Yazdır

Manduhai

Yazar: Abdullah Aymaz, Zaman Tarih: . Kategori 2009 Köşe Yazıları

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 
Meltem Çalıkoğlu, Moğolistan'a giden eğitim gönüllülerinin bir kısım hatıralarını bir araya getirecek roman sürükleyiciliğinde ibret ve bilgi verici bir eser yazdı.

"Manduhai," Türk Koleji'ni birincilikle kazanan bir kız... Ama kendisini köyden gelmiş arkadaşlarından farklı gören, kendileriyle ilgilenen belletmen güleç yüzlü ablaları için bile bunlarda nereden çıktı, der gibi tavır takınan birisi.

Manduhai, ilk zamanlarda bir gün yurtta uyuyup kalmıştı, Gül isimli belletmen "Manduhai, iyi misin canım? Arkadaşların etütte... Seni göremeyince merak ettim." dedi. O ise "İyiyim, bir şeyim yok." diyerek kalktı ve "Neden merak ettiniz. Benim annem değilsiniz siz, az sonra inerim ben etüde." diye cevap verdi. Gül gidince de "Bekle belki gelirim." diyerek CD çalarını aldı, kulağına taktı ve yatağına uzandı

Bir akşam Manduhai hastalanmış ve ateşler içindeydi. Bunu fark eden Gül, sabaha kadar ilaçlar vererek ve ılık suda ıslattığı küçük havluyu alnına koyarak, başında bekledi. Ara sıra sayıklayan Manduhai'nin yanına gelen arkadaşı Battuya "Görüyorum ki, daha iyisin Gül abla bütün gece yanındaydı. Ne kadar şanslıyız değil mi? Annemiz yanımızda değil ama bir melek bizimle..." dedi. Manduhai çok şaşırmış ve duygulanmıştı.

Manduhai'nin annesi Tsesge Hanım olanları öğrenince ertesi günün akşamı, pahalı bir kaşmir battaniye ile Gül'ün ziyaretine geldi. Gülün odasının soğuk olduğunu ve onun gayet ince bir battaniye ile ısınmaya çalıştığını önceden fark etmişti. Gül'e "Sen hastalanırsan kızım bu gurbette sana kim bakacak? Annen sayılırım bunu kabul et!" diyerek takdim etti.

Manduhai bir ara bir hayal kırıklığına uğramış ve kısa süreli bir bunalım geçirmiş hatta odasını kilitleyip kimseyi içeri almamıştı. O zaman Gül ablası ona teselli edici en güzel sözleri söyledi ve sonra da "Hem sen, kimin ismini taşıyorsun hiç düşündün mü? Manduhai... Kimdir Manduhai? Kraliçe Manduhai, eşi Manduul Han ölünce, ağlayıp sızlanarak bir köşeye çekilmemiş, aksine ülke idaresini ele almış. Moğol tarihinin ilk ve tek kraliçesi olmuş. Hatta ikiz çocuklarına hâmileliği sırasında, patlak vermiş bir savaşa bizzat katılarak kazanmasını bilmiş. Şimdi en zor anlarda bile yılmadan olayların üzerine gitme cesaretini gösteren böyle bir kraliçenin adını taşırken sen nasıl olur bu kadar kolay yılgınlık gösterirsin?" dedi.

Türkiye gezisi söz konusu olunca bir öğrenci "Merak edilecek neyi varmış Türkiye'nin? Hem bunlar neden bizim ülkemizdeler? Kesin başka bir planları olmalı" diye bir söz atınca birden Manduhai, "Ne gibi planları olabilir ki? Öğretmenlerimizin evlerini gördük; sadelikten başka neleri var? Sevdikleri ülkelerine, anne-babalarının yanına iki-üç senede bir gidebiliyorlar... Bildikleri her şeyi bize öğretmek için gayret ediyorlar. Şu belletmen Gül ablamızın bizi sevmekten, bize anne şefkati göstermekten başka ne kusuru var? Bir insan yıllarca rol yapabilir mi?" diyerek çıkıştı.

Manduhai okulu bitirince, Bulgaristan'daki Amerikan Üniversitesi'nde burslu okuma imtihanını kazandı. 18 ay sonra Gül ablasına bir mektup yazdı:

"Canım ablacığım, seni ne çok özledim bilemezsin. (...) Oda arkadaşım Julia çok iyi bir kız. Ona sizlerden o kadar çok bahsediyorum ki, görmediği halde sizleri çok iyi tanır hale geldi. (...) İlk ders günümdü, kendi halinde sohbet eden ayrı ayrı ülkelerden öğrenciler gördüm. Farkında olmadan Türkçe 'Merhaba' dedim. Onlar da gülerek bana 'Merhaba' dediler. Meğer kendi ülkelerindeki Türk kolejlerinden mezun olmuşlar. (...) Ders hocam Profesör Andrea Türkiye'ye gittik. Hayallerim gerçek oldu. İstanbul'da farklı bir sesle irkildim. Hem yükseklerden, hem de hücrelerimden geliyor gibiydi bu ses. Çevremden bunun ezan sesi olduğunu öğrendim. Ben hayatımda bu kadar tesirli bir nağmeyi ilk defa duyuyordum. İstanbul'a geleli yarım gün olmuştu ama beni büyülemeye yetmişti!.." diyordu.