Yazdır

Diyalog ve Direniş

Yazar: Hayrettin Karaman, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
İslami kesim diye adlandırılan topluluğun fert ve grupları arasında son bir iki yıl içinde, diyalog konusunda kıyasıya bir kavga hüküm sürüyor. Bu tartışmaların/kavganın tarafları ve destekçileri var. Karşı çıkanlar "dinler; yani farklı dinlere inananlar arasındaki diyalog"un bozulmaya, öteki dinlerin Müslümanlar arasında meşruiyet kazanmasına ve yayılmasına sebep olduğunu, "siyasi alanda diyalog"un ise emperyalistlerin emellerine hizmet ettiğini ve Müslümanların emperyalizme karşı direnişlerini zayıflattığını iddia ediyorlar. Taraftar olanlar ise her iki diyalog çeşidinde de öne sürülen sakıncaların bulunmadığını, bunlara karşı tedbir almanın mümkün olduğunu, askeri ve ekonomik bakımlardan zayıf olan Müslümanların diyalog sayesinde kendilerini ve tezlerini farklı olanlara anlatma imkanı bulduklarını, yine diyalog sayesinde emperyalizme karşı olan, İslam düşmanlığını kabullenmeyen Batılı müttefikler elde edildiğini, bunların da yardımı ile uluslararası iş ve ilişkilerde önemli ve yararlı sonuçlar elde edildiğini ifade ediyorlar.

Her iki tarafın iyi niyetli olanları arasında, diyalogun fayda ve zararlarını tartışmak, birbirlerini uyarmak şeklindeki ilişkilere bir diyecek olamaz; daha doğrusu olması gereken budur. Ama birçok meselede olduğu gibi bu konuyu da kamplaşmaya, karşılıklı ithamlara (hamakat, hiyanet, ötekilerle işbirliği vb. ithamlar), hatta tekfire kadar götürmenin de âlemi yoktur.

Diyalog Müslümanların kimliklerine zarar vermemeli, çıkarlarına aykırı kullanılmamalı, değerlerini koruma vazifelerinde gevşemeye sebep olmamalıdır. Ama bu gibi sakıncalara karşı gereken tedbirler alınmış olarak (alındığı kanaatine sahip bulunarak) girişilen diyaloglara karşı çıkmak da yersizdir, faydasızdır, hatta zararlıdır. İslam dünyasının bir araya gelerek, uygun şekillerde örgütlenerek, "ötekinden dost ve müttefiklere muhtaç olmadan" değerlerini, "onlara düşman veya onlar üzerinde gözü olanlara karşı" korumaları mümkün müdür? Mümkün ise bugünden başlansa bu birlik, örgütlenme ve koruma ne kadar zamanda başarılabilir? O zamana kadar atı alan Üsküdar'ı geçmez mi? Dünyada bir ortak akıl, ortak vicdan, ortak/evrensel insani değerler yok mudur? Varsa bunları temsil eden, bunlara bağlı olanlarla temasa geçip dünyada barışı, adaleti ve huzuru tesis etmek, zulmü engellemek için birlikte çalışmanın ne zararı olabilir.

Bu vesile ile sevgili İbrahim Kalın'ın, Uyanış dergisinin son sayısında (Sayı: 33) çıkan "Türkiye'nin ince gücü" başlıklı yazısının okunmasını tavsiye diyorum. Önemli bir kısmı diyalog çerçevesinde gerçekleşebilecek birçok sivil faaliyetin oluşturduğu ince gücün, askeri ve ekonomik güçten önemli olduğunu bu yazı açıkça ifade ediyor.

Bir fikir vermek üzere şu cümleleri nakledelim:

"İnce gücü pek çok unsur besler: Eğitim, üniversiteler, sanat, yazılı ve görsel medya, ülkelerarası forumlar, sivil toplum kuruluşları, ekonomik işbirliği platformları, filim, şiir, edebiyat, tercüme eserler ve bir toplumun reel yaşam alanına ilişkin diğer bütün etki alanları..."