Yazdır

Fas ve Türk Okulları-3

Yazar: Şahin Alpay, Zaman Tarih: . Kategori 2010 Köşe Yazıları

Oy:  / 1
En KötüEn İyi 

Son on yılın en dikkate değer gelişmelerinden biri Türkiye Cumhuriyeti'nin Arap ve İslam âlemindeki imajının kökten değişmiş olması. 1990'ların sonuna kadar Türkiye, haklı veya haksız, dinine ve kültürüne sırtını dönmüş, Batı'nın ve özellikle ABD'nin bir ileri karakolu haline gelmiş bir ülke olarak algılanıyordu.

Artık öyle değil. Türkiye artık saygın ve örnek bir ülke olarak görülüyor. Bunda rol oynayan etkenler Fas'ta şöyle sıralanıyor: ABD'nin Irak'ı işgalinde Türk topraklarını kullanmasına izin verilmeyişi. Ekonomik alanda sergilenen büyük dinamizm. AB üyeliğine adaylık sürecinde demokrasi alanında sağlanan ilerlemeler. Ankara'nın İsrail'in Gazze katliamına sesini yükseltmesi. Asya ve Afrika ülkeleriyle gelişen ekonomik ve kültürel bağlar. Türkiye Milli ve Galatasaray futbol takımlarının uluslararası başarıları. Tarkan ve Mustafa Sandal'ın şarkıları. Ve çok daha önemli olarak, Arapça dublajla yayımlanan Türk televizyon dizileri. Televizyon izlemeye çok az bir zaman ayırabildiğim halde, dört gün içinde Fas televizyonlarında en az 4 Türk dizisinin gösterildiğine tanık oldum. "Gümüş" dizisi gösterildiğinde, Fas'ta hayat adeta duruyormuş. Arap kadınlarının bu dizilerde rol alan, eşlerine sevgi ve saygıyla davranan yakışıklı Türk aktörlerinden çok etkilenmeleri, ailelerde küçük bir devrime yol açmaktaymış...

Fes'teki MAF okulunun misafirhanesinde, müdür Osman Bey'in tercümanlığıyla Arap dili-kültürü ve ilahiyat konularında uzman, Türkiye'yi de ziyaret etmiş olan profesörlerle sohbet ediyoruz... Türkiye hakkında şunları söylüyorlar: Türk insanı güzelliğe ve temizliğe itina ediyor. Türkiye hızla gelişiyor, demokratikleşiyor, yeniden güçleniyor. Türkiye doğudan, Fas batıdan Avrupa ile yakınlaşan birbirine benzer iki ülke. AKP hükümeti çok başarılı. Bunu bütün dünya görüyor. Türkiye'nin Filistinlilere verdiği destek sevindiriyor. İslam dünyasında İsrail'e karşı sesini çıkaran yegâne ülke o. Güven duyulan Türkiye, İslam âleminin lideri olabilir.

İşadamlarının Gözüyle

Fes'te Türkiye ile ticaret yapan Faslı iki işadamı bizi butik bir otel ve restorana çevrilen eski ve ihtişamlı bir konakta akşam yemeğine konuk etti. İşadamlarından biri olan Mustafa Senuti, Türkiye ile ilgili olumlu izlenimlerini şöyle anlattı. Geçen yaz ailesiyle birlikte Fransa'nın Akdeniz kıyısında tatil yapmış. Cuma namazını kılacak bir cami bulmakta büyük güçlük çekmiş. İstanbul'a giderken acaba aynı şey orada da başıma gelir mi diye endişelenmiş. İstanbul'da adım başı bir cami bulunca çok mutlu olmuş... Anladığımız kadarıyla, İstanbul'a gitmeden önce "İslam'a sırtını çeviren Türkiye" imajının fazlasıyla etkisi altında imiş. Öteki Faslı işadamı Mustafa Müfit ise, Türkiye'nin AB'ye üye olmakla birçok ekonomik avantajını kaybedeceğini söylüyor, bu konuda ısrarın nedenini soruyor. Cevaben, "Esas olarak demokrasiyi yerleştirmek istiyoruz da ondan" dediğimde tepkisi şu oluyor: "Evet, demokrasiyi yerleştirmek... O gerçekten zor bir iş!"

Başkent Rabat'ta bizi karşılayanlardan biri, hem bir işadamı, hem de camilerde hutbe okuyacak kadar din bilgini olan Şefik İdrisi Bey. Öğle yemeğinde kendisiyle, mükemmel Arapça bilgisiyle ve efendiliğiyle temayüz eden Türk öğretmenlerden Çankırılı İlyas Şenoğlu'nun tercümanlığıyla konuştuk. (İlyas Bey, uzun yıllar Sudan'daki Türk okullarında görev yaptıktan sonra Fas'a gelmiş. Darfur'daki isyanın başta ABD olmak üzere Batılı devletler tarafından kışkırtıldığı kanısında.) Şefik Bey, Fas'taki seçim sisteminden yakındı. Bu garip sistem yüzünden Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, birinci parti konumundaki İstiklal Partisi'nden daha çok oy aldığı halde, parlamentodaki sandalye sayısında ancak üçüncü olabildiğini anlattı. Seçimle iktidarı değiştiremediği için katılma oranının giderek düştüğünü söyledi. Ama gelecek için ümitliydi: "Kral kalır, ama demokrasi genişleyecek..." dedi.

Fas'taki son akşam yemeğinde Şefik Bey'in Türkiye ile iş yapan varlıklı kayınbiraderinin Rabat'ın en mutena mahallesindeki görkemli, modern konağında ağırlandık. Burada V. Muhammed Üniversitesi'nden sosyoloji profesörü Muhammed Harras yanında, Rabat'ta yayımlanan Attajdid (Tecdit) gazetesi genel yayın müdürü Mustafa Mücahit ve Kazablanka'daki II. Hasan Üniversitesi'nden Muhammed Şekip ile (yine İlyas Bey'in tercümanlığıyla) sohbet etme imkânı bulduk.

Mustafa Mücahit Bey'den Fas medyası hakkında bilgi aldık. Bu bilgilere göre, Fas'ta 2-3 milyon izleyiciye ulaşabilen 3 devlet televizyon istasyonu, 4-5 milyon dinleyiciye ulaşan devlete ait ve özel radyo istasyonu ve toplam 400 bin tirajlı gazeteler var. Doha'dan (Katar) yayın yapan El Cezire televizyonu başta olmak üzere, çanak antenle dış dünyadan gelen yayınların yoğun olarak izlendiğini anlattı. Gazete okuma oranının düşüklüğünden yakındı. Kovuşturmaya uğrayan monarşi, İslam dini ve ülke bütünlüğü aleyhine beyanlar dışında, oldukça geniş bir ifade özgürlüğünün mevcut olduğunu söyledi. Sansür olmadığını, ama otosansürün yüksek olduğunu anlattı.

Başkent Rabat'ta sohbet ettiğimiz ilahiyat profesörü Muhammed Şekip Bey ise, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin İslam yorumuna, üzerine kitap yazmak isteyecek kadar ilgi duyduğunu anlattı. Fransızca ve Arapça kaynak bulmakta çektiği sıkıntıdan yakındı. Gülen'in İslam yorumunu hem manevi açıdan, hem de toplumsal açısından çok değerli bulduğunu söyledi. Gülen hareketinin Türkiye'de ne denli ilgi gördüğünü, hakkında ne düşünüldüğünü, siyasi bir yönü olup olmadığını sordu. Bu soruya aşağıdaki cevabı verdim.

Aşağıdan Yukarıya Demokratikleşme

Türkiye'de dinden uzaklaşma anlamında laikliği fanatik bir inanç haline getirmiş olan genişçe bir kesim var. Dinin her türlü tezahürünü "irtica," yani gericilik olarak gören bu kesim Gülen hareketinden ürküyor ve ürkütülüyor. Dini denetim altında tutan devlet, yani bürokratik zümre de, inanç temelli bir sivil toplum hareketi olarak gelişen Gülen hareketinin bürokrasi üzerinde etkin olmasından kaygı duyuyor. Gülen hakkında kovuşturma açılmasının, Gülen'in mahkemece aklandığı halde on yıldan beri ABD'de ikamet etmeyi tercih etmesinin sebebi bu.

Oysa Gülen ve hareketi, Kemalist devletin isteyip de başaramadığını başarıyor: İslam inancıyla modern yaşamın icaplarının bağdaştırılmasına büyük katkı yapıyor. Bu nedenle de dindar kesimden büyük ilgi görüyor. Gülen hareketi kesinlikle siyasi bir hareket değil. Gülen telkinleriyle kendisini sevenleri halkın eğitimi ve refahı için çalışmaya teşvik ediyor. Teşvikiyle kurulan okullar Türkiye ile dünya ve insanlık arasında ekonomik ve kültürel bağlar, barış köprüleri kuruyor.

Gülen hareketi kesinlikle siyasi değil, ama Türk siyasi hayatı üzerinde etkileri olduğu muhakkak. Gülen'in özgürlükçü demokrasiyi, herkese inanç ve din özgürlüğü anlamında laikliği, sorunların kavgayla değil diyalogla, konuşarak çözülmesini, dinsel-etnik-kültürel farklılıklara saygı gösterilmesini, çalışıp kazanmayı, piyasa ekonomisini, Türkiye'nin dünya ve Avrupa Birliği ile bütünleşmesini destekleyen ve teşvik eden telkinleri toplumda çok etkili oldu.

Geçen yüzyılda Türkiye büyük kentlerin Batı tarzı laik okullarında okuyan, laik değerlere sahip asker-sivil elitler öncülüğünde, yukarıdan aşağı modernleşmeyi ve sonra demokratikleşmeyi yaşadı. 21. yüzyılda ise Anadolu'nun dinî değerlerine bağlı elitlerinin öncülüğünde, aşağıdan yukarıya demokratikleşme ve modernleşmeye sahne oluyor. Denebilir ki iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi büyük ölçüde bu Anadolu elitlerini temsil ediyor. Gülen'in telkinlerinin bu kesimin fikriyatı üzerinde hatırı sayılır bir etki yaptığı muhakkak.