Yazdır

ABD'de Yazılan Her Şeye Neden İtibar Edilemez?

Yazar: Ali H. Aslan, Zaman Tarih: . Kategori 2009 Köşe Yazıları

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 
Amerika'da basılan Middle East Quarterly (MEQ) dergisi, son sayısının bir bölümünü Türkiye'ye ayırdı. 'Türkiye'nin İslamcı tehlikesi' ana teması altında iki makale yayınladı. Bunlardan biri AK Parti'yi, diğeri Gülen hareketini hedef alıyor.

Normalde Amerika'da özellikle akademi camiasında pek ağırlığı olmayan bir dergide çıkan şeylerle Türk kamuoyunu meşgul etmeye değmezdi. Ancak Türk basınının Amerika'da Türkiye'ye ilişkin yazılan ve işine gelen şeyleri sanki çok büyük haber değeri varmış gibi koca puntolarla sütunlara taşıma geleneği, bizi de bazı hususları açıklığa kavuşturmaya mecbur bırakıyor.

Aslında doğru sorular sormak suretiyle dış kaynaklı bir yorumun önem derecesini test etmek ve şifrelerini çözmek mümkün. Mesela, yazı nerede yayınlanmış, yayın organının tirajı nedir, yayın politikası nasıldır, okur kitlesi kimlerdir, ne derece etkilidir, yazar kimdir, yazarın uzmanlık derecesi nedir, hangi düşünce ekolündendir, hangi çıkar gruplarıyla bağlantılıdır, o grupların gündemi nedir, vb. sorulara verilecek cevaplar, yurtdışında çıkan yayınların sağlıklı bir yere oturtulmasına katkıda bulunabilir. Şimdi son MEQ makaleleri bağlamında bu sorulara cevap arayalım ve büyük resmi ortaya çıkarmaya çalışalım.

MEQ dergisi, Amerika'da daha çok bir kısım sağcı Yahudilerin başı çektiği, yarı akademik nitelikte, düşük tirajlı bir dergi. Akademik ve siyasî çevrelerde gündem oluşturmaya çalışır. Amerikan akademi camiasında objektif ve sağlam bir kaynak olarak addedilmez. Washington'da dergiye itibar edenler ise daha çok İsrail ve Amerikan sağı ile neocon çizgideki kesimlerdir. Bu çizgi, Bush yönetimi döneminde Amerikan dış politikasını, çapıyla orantısız ölçüde tesiri altına almıştı. Ancak özellikle Irak Savaşı sürecinde yaşanan fiyaskolar, nüfuzlarını oldukça azalttı. ABD ve İsrail'deki sol ve liberal çizgiye daha yakın olan Obama döneminde zaten sınırlı olan tesiri iyice kırılacaktır. Middle East Quarterly'nin yayımcısı; Daniel Pipes. Genel yayın yönetmeni ise neoconların amiral gemisi American Enterprise Enstitüsü'nde de çalışan Michael Rubin. Ortadoğu konusunda görüş ve analizleri birinci dereceden İsrail'i koruma güdüsüyle şekillenen bu isimleri Türk kamuoyu aslında biraz tanıyor. (Tabii bunda, Washington'da çok küçük bir figür olan ve Türkiye konusunda hiçbir ciddi akademik çalışması bulunmayan Michael Rubin'i olur olmaz sayfalarına ve ekranlarına taşıyan medyamıza çok şey borçluyuz!

CHP çizgisine paralel İslami refleksler

Yayıncıların Müslümanlıkla ilgili her şeye derin kuşkuyla bakan, çoğu gözlemciye göre İslamofobi derecesindeki önyargılı yaklaşımları, dergilerinin karakterine de yansıyor. MEQ, Türkiye'de dinî kaygılar taşıyan hemen her siyasî ve toplumsal hareketi akut ya da potansiyel tehdit olarak görüyor. İslamî konulardaki reflekslerinin CHP çizgisine paralelliği dikkat çekici. Zaten matbu ve kişisel kaynaklarının çoğu Kemalist laikçi elitten ibaret. Dolayısıyla bu dergide, aynen o kesimler gibi, mesela Ergenekoncuların avukatlığını yapma ve meselenin üzerine gidilmesini isteyenleri karalama eğilimi görülüyor. Her ne kadar askerî darbeleri açıktan savunmasalar da, 'düşmanımın düşmanı dostumdur' felsefesiyle aslında özünde anti-Amerikan, anti-İsrail ve antisemitik olan bir aşırı-milliyetçi darbeci oluşumun ortadan kaldırılmasını kısa vadede çıkarlarına ters buluyorlar.

Gülen hareketiyle ilgili olumsuz ve tek yanlı makaleye imza atan Rachel Sharon-Krespin, İsrail'de uzun yıllar yaşamış bir Türk-Yahudisi. Dış politika camiası şöyle dursun, Amerikan Musevi cemaatinde dahi tanınan ve öne çıkmış birisi değil. Yahudi lobisinden önemli bir kaynağımız, Krespin'i hayal meyal tanıdığını, Türkiye konusunda ciddi bir uzmanlığı olmadığını söyledi. Zaten makalesindeki dipnotlara bakılırsa çoğunlukla işine gelen gazete haber ve makalelerinden alıntılar görülüyor. Yazdığı konularla ilgili ciddi bir akademik eser okuduğuna dair delil yok. Verdiği bilgiler ve ortaya koyduğu argümanlar, Türkiye'den muayyen dezenformasyon kaynaklarından yardım aldığı izlenimi oluşturuyor. Sosyal çevresinde de statükocu ve laikçi fundamentalist zihniyetin diasporadaki temsilcileri var.

Krespin'in mensubu olduğu MEMRI ise İsrail sağı perspektifinden dünya basınını tarayıp Washington ve diğer Batı başkentlerinde kamuoyu oluşturmaya çalışan bir araştırma kuruluşu. MEMRI'nin kurucusu İsrail vatandaşı Meyrav Wurmser, ABD Başkan Yardımcısı Cheney'nin dış politika danışmanı neocon David Wurmser'in hanımı. Bayan Wurmser, tartışmalı Hudson Enstitüsü'nde çalışıyor. Adı geçen çevrelerin uluslararası politika alanında dünyanın en prestijli dergilerinden Foreign Policy'nin Fethullah Gülen'i en seçkin 100 entelektüel arasına koymasını bir türlü hazmedemediği anlaşılıyor. Türkiye'den neş'et eden bu önemli zat ve hareketle ilgili hukukî yollarla defalarca aksi ispatlanmış bazı iddiaları tekrar tekrar pişirip kafa karıştırmaya çalışıyorlar.

Sözün özü, Amerika'da yazılan her şeyi büyütmemek gerekiyor. Yukarıda arz ettiğim kıstaslarla, MEQ tipi yayınların ve Türkiye'ye ilişkin tespitlerinin fazla ciddiye alınacak bir tarafı yok. Bu tür ajitasyonlarla ne ABD, ne İsrail ne de Türkiye'nin çıkarlarına yapıcı bir katkıda bulunmak imkânsız. Diğer yandan, faillerin İsrail ve Yahudilikle bağlarından dolayı da yanlış genellemelere gitmemek, münferit hataları ılımlı çoğunluğa teşmil etmemek şart. Hele Gazze'de yaşanan felaketlerden dolayı duyguların şahlandığı bir dönemde, her zamankinden çok itidale ihtiyaç varken...