Yazdır

Fas ve Türk Okulları - 2

Yazar: Şahin Alpay, Zaman Tarih: . Kategori 2010 Köşe Yazıları

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 

1950'lere gelinceye kadar Fas'ta, 1492'de İspanya'dan kovulup buraya yerleşen Sefaradlardan oluşan 250 bin kişilik geniş bir Yahudi topluluğu bulunuyordu. Bu topluluğun neredeyse tamamı İsrail'e göç etmiş durumda.

İsrail'de nüfusun %15'ini oluşturan yaklaşık 1 milyon dolayında Fas kökenli Yahudi bulunduğu hesaplanıyor. Bugün 3-4 bin kişiden ibaret olan Fas Yahudileri topluluğu (Hıristiyan topluluklardan farklı olarak) devletçe resmen tanınıyor; belki İspanya'da Müslümanlar ile Yahudiler arasındaki dostane ilişkilerden kaynaklanan bir gelenekle özel bir korumadan yararlanıyor. Arap dünyasında Yahudilerin kendilerini en rahat hissettikleri ülke Fas. Üniversitelerde Yahudi kültürü okutuluyor. Fas, bir Yahudilik müzesine sahip olan tek Arap ülkesi. Faslı Yahudiler hem iş aleminde önemli yere sahip hem de yönetimde görev alıyor. Fas 1994'te, Mısır'dan sonra İsrail'le ilk diplomatik ilişki kuran Arap ülkesi oldu. Fakat Filistinlilerin 2000'de patlak veren İkinci İntifadası sonrasında diplomatik ilişki kesildi. Ancak İsrail yurttaşları rahatlıkla Fas'ı ziyaret edebiliyor.

Fas'ta ciddi bir dil sorunu yaşanıyor. Ülkenin resmi dili Arapça, ancak Fransızca da fiilen resmi dil gibi. Sokak isimlerinden trafik işaretlerine ve işyeri isimlerine kadar hemen her şeyin adı iki dilde, daha çok da Fransızca yazılıyor. Kimi devlet daireleri yazışmalarını Fransızca yapıyor. Rabat'ta görüştüğümüz V. Muhammed Üniversitesi'nden sosyoloji profesörü Muhammed Harras'ın verdiği bilgilere göre, Fransa'da tahsil görmüş elitler dışında kalan halk ne doğru dürüst Fransızca biliyor, ne de Arapça. Elitler Arapçaya, halk Fransızcaya hakim değil. Arapçanın Darica denilen yerel lehçesini konuşan halkın yarısı Fransızcayı anlıyor, ama konuşamıyor. Nüfusun % 28'ini oluşturan etnik azınlık Berberilerin anadilleri, Arapçayla hiçbir benzerliği olmayan Amazice. Devlet televizyon kanallarından biri, bir süredir bu dilde yayın yapıyor. 1912–56 arasındaki sömürge döneminin Fas'a eğitimli elitler, iyi bir şehircilik anlayışı, Batı ile yakın bağlar gibi kazanımlar sağladığı muhakkak. Ama belki en çarpıcı mirası, bu dil sorunu. Bunu aşmanın, sorunu avantaja çevirmenin herhalde yegane yolu, eğitim düzeyinin yükseltilmesi.

Fas'ın dil sorunu yanında, bir de Polisario (Frente Popular de Liberación de Saguía el Hamra y Río de Oro) sorunu var. İspanya'nın 1976'da buradan çekilmesinden sonra, 400 bin nüfuslu Batı Sahra'nın üçte ikisi Fas'ın, üçte biri Moritanya'nın egemenliğine girdi. 1979'da Moritanya'nın da çekilmesinden sonra ülkenin tümüne Fas hakim oldu. Batı Sahra'nın bağımsızlığı için silahlı mücadeleye girişen (ve Cezayir tarafından gizlice desteklenen) Polisario ile Fas arasında 1991'de Birleşmiş Milletler aracılığıyla ateşkes ilan edildi, fakat Batı Sahra'nın hukuki statüsü hâlâ belirlenemedi. 2007'de Fas özerklik için, Polisario ise bağımsızlık için referandum önerdi. Bu tarihten sonra iki taraf dört kez görüştülerse de sonuç alınamadı.

Buraya kadar aktardığım bilgilerle Fas'taki Türk okullarının nasıl bir ortamda çalıştıklarını tasvire çalıştım. Şimdi bu okulların Türkiye ile Batı Afrika arasında nasıl eğitim ve iş köprüleri ördüklerini anlatabilirim.

Kongo'da Yapılacak Çok İş Var Ama...

25 Aralık 2009 akşamı Fas'ın en büyük şehri (ya da İstanbul'u) Kazablanka'da, Türk okullarının misafirhanesi olan evdeyiz. Geniş salonda bizler yanında, okullarda çalışan Türk öğretmenlerden bazıları, kentteki üniversitelerde eğitim gören yirmi kadar Türk genci ve Afrika ülkelerinde faal birkaç Türk işadamı, çay içip sohbet ediyoruz.

Ailesi Bostancı'da oturan ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin (1971-97 arasında Zaire) başkenti Kinşasa'dan gelip İstanbul'a gitmekte olduğunu öğrendiğimiz müteahhit Fikret Şahinbaşoğlu, Karadeniz şivesiyle anlatıyor: "Yaşım ilerledi. Sağlığım da pek yerinde değil. Ama hâlâ gücüm var. Kongo insanı üzecek kadar geri kalmış bir ülke. Orada yapılacak çok iş var. Düşündüm ki: Oradakiler Türkiye'de, ben ise Kongo'da doğabilirdim. Becerilerimle onların refahına bir katkı yapabilirim. Önce orada hiç olmayan bir otomobil yıkama yeri açtım. Şimdi inşaat yapmaya hazırlanıyorum..." Selamete ermenin yolunun insanlığa hizmetten geçtiğine inandığı anlaşılan Fikret Bey'e o gece, orada rastlamamızın nedeni, Kinşasa–-İstanbul arasındaki uçak seyahatlerinde bir gece Kazablanka'da kalma gereğiydi.

Kazablanka'daki Türk ortaokulunun müdürlüğünü yapan Tayyar Kuşak Bey, Yozgatlı bir ailenin tek çocuğu olduğunu, önce bir süre Kenya ve Uganda'da bulunduktan sonra 1998'de Kazablanka'ya geldiğini, II. Hasan Üniversitesi'nde İngilizce dili ve edebiyatı öğrenimi gördükten sonra öğretmenliğe başladığını anlatıyor. Türkiye'den kalkıp Fas'a niye geldiği sorulduğunda şöyle diyor: "Yozgat'ta kalsaydım, ne olacaktı?.. Gelmeseydim bu kadar çok şey görmek, öğrenmek imkânım olmayacaktı..."

Kazablanka üniversitelerinde okuyan gençler, tek tek kendilerini tanıtıyor. Aralarında Anadolu'nun hemen her yöresi temsil ediliyor. Arap, Fransız, İngiliz dili ve edebiyatı, ilahiyat gibi dallarda eğitim görüyorlar. Kazablanka'da okuyanlar arasında bazılarıyla Türk okulunu ziyaret sırasında tanışacağımız, başörtülü oldukları için Türkiye'de üniversiteye kabul edilmeyen 15 kız öğrenci de var. Öğrencilerin en azından bir bölümünün, eğitimlerini tamamladıktan sonra yurtdışındaki Türk okullarında öğretmen olarak görev alacaklarını öğreniyoruz.

Yemekten sonra Kazablanka'nın sahilinde, yaz aylarında turistlerle dolup taşan, dillere destan (İzmir'e gönderme yaparsak) "kordon boyu"nda, çiseleyen yağmur altında yürüyoruz. Fas'taki "Mohammed Al Fatih (yani Fatih Sultan Mehmet) Okullar Grubu"nun (kısaca MAF) genel müdürü olan İbrahim Aktaş'la sohbet ediyoruz. Erzurumlu İbrahim Bey, Türkiye'de imam hatip lisesinden mezun olduktan sonra Mısır'ın İslami ilimler alanındaki uzmanlığıyla ünlü El Ezher Üniversitesi'nde okumuş. Daha sonra Özbekistan'daki Türk okullarında yöneticilik yapmış. Arapça ve Rusça biliyor. On yıl kadar İstanbul'da kaldıktan sonra geçen nisan ayında MAF okulları genel müdürlüğünü yüklenmiş. Çocukların eğitimi için 340 km uzaktaki Tanca'da kalan eşini ve üç kızını ancak hafta sonları görebiliyor.

İbrahim Bey'in verdiği bilgilere göre: Fas'ta halen toplam 24 Türk, 130 Faslı öğretmenin görev yaptığı, toplam 1.200'den fazla öğrencinin eğitim gördüğü 4 Türk okulu var. Bunların en eski ve büyük olanı, Tanca'da 1994'te kurulan, bugün ilkokul, ortaokul ve lise bölümlerini kapsayan okulda yaklaşık 850 öğrenci okuyor. Tanca yakınındaki Tetuan kentinde bulunan ortaokulda 120, Fez'deki ortaokul-lisede 250, Kazablanka'daki ortaokulda da 20 öğrenci eğitim görmekte. Okulların hepsi paralı. Öğrenci başına yılda 1.200-1.500 Euro ücret alınıyor. Öğrencilerin % 10'u burslardan yararlanıyor. Esas olarak kendi kendilerini finanse etmelerine rağmen Fas'taki okullara Gülen hareketinin Hollanda'daki "hizmet" grubu da destek sağlıyor. (Kısıtlı zaman nedeniyle, ülkenin kuzey ucundaki Tanca ziyareti iptal edilmek zorunda kalınca, okullardan ancak Fes ve Kazablanka'da bulunanları ziyaret edebildik.) İbrahim Bey'in hedefi, öğrenci sayısını iki katına çıkarmak, Tanca, Rabat ve Kazablanka'da uluslararası okullar açmak.

27 Aralık günü Fes kentindeki Mohammed Al Fatih okulundayız. Türk okulunun hemen bitişiğindeki yerel okulun adı ise "Tarık Bin Ziyad". Tesadüf bu ya: İstanbul'un fatihinin adını alan okul ile İspanya fatihinin adını alan okul yan yana gelmiş... Okul müdürü Osman Toy Bey, 150 ortaokul, 100 lise öğrencisi ve çoğu Faslı 40 öğretmeni olan okulun, 2008'de devlet tarafından yapılan ortaokul ve lise bitirme sınavlarında Fes bölgesi birincisi olduğunu anlatıyor. Okulun mezunları 2008–9 dönemi üniversiteye giriş sınavında % 83 başarı sağlamış. Binanın üst katı, kentteki üniversiteye devam eden Türk gençlerinin kaldıkları misafirhane olarak hizmet vermekte.

Türk okulları bugün 140 ülkeye yayılmış durumda. İstanbul'da düzenlenen son Türkçe Olimpiyatı'na 115 ülkeden öğrenci katıldı. 1996'dan başlayarak son 14 yılda önce Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan'da, sonra Bosna, Kenya ve Güney Afrika Birliği'ndeki Türk okullarını ziyaret etmek fırsatını buldum. Fas, benim Türk okullarını ziyaret ettiğim yedinci ülke oldu. Fas'taki okulları diğer ülkelerdekilerden ayıran bir önemli özellik, burada Türkçe ve İngilizce dışında kalan bütün derslerin yerli öğretmenler tarafından verilmesi. Öteki ülkelerde genellikle Türk öğretmenlerin fen derslerini, yerli öğretmenlerin sosyal bilim derslerini üstlenmelerine dayalı bir iş bölümü uygulanmakta.

Okulların Çeşitlenen İşlevleri

Türkiye'nin ticari ve kültürel ilişkilerle Afrika'ya açılma politikası, Fas'taki Türk okullarının Türkiye ile Batı Afrikalı işadamları arasında bağlar kurma işlevini de yüklenmesine yol açmış. İbrahim Bey, bir ay önce (yani Kasım 2009'da) Gülen hareketine yakınlığıyla bilinen Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu, TUSKON'un 80 kadar üyesini, Fas'ın çeşitli kentlerinden gelen 450 kadar işadamıyla Kazablanka'da buluşturan toplantı hakkında bilgi verdi. Türk öğretmen ve öğrencilerin organizasyonu ve tercümanlığıyla gerçekleştirilen toplantının Türkiye'nin Rabat Büyükelçisi'nin takdirini kazandığını anlattı.

Fas'taki Türk okullarının yerel dilleri konuşan öğretmenleri, Türkçe konuşan mezunları, bu ülkelerin üniversitelerinde okuyarak yerel dilleri öğrenen ve ülkeyi tanıyan gençler, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin güçlenmesine önemli katkıda bulunuyor. Fas'ta iş yapan Türk firmalarının artışına paralel olarak Türk okulları da çeşitlenen işlevler üstlenmiş durumda. Okullar, Fas'ta sayıları giderek artan küçük ve orta boy Türk işletmecilerin 90 üyeli bir dernekte toplanmalarına, eğitim danışmanlığı yapan ve turistik hizmet veren birer şirketin kurulmasına da öncülük etmiş. Turizm şirketi, Faslı ve Türkiyeli işadamlarının gruplar halinde yaptıkları karşılıklı ziyaretleri düzenliyor. (Bizim gezimizi de bu şirket organize etti.) Kazablanka'daki MAF okulunu ziyaretimiz sırasında aralarında Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Önder Beyaztaş'ın da bulunduğu Erciş'ten (Van) iş imkanlarını araştırmak üzere gelen bir grup işadamıyla karşılaştık.

Eğitim danışmanlığını yapan şirket ise Türk öğrencilerin Fas, Faslı öğrencilerin Türk üniversitelerine yerleştirilmesine yardımcı oluyor. Halen 35'i kız olmak üzere 90 dolayında Türk öğrenci Fas üniversitelerinde Arapça, İngilizce, Fransızca ve ilahiyat gibi dallarda öğrenim görüyor. 8'i kız 51 Faslı öğrenci de Türkiye üniversitelerinde okuyor. Hedef, Türkiye'de okuyan Faslı öğrencilerin sayısını 400'e çıkarmak.

Genel Müdür İbrahim Bey'in yardımcısı Gökmen Ertaş, aslen Karabüklü henüz 22 yaşında bir genç. Fas'taki gezimiz boyunca bize mihmandarlık yaptı ve gezinin başarısında büyük rol oynadı. İstanbul'da Kartal-Yakacık lisesini bitirdikten sonra 2005 yılında Fas'a gelmiş. Fes'teki MAF okulunun misafirhanesinde kalıp, Dhar Al Mahrez Üniversitesi'nde İngilizce ve uluslararası ticaret okumuş. Gayet iyi Arapça ve İngilizce biliyor. Çok genç yaşına rağmen edindiği bilgi ve becerilerle, her şeyden çok efendiliğiyle hepimizin sevgi ve takdirini kazandı. Gökmen, önümüzdeki on yıl içinde Fas'ta büyük bir kalkınma hamlesi yaşanacağını ve kendisinin de başarılı bir işadamı olabileceğini düşünüyor. Ona "2020'de bizi özel uçağınla Kazablanka'ya getirmeni bekliyoruz..." diye takıldık. Gökmen, kendine biçtiği rolü bana şöyle açıkladı: "Hocam, buraya gelirken amacım üniversite eğitimi görmek, bunun aracı da hizmet idi. Ama artık tersine döndü. Bundan böyle aracım eğitim, amacım ise hizmet olacak..."

"Hizmet", Fethullah Gülen hareketini yönlendiren temel kavramlarından biri. Gülen'e göre iyi bir Müslüman'ın görevi, halkının ve bütün insanlığın eğitimine, sağlığına, refahına; insanlar arasında sevgiye, saygıya, anlayışa ve barışa hizmet etmektir. Gülen hareketinin başka bir temel kavramı da "temsil". İyi bir Müslüman'ın görevi, bilgisi, becerisi ve terbiyesiyle başkalarına örnek, rol modeli olmaktır. Gökmen gerek hizmette gerekse temsilde kusur etmedi.