Yazdır

Kolay Zordur, Zor da Kolaydır!

Yazar: Ahmet Kurucan, Zaman Tarih: . Kategori 2008 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Müslümanların bir tek gaye-i hayalleri vardı; ebedi ahiret yurdunu, Allah'ın rıza ve rıdvanını kazanmak. Bunun yolu ise dini en ince detaylarına kadar yaşamakla mümkündü. Hz. Peygamber'in (sas) evdeki ibadet hayatını öğrenince belki de onu azımsayarak namaz, oruç ve evlilik konularında yemin eden sahabelerde, sabahlara kadar evinin çatısında başkalarının dikili bir baca veya sütun zannedeceği ölçüde kendini ibadete salan tabiinden bazılarında ve sonraki nesillerde aynı anlayışı farklı seviyelerde görmek mümkündür.

Misaller uzatılabilir ama fikir vermek maksadı hasıl oldu sanırım; amelî iman adına hemen herkesin sürekli 'hel min mezid; daha yok mu' dediği böylesi bir yapıda şekillenen dinî anlayış başka türlü olamaz. Bu arada fukaha, halk arasında bilinen şekliyle 'fetva ve takva' çizgisinde içtihadlarını sürdürmüştür ama onları hayata taşıyacak olan kişilerin tercihi baştan bellidir.

Öte yandan bu anlayışı toplumda sürekli kılacak başka unsurlar da vardır. Söz gelimi, bizim bugün tasavvuf başlığı altında müstakil bir ilim dalı olarak incelediğimiz bir dünya ve dünyada yer alan düşünceler, yorumlar, Allah'ta, O'nun emir ve yasaklarında, O'nun rıza ve rıdvanında kendini fani gören şahsiyetler, model insanlar. Dünyada iken ukbayı yaşayan şahsiyetler bunlar. Ukba için dünya cehennemine katlananlar, âbide insanlar da diyebilirsiniz. Bu düşünce ve halleriyle topluma bizatihî örnek olan bu şahısların tercihleri elbette içinde yaşadıkları toplumu etkiliyor ve karşımıza kendiliğinden Fethullah Gülen Hocaefendi'nin isimlendirmesi ile bir 'azimet fıkhı' çıkıyordu.

Yeri gelmişken hemen ifade edelim; Hocaefendi'nin bir teklifi var bu noktada. Der ki: "Keşke birileri fıkıh kitapları arasına dalarak tamamıyla tabii şartlar içinde oluşmuş bu azimet fıkhî içtihadlarını, onların hayata mal olmuş formlarını bir araya getirse." Yanlış anlaşılmalara meydan vermemesi için de ilave eder Hocaefendi: "Gerçi o dönem insanı için, azimet fıkhı ve ruhsat fıkhı diye bir ayırım söz konusu değildir ama 14-15 asır öteden o topluma bakınca, bu ayırım kendini net bir biçimde göstermektedir."

Bugün bizim elimizde mütedavil bulunan birçok fıkıh kitabı, o dönemin içtihadî yaklaşımlarını havidir. Fıkhî açıdan yaşanan İslam olarak nesilden nesile bize intikal eden dinî hayat yapısı da aynı çizgidedir. Bizim değerlendirmelerimize göre bugün zor olan bir şey o dönem insanı için kolaydır.

Yalnız bu yaklaşımda Müslümanlar tarafından bir türlü kontrol altına alınmayan Batı'nın başkalaştırıcı, ezici, dönüştürücü hegemonyasını hesaba katmak lazım. Asırlardır devam eden bu manzara karşısında İslam dünyasında birçoklarınca temsil edilen korumacı anlayış, zoru tercihle İslamî kimliği muhafaza edeceğini samimane düşünmüştür ve hâlâ düşünmektedir. Gerçi buna problemlerle yüz yüze gelmekten kaçmak ve iki kutuplu dünya şartlarında oluşmuş fıkhı devam ettirme gibi düşüncelerle itiraz edenler de vardır. Her iki tarafın da kendine göre haklı yanlarının olduğu bu müzakereye girmek, bizi mihverimizden uzaklaştırır.

Bir temenni ile bitirelim isterseniz; keşke, biz de sahabe, tabiin ölçüsünde dindar olabilsek! Keşke, biz de onlar gibi iradî olarak ukbayı dünyaya, zoru kolaya tercih edebilsek! O zaman, zor, kolaylardan kolay, kolay da zorlardan zor olur. Zor, zor gibi gözükür ama kolaydır. Kolay, kolay gibi gözükür ama zordur. Bir başka tabirle bu seviyedeki insan için kolayla zor, terk-i mevki eder. İşte o zaman neden hep zor ön plana çıkartılıyor demez, böyle bir soru sorma ihtiyacı hissetmeyiz. Ama gel-gör ki hayatın tabii gerçekleri var bizi esir alan. Zaten o gerçekler değil mi bizi bugün bu durumlara sokan!