğimiz kadar müessir oluyor.

Demek ki diyaloğun önemli bir başka boyutu, muhataplarımızın bizi ülkemizde tanımalarıdır. Yurtdışındaki eğitim ve diyalog gayretlerinin içindeki gönüllüler (yabancılar artık ısrarla Gülen hareketi diyor) Türkiye'ye yapılan geziler sayesinde barış köprülerinin çok daha hızlı inşa edildiğini söylüyorlar. İnsanımız güzel hasletleriyle gerçekten gelenleri etkiliyor. Geçenlerde Tayland'daki gönül erlerinden biri ile tanışmıştım. 60 milyonluk Tayland'ın yüzde 88'i Budist. Türkiye'ye bir heyet getirmişler. Onlarda tokalaşmak, sarılmak yokmuş. Selamları iki ellerini göğüs hizasında birleştirip hafif bir baş eğmesi şeklindeymiş. Arkadaş anlatıyor: "Önce Antalya'ya varıyoruz. Çekingen ve ürkekler. Katiyen ellerini uzatmıyorlar. Denizli'de tokalaşma başlıyor. İzmir'e varınca kucaklaşma.. İstanbul'da havaalanından ayrılırken bizler gibi sarmaş dolaş..." Diyaloğun Meyvesi'nde de seyretmişsinizdir. Ülkemiz ve insanımız hakkında peşin fikirlerle topraklarımıza ayak basanlar ayrılırken gözyaşlarını tutamıyorlar.

İnsanımızın hal dilinden etkilenenler sadece başka din mensupları değil. Vakıftaki arkadaşlardan dinlemiştim. (Gelen heyetler zaman zaman Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nda ağırlanıyorlar.) Pakistan'dan gelen heyettekiler mesela bir sabah namazı Eyüp'teki çoğu gençlerden oluşan cemaatten öylesine etkilenmişler ki, biri "Müslümanlığımı yeniden düşünmeliyim." derken, bir diğeri "Babam beni artık camide görünce çok sevinecek." demiş.

Sözün anlatamadığını samimi hal ve davranışlar anlatıyor. Temsil, tebliğin önünde gidiyor.