Yazdır

Kime Emanet Ederim?

Yazar: Harun Tokak, Yenişafak Tarih: . Kategori 2010 Köşe Yazıları

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 

Güneş dağların ardına sarkıyordu. Günün son kızıl ışıklarında yıkanan dağın yamacına yaslanmış bir köy; akşama kadar bağda bahçede çalışmışta yorulmuş bir adam gibi öylece dinleniyordu.

Girişte, yan yana duran iki mezar acılardan yontulmuş bir anıt gibi yükseliyordu.

Bu köy Ahmet Öğretmen'in köyüydü.

Kara toprak erken bağrına basmıştır, Ahmet'in babasını.

Zavallı anasının omuzları, kocasının vefatından sonra hayatın ağır yükü altında çabuk çökmüştür.

Büyük oğlu Mustafa'nın askerliği, Ahmet'in tahsili derken ayrılıklar iyice belini bükmüştür, zavallı kadının.

Gelini, bırak en küçük bir saygı göstermeyi, sık sık hakaret ettiği gibi, de bir de, kocası Mustafa'dan gizleyerek arada bir çaresiz kadına vurmaktadır.

Çileli kadın, kocasının duvarda asılı resmine bakarak "ne olur al artık al beni yanına!" deyip sessiz sesiz ağlamakta, oğlu Mustafa'ya yakalanınca da; "ana yüreği işte Ahmet'imin ayrılığına dayanamıyorum," diyerek geçiştirmektedir.

Anası yolunu bekleyip dursa da Ahmet bir başka sevdaya gönlünü kaptırmıştır.

Bir önceki yıl mezun olan ağabeylerinden bazıları OrtaAsya'da açılan okullara gitmiş; döndüklerinde, oralarda neredeyse bütün merhamet pınarların kuruduğunu, uzun süren kışın herşeyi kasıp kavurduğunu, yüreği sevgi dolu öğretmenlere ihtiyaç olduğunu... anlattıklarında; Ahmet, kendini oralara gitmeye layık görmese de “hayır” diyemez.

Yüreği buradaki sorumluluklarla hayalleri arasında gider gelir bir süre.

Sonunda “her şeye rağmen” diyerek verir, kararını.

Köyüne dönüp, anasından helallık isteyip gidecektir.

Ahmet köye vardığında, Anası, daha merdivenleri çıkarken; “Ahmet'imin kokusu geliyor” der, yanındakilere.

Yanılmamıştır.

Öper yanaklarından, koklar yavrusunu.

“Geldin değil mi Ahmet'im? Bir daha ananı yalnız bırakmak yok değil mi oğlum? Artık ananın ne yüreği kaldı ayrılıklara dayanacak, ne de dizlerinin dermanı...”

Ahmet, anasının bu sözlerinden zamanla yaşadığı hayatın sır gibi sakladığı yönünü de fark eder .

Yurtdışına gitmekten vazgeçmek bir an ona daha büyük bir fedakârlıkmış gibi gelir.

Kalmak zorundadır.

Anasına; ”Bundan sonra hep yanında olacağım” derken, sesi, üzerine yığılmış yükü taşıyamayan karlı bir dal gibi titrer.

Ata topraklarına gitme hayalleri anasının sözleriyle ve yüzleşmek zorunda kaldığı hayatın gerçekleriyle bir an için silinir, gider.

Halbuki herkes yollardadır.

Kutlu bir göç vardır.

Yazının Tamamı