Yazdır

Bakü'den Görünen Ergenekon

Yazar: Mümtaz'er Türköne, Zaman Tarih: . Kategori 2009 Köşe Yazıları

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 
Hafta sonunu Azerbaycan'da geçirdim. Güzel bir ülke. Güzel bir doğası ve güzel insanları var. Sizi sımsıcak sarıp sarmalayan dostluk Türkiye'den daha sıcak.

Bazen Türkiye'ye durup dışardan bakmak lâzım. Azerbaycan "dışarısı" değil. Ama yine de farklı açılar veriyor insana.

Türkiye, Türkiye'den ibaret değil. Türkiye geniş bir coğrafyaya yayılmış. Azerbaycan'daki Türk okullarının tecrübesi, neredeyse Azerbaycan devleti kadar eski. Uzak mesafeleri ve tarihleri aşan hayaller gerçeğe dönüşmüş. Gerçeklerin soğuk yüzü her zaman acı bir tat bırakır. Okullar, bu yakıcı gerçekleri önce insanî bir kalıba dökmüş, sonra üzerine emek ve fedakârlık eklemiş ve sabırla deveyi iğne deliğinden geçirmiş. Osmanlı'nın son yüzyılına şekil verenler, ışığı bu coğrafyadan almışlardı. 20 yıl sonrasının Azerbaycan'ı Türkiye'ye birçok alanda ışık tutacak gibi görünüyor. Burada görev yapan eğitim ordusunun bu parlak gelecekteki sürükleyici rolünü kadirşinas tarihçiler unutmamalı.

Azerbaycan'daki Türkiye tevazuun, feragatin, emeğin ve saygının eseri. Kimsenin kimseye üstünlüğü yok. Sabır ile halis niyetlerle yola çıkıp emeğinizi gözleri pırıl pırıl parlayan çocuklara adadığınız zaman gönlü olan herkesi fethetmeniz mümkün. Türkiye'nin dışında, kaynağı Türkiye olan parlak bir mucize gerçekleşmiş. Eninde sonunda herkesin mutlaka farkına varacağı bir mucize.

Bakü, mucizeler peşinde koşarak ve çıtayı hep daha yükseğe kaldırarak geleceği kuşatma altına alan yarının elitleri ile habire ayağına kurşun sıkan eskimiş yönetici eliti karşılaştırma fırsatı veriyor. Ayağına kurşun sıkanlar Ergenekoncular. Kandan, acıdan ve kargaşadan iktidar hesapları çıkaranlar. Türkiye'nin karanlık geçmişinin hükümranları.

Türkiye geçmişinin parlak birçok fırsatını, bu doymak bilmez iktidar ve güç sapkınlarının hırsına kurban etti. Hakkınız olmayan bir şeyi ancak suç işleyerek elde edebilirsiniz. Suç ise başkasının hukukuna karşı işlenir. Türkiye'nin militer yönetim geçmişi, halka ait olan iktidar hakkının silahla gasp edilmesinden ibaret. Hukuk dışına çıkanlar kendi iktidar haklarını inşa etmeye girişiyorlar. Bugün Ergenekon adıyla karşımıza çıkan örgüt, bu hukuk dışı iktidar ayrıcalığını sağlamakla görevliydi. Bunun için cinayetler işlediler. Toplumu düşman kamplara bölmeye çalıştılar. Komplolara, kumpaslara kafa yordular. En kötüsü, üzerine oturacakları iktidar koltuğu kadar küçük bir Türkiye'ye razı oldular. Hakkı olmayanı gasbeden "benim olsun ama küçük olsun" hesabına girişir. Türkiye'nin yakın geçmişinde ödediği bir yığın fatura bu hesabın eseri değil mi? Sahip olduğumuz birçok şeyi, bazen canımızı bile bu hesaplar yüzünden kaybetmedik mi?

Ergenekon davası, devletin içine yerleşmiş bir suç örgütünün kulağından yakalanıp yargının önüne çıkartılmasından ibaret değil. Bu örgütün yok edilmesi, hukuk güvencesi altında yaşamakla sınırlı değil. Ergenekon'dan kurtulmuş Türkiye düşmanlıklardan, enerjisini tüketen kin ve nefretten de uzaklaşmış bir Türkiye. Karşılıklı hoşgörünün getireceği uzlaşmayı, barışı, huzuru ve bu sayede katedeceği mesafeleri hayal edin.

Tıpkı Azerbaycan'a yıllar önce bu hayalle gelen öğretmenler gibi.

Ergenekon bataklığı kuruyor. Türkiye, bir örneği Azerbaycan'da somutlaşan bir huzur ve barış kuşağının ortasında yolunu bulmaya çalışıyor. Bu kuşağı oluşturan güç ise Türkiye'nin içinde. Asırlık kavgaları, düşmanlıkları bir kenara bırakıp, Türkiye'ye biraz dışarıdan bakmak lâzım. Kabuk dar geliyor, öyleyse kırılmalı. Emek, saygı ve hoşgörünün sağladığı güç sadece Türkiye'ye değil bölgeye de çok şey kazandıracak.

Azerbaycan hızla değiştirdiği kabuğu ile bu yolu aydınlatıyor.