Yazdır

Die Welt (Dünya) O'nu Konuşuyor

Yazar: Muhammet Mertek, Zaman Avrupa Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Yıl 1936. Tam yetmiş yıl önce Bernhard Shaw, Gerçek İslam adlı eserinde şöyle yazıyor: Eğer herhangi bir dinin gelecek yüzyıl içinde İngiltere ve Avrupa üzerinde hakim olma şansı olacaksa, o din İslam'dır."

Yıl 1974. Chicago Üniversitesi'nden Amerikalı psikanalizci Jules Masserman Amerikan "Time" dergisi için üç ölçüden hareketle tarihin en büyük manevi liderinin kim olduğunu araştırıyor. Bu liderin, toplumunun refahını sağlamış, insanların kendilerini güvende hissettikleri sosyal bir teşkilat kurmuş ve insanlara komple bir inanç sistemi sunmuş olması gerekiyor. Masserman'ın elde ettiği sonuç: "Bütün zamanların en büyük lideri, bu üç şartı da eksiksiz yerine getiren Muhammed olmuştur."

Yıl 1978: Astronom, matematikçi, avukat ve şah şampiyonu Michael H. Hart tarihin en etkin yüz şahsiyetinin bulunduğu bir liste hazırlıyor. Sonucu kendinden dinleyelim: "Birbiriyle kıyaslanamayacak dünyevi ve dini etkinin oluşturduğu kombinezondan hareket edildiğinde, insanlık tarihinin en etkin şahsiyetinin Muhammed olduğunu düşünüyorum."

Alman Die Welt gazetesinde (11. 02. 2006) Sevilen Peygamber başlıklı makalede, yukarıdaki bilgilerle birlikte, Johann Wolfgang von Goethe, Mahatma Ghandi, Edward Gibbon, Simon Oakley, Thomas Carlyle, Muhammed Ali, Yusuf İslam, Malcom X, Murad Hoffmann, Ayyub Axel Köhler gibi birçok insanın Hz. Muhammed Aleyhisselam'a meftun oldukları hoş bir üslupla anlatılıyor. Yazar Dietrich Alexander'i ve gazeteyi sadece bu makaleden dolayı tebrik ediyorum. Yalnız bu makale diyorum, zira iç sayfalarda yine Müslümanları aşağılayan yazılar yok değil. Birinin başlığı aynen şöyle: 'Sürü azdı.'

Evet biz yine Sevilen Peygamber'e dönersek, yazı son aylardaki karikatür hakaretlerine verilen en büyük cevap niteliğinde. Böylesi yayınların artması okur tepkisiyle yakından ilgili olduğundan Die Welt gazetesini ve yazarını mutlaka e-maillerle vs. tebrik etmek gerekiyor. Batı kamuoyunun İslamiyet'in temel değerlerini tanıyabilmesine büyük katkı sağlayacak bu tür yayınlar sayesinde, Hz. Muhammed Aleyhisselam'ın Müslümanlar için, kutsallığı tartışılmaz bir değer olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Karikatürlerle kendilerine saldırılmış duygusuna kapılan Müslümanların verdiği demokratik tepkilerin basın ve fikir hürriyetiyle de hiç ilgisi olmamasına rağmen, malesef ısrarla konu o zemine çekilmeye çalışıldı ve Müslümanlar aleyhine kullanıldı. Bu kasıtlı ve haksız hamlenin sonuç itibariyle hayırlara vesile olması en büyük temennimiz.

Niçin buna benzer süreçler Hz. Muhammed Aleyhisselam'ın daha fazla tanınmasına vesile olmasın? Neden o büyük Peygamber değişik yönleriyle doğru şekilde gündeme getirilmesin? Artık birçok dilde çok güzel eserler hazırlanıyor. Mesela kısa sürede birçok Almanca kitap neşreden Fontaene Yayınevi tarafından Fethullah Gülen Hocaefendi'nin iki ciltlik Sonsuz Nur kitabı tek cilt halinde "Muhammad, Der Gesandter Gottes - Das Leben des Propheten" adıyla yayınlandı. Bu enfes kitabı herkesin okuyup, eşine dostuna hediye etmesinin tam zamanı değil mi? Dünya gündemindeki Hz. Muhammed Aleyhisselam'ı en iyi şekilde tanıtabilmek için niçin bu ve benzeri kitaplar her tarafa ulaştırılmasın? İşte en güzel tepki yolu…

Avrupa'da karikatür olayıyla dışa vurulan, aslında Hz. Peygamberin karalanmasından ve Müslümanların onuruyla oynanmasından öte, "Din-dışı paradigmanın hükümranlığının" ömrünü biraz daha uzatma çabasıdır.

Ali Bulaç'ın Niçin İslamiyet yazısında (Zaman, 13.02.2006) belirttiği gibi, "modern dünyadan rahatsızlık duyan her toplumsal kesim ve her insan çeşidi kızgınlığını, muhalefetini İslamiyet'le veya İslamiyet üzerinden ifade ediyor. (…) Modern sistem ve onunla birlikte küresel ölçekte gelişmekte olan bir tahakküm ideolojisi bundan bir şekilde rahatsızlık duyuyor" olsa da, Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamber'in ortaya koyduğu insanî, ahlakî ve içtimaî altın prensiplere dünya toplumlarının ihtiyacı gün geçtikçe artıyor. Kim bilir, "hayatı domine eden fizikî gerçekliğin 'hakikat' yerine geçtiği pratik materyalizm, Tanrı'ya kulluğu reddeden hümanizm ve varlığı her türlü aşkın, öte ve batın/içkin boyutlarından boşaltan pozitivist sekülerliğin" hakim olduğu toplumların İslamiyetin temel dinamiklerine gerçek manada ilgisi belki de böyle çalkantılarla mümkün olacak ve Berhard Shaw'ın dediği gerçekleşecektir.