Yazdır

Yenilenmenin Esasları-1

Yazar: Hamdi İşcan, herkul.org Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Tefsir profesörü Suat Yıldırım Hocamız, "Bir Portre Denemesi: Fethullah Gülen" adlı kitaba yazdığı takdimde şu an Hocaefendi'nin etrafındaki sevgi hâlesinde kendi akranları, akranlarının çocukları, akranlarının çocuklarının çocukları olarak üç nesli ihtiva eden arkadaş ve dostları olduğunu ifade eder ve der ki, bu üç neslin, onun fikirlerini, davranışlarını, ahlakî gidişatını gözlemleyip onlardan yararlandıktan sonra ilmine, samimiyetine ve düşüncelerinde isabetli olduğuna kanaat getirmiş bulunmaktadır.

Hocaefendi'nin üç nesli ihtiva eden geniş yelpazede rasîn bir itimada, hüsn-ü kabule mazhar olmasını, konumuz açısından iki ana sebebe bağlayabiliriz:

1) Nabzının hep aynı gaye için atması, dehrin hâdiselerinin ona yol ve yön değiştirtememesi , moda düşkünlüğü olarak ifade edebileceğimiz fantastik yenilenme telakkilerinden uzak kalarak "sabit-kadem" durulması gereken noktalarda hep sağlam, dimdik duruşu.

2) Kendini tekrar etme durumuna düşmeden sürekli kendini geliştirmesi, yenilemesi, canlı ve dipdiri kalabilmesi, kalıp mesajını her daim ter u taze sunabilmesi.

Biz, konumuz itibarıyla şimdilik ikinci maddeyi ele alacak ve Hocaefendi'nin yenilenme telakkisi üzerine kısa bir ufuk turu yapmaya çalışacağız.

Esasında Hocaefendi'nin yazı hayatının ilk dönemlerinden itibaren bu mevzuyu ele alıp değerlendirmeye tabi tuttuğunu görmekteyiz. Mesela Çağ ve Nesil serisinin ikinci kitabı olan "Buhranlar Anaforunda İnsan" adlı kitapta " Kendini Yenileme" adlı bir makalesi bulunmaktadır. Burada Hocaefendi, yenilenme derken kastının ne olduğunu, hakiki yenilenmeden ne anlaşılması gerektiğini ifade etmektedir.

Buna göre; " Gerçek yenilenme, kök ve çekirdekdeki safveti koruyarak, verâset yoluyla geçmişten süzülüp gelen bütün kıymetlerin, hâlihazırdaki düşünce ve irfan buğularıyla sentezleri yapılarak daha yeni, daha berrak tefekkür iklimlerine ulaşmaktır. "

Zannediyorum, burada dikkat çekilmesi gereken önemli noktaları iki-üç madde halinde sıralayabiliriz:

Birincisi; gerçek yenilenmenin "kök ve çekirdek" kelimeleri ile irtibatlı olarak tarifinin yapılmasıdır. Buna göre, hakiki yenilenme asla uygun, onu bozmadan, "içerden" ve "tabiî" bir gelişme ve inkişafın adıdır. Dolayısıyla "kök"le irtibatı koparacak her hareket bir yenilenme, bir diriliş hamlesi değil; ölüme doğru atılmış bir adımdır. Aynı zamanda bir milletin kendi fikir çilesi ve zihnî eforundan kaynaklanmayan, kendi ruhunda mayalamadığı yenilenme teşebbüsleri akîm kalmaya mahkumdur.

İkincisi; gerçek yenilenme için geçmişten süzülüp gelen kıymetleri sadece kuru bir nakille bugüne aktarmak, bugüne taşımak yeterli değildir. Geçmişin bütün o değerlerinin günün şartlarına göre hayata hayat kılınması, hayatın içine taşınması, "öz"deki safvete uygun olarak zaman ve zeminin şartları nazar-ı itibare alınarak onların yeniden inşa ve ikame edilmesi gerekir. Merhum Erol Güngör Hocamızın da veciz bir şekilde ifade ettiği gibi müzeler güzeldir ama müzelerde yaşam sürülmez, hayat müzelerde devam etmez. Bu benzetmeden hareketle diyebiliriz ki, eğer gelenek dediğimiz bütün o birikimin belli çağlarda ortaya çıkmış ve sadece o çağlara has şekil, tarz, yol-yöntem ve argümanları varsa, onların aynen bugüne taşınması fıtrat kanunlarıyla, zamanın ruhuyla çatışma demektir. İşte "tecdid" veya "yenilenme" ne dersek diyelim, o, temel dinamikleri gözardı etmeksizin, onlara sımsıkı sarılarak başlangıç noktasındaki safvete ulaşma adına yapılan saykıllama/cilalama-parlatma hareketinin adıdır.

Üçüncüsü; yenilenme; geçmişi/geleneği adeta didik didik edip o malzeme üzerinde analiz ve sentezlerde bulunarak yeni tahlil ve terkiplerle daha önce yaşanmayan ve çağla birlikte ortaya çıkan problem ve tıkanmalar karşısında alternatif proje ve çareler üretmek demektir. Dolayısıyla geleneğin temel kaynaklarına inmek çok önemli bir iş olmakla birlikte herşey demek değildir. Tabii aynı zamanda redd-i mirasla, köksüz bir halde dışardan gelen her şeyi "yeni" olarak görüp onlara dört elle sarılmanın da herhangi bir kıymet-i harbiyesinden, onların yenilenme için getirdiği herhangi bir pozitif enerjiden bahsetmek mümkün değildir. O zaman yapılması gereken hem geçmişin temel kaynaklarına inme, onları hallaç etme, bu uğurda zahmet ve sıkıntıları göze alarak ciddi bir cehd ve azim sergileyebilme; hem de mustatil fikir çileleriyle onları derinleştirme, zenginleştirme, yeni sentezlere varma ve bu yolda aşkın bir performans ve gayret ortaya koyabilmektir.

Konunun bütünlük içinde anlaşılması adına, şimdi de "Zamanın Altın Dilimi" kitabındaki " Yeniden Varolma" makalesine uzanmak istiyoruz. Bu makalenin ilk paragrafında Hocaefendi, eksiksiz, tam bir yenilenmenin ancak ruh, zeka, his ve iradenin müşterek gayretleriyle mümkün olabileceğini belirttikten sonra mantıkî yenilenmenin temel esaslarını şöyle maddeleştiriyor:

1) Ruh gücünü, bütünüyle kullanmak,
2) geçmişten gelen bilgileri eksiksiz değerlendirmek,
3) sürekli olarak ilhâm ve mâneviyât esintilerine açık kalabilmek,
4) körükörüne taklîdlere takılıp kalmamak
5) ve her zaman nizâmîliği tâkip etmek.

Burada bilhassa son iki madde üzerinde durmak istiyoruz. Yenilenmenin önündeki en büyük engellerden biri geçmişten kopukluk ise, diğeri de geçmişe saygıyı şuursuz taklide indirgeyip inşa ruhunu âtıl halde bırakmaktır. Taklid, geçmişin körükörüne tekrarı şeklinde olabileceği gibi, bazı yönleri itibarıyla, mesela fen ve teknolojideki, maddi sahadaki üstünlükleri sebebiyle önde bulunan milletlerden gelen herşeyi sorgusuz-sualsiz kabul etme, işin esası ve özünü kavramadan hayranlık ve özenti duygusuyla her yönüyle onların mukallidi olma şeklinde de ortaya çıkabilir. İster öyle-ister böyle, şüphesiz her iki halde de, bu şabloncu mantık, yenilenme ruhunun kolunu-kanadını kıracak, onu felç edecek bir etkiye sahiptir.

"Nizamîliği korumak" da, yenilenmenin sıhhatli bir şekilde devam ettirilmesi adına temel bir dinamik olarak sayılıyor. Nizamîlik, yukarı doğru çıkarken merdiven basamaklarındaki tertibe riayet ediyor gibi, hiçbir safhayı atlamaksızın, yapılması gereken herşeyi belli bir usul içinde adım adım takip etmek demektir. Yenilenme, bilhassa toplum ve milletler için uzun soluklu bir süreç olduğundan sistemli, düzenli bir hareket planı ve aktif bir sabır anlayışı gerektirmektedir. Aynı zamanda yenilenme süreci kendi içinde "tutarlı" olmak mecburiyetindedir. Birbirini nakzedecek, birbirini ifna edecek her hareket ve hamle yapma-bozma gel-gitleri içinde yenilenme heyecanının boşa sarfedilmesine ve geniş kesimler üzerinde güven krizinin oluşmasına sebebiyet verecektir.

Umumî manadaki yenilenme telakkisi üzerine bazı tesbitlerini aktardıktan sonra, şimdi de Hocaefendi'nin küreselleşen bugünkü dünyanın şartları açısından, günümüzdeki yenilenmenin nasıl olması gerektiğine dair ortaya koymuş olduğu bazı esasları görmeye çalışalım.

"Ruhumuzun Heykelini Dikerken" adlı kitabındaki birçok makalede yenilenme mevzuunu ele alan Hocaefendi, bilhassa " Yarınki Dünyaya Doğru" isimli makalesinde, bahsini ettiğimiz açıdan konuyu değerlendirmeye tabi tutmaktadır.

Burada Hocaefendi, inkar edilemez bir vakıa olarak, günümüzde İslam toplumunun, yeniden bir "ba'sü ba'del'l-mevt"e, aklî, ruhî, fikrî melekelerde ciddi bir ıslaha, bir dirilişe ihtiyacı olduğunu hatırlattıktan sonra, bu dirilişin "dinin orijinini koruma ciddiyet ve gayreti içinde" gerçekleştirilmesi gerektiğini ilk şart olarak ifade ediyor. Daha sonra "nasların esnekliğinin vadettiği genişlik ve evrensellikte her zaman ve her mekanda, her sınıf insanın ihtiyacını karşılayacak ve bütün hayatı kucaklayacak olan" bir proje halinde günümüzde olması gereken yenilenmeyi resmediyor.

Aynı makalede; geçmiş dönemlerde, medeniyetimizin esasını teşkil eden bu mübarek sistemin, nice kereler tecdid ve ıslaha kapı araladığını, bu manada umumiyetle, mezheplerin, fıkıh ve hukuk sahasındaki yenilikleri temsil ettiğini; tasavvuf sahasındaki müesseselerin kalbe ve ruha giden yolları işleyip şehrah haline getirdiğini; mektep ve medresenin de, bize ait olduğu dönemlerde, varlık ve kainatın manalandırılmasıyla meşgul olduğunu belirten Hocaefendi, sözü günümüzdeki yenilenmeye getirip, diriliş erlerine himmetleri şahlandırıcı şu ufku göstermektedir:"Bugün gerçekleştirilmesi düşünülen tecdit ve dirilişe gelince o, bütün bunların uzlaştırılması ve hepsinin bir tek platformda ele alınmasıyla mümkün olacaktır ki, bu da, hemen her meselede, kalıptan sıyrılarak öze, şekilciliği terkederek ruha yönelmekle tahakkuk edecektir. Yani inançta yakîne, amelde ihlâsa, duygu ve düşüncede ihsâna yönelmekle... "

Nasipse, bir sonraki yazıda, mevzuyu bilhassa iç dünyamıza bakan yönü itibariyle ele alıp sunmaya devam edeceğiz.