Yazdır

Yüz Akımız Eğitim Gönüllülerimiz

Yazar: Abdullah Aymaz, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Büyük dertli, sıkıntıların, manevî işkencelerin mengenesinde sıkılırken "Yok mu bir talebem?" dediği zaman "Ben varım!.." diye ruh dünyasına temessül eden Tâhirî Mutlu'nun köyündendi.

Nice eğitim gönüllüsünün yetişmesi için bir bahçıvan hassasiyetinde çalışmış, emek vermiş yavuz bir Anadolu çocuğuydu... Şimdi, ülkemizin dışındaki bahçelere dikilmiş, lâleleri, kardelenleri yokluyor, hallerini hatırlarını soruyor, dertlerini dinliyor ve gelip yine kendi insanımıza aktarıyordu... Olanları, yeni doğuşları onun ağzından dinlemek lazım... Her gün yeniden doğanlardan asla usanılmaz. Benim elime bir yazı tutuşturdu. Ben önce, bir âşığın bir mâşukuna yazdığı, imâlı, benzetmeli bir aşknâme zannettim. Sonra Yemen'in Sana şehrine, bir eğitim kara sevdalısının ilân-ı aşkı olduğunu anladım... Şöyle diyordu:

SANA'M!.. Yaratıcı'nın tezhib süslemesini dağlarla yaptığı şehir Sana. Yüreğimin ucundaki yangının şehri. Kader şehrim...

Uzak tepelerini yangınlar sarmış, akşam alacası düşmüş kenar süslemelerine, bir de renk cümbüşü sardıysa pencereleri ah! Çektirir mi size de ta ciğerlerinize kadar gurbetin gurubunu yaşarken bu uzak diyarların yüreğiniz kadar yakın memleketi...

Sahi yaşanılanlar ne kadar önemli? Ömür dedikleri değil midir ki, zamanınızı verirsiniz karşılığında kendinizi alırsınız. İşte adı benim olmayan, daha zoru adı gurbet olan ama beni bana veren şehir, çünkü ait olduğumun davasının şehri, benim için ilim şehri. Ayağımı basar basmaz öğrenmeye başladığım şehir. İlk emri verenin verdiği emrinin benim üzerimdeki yansımasını hissettiğim şehir, ait olduğumun çilesinin şehri, ait olduğum Yaratıcı'nın benim için dilediği hicret şehri...

Gurbetin ve sılanın birlikte yaşandığı şehir. Gurbet diyorum çünkü, dağı taşı uzak vatanınıza, sıla diyorum ne kadar uzaklarda olsanız da yabancı gibi olamazsınız burada. Çünkü ne zaman size gülümseyen bir yüz görseniz dudaklarından ya merhaba dökülür ya da Allah'ın selamını söyleyiverir, hele bir de Türkiye derseniz 'Kardeş!' der sizin kendi lisanınızla. Nerede gurbet nerede sıla?!..

Gök kubbesini ezanların taçlandırdığı, gecesiyle gündüzünün karıştırıldığı, taş evlerinin nakışlandırdığı bir Arap şehri Sana. Fakat sanki vatanınızdan bir parça kopmuş büyük Arap çöllerinin ortasına düşmüş gibidir; Bâbü'l- Yemen'in uzun çarşı sokaklarında, kâh Edirne'de dolaşırsınız kâh Bursa'da. Asırlar öncesinden bir esinti gelir çarpar yanaklarınıza.

Gecesiyle gündüzünü karıştırıp, yazıyla kışını aynı günde yaşarsınız, rüzgârında kuruyup güneşinde kavrulursunuz; ama ya o eflatun sabahları, bir yaşadıysanız fecir saatinin Sana elbisesini giymiş yeni bir günün o sükutlu başlangıcındaki huzuru, artık tatlı nağmeler şenlendirir dudaklarınızı belki siz de 'Adı Yemen'dir, gülü çemendir, giden gelmiyor, acep nedendir' diye türkü yakanlardan olursunuz.

Ey Sana! Sana yüreğimle geldim! Gönüller dolusu sevgimle geldim! Anadolu'dan geldim! Bakışları hasret kokan anamın, 'Evlat!' dediğinde sesi titreyen babamın dualarıyla geldim. Çünkü, dünyada verebileceği daha fazla şeyi olmayan insanlardanım ben. Belki anlatmasının da yaşanması kadar zor olduğu binlerce ayrılık türküsünden biriyim ama sana talipliyim seni senden Allah'ın emriyle istemeye geldim. Çünkü bilirim vereceği olmayan insanların alacakları olmaz. Çünkü bilirim vatan gönül koymayınca vatan olmaz. Ben sana yüreğimi vermeye geldim; çünkü dünyada verebileceği daha fazla şeyi olmayan insanlardanım ben.

Yaratıcı'nın tezhib süslemesini dağlarla yaptığı şehir Sana. Yüreğimin ucundaki yangının şehri. Kader şehrim, Sana'm!

Bu sözlerden sonra daha başka bir şey eklemeye gerek var mı? İşte yüz akımız eğitim gönüllülerimizin gözünde, gittikleri belde işte böyle âşık olunacak ve vuslat için şeb-i arus için dünürlüğe, istenmeye gidilecek yerler.