Yazdır

İntizar Ana

Yazar: Harun Tokak, Yenişafak Tarih: . Kategori 2010 Köşe Yazıları

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 

Ankara'dan İstanbul'a doğru gidiyoruz.

Rüzgar, yolun kıyısındaki ağaçları yetim çocuklar gibi hırpalıyor.

Yağmur yağdı yağacak.

Yol arkadaşım Nihat Bey son derece zarif bir delikanlı…

Kızılcahamam'ın Taşlıca köyündenmiş.

Sohbet sırasında, "Anadolu" efsanesi bizim köyden doğmuş" diyor.

Sıcak bir yaz günü, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat, ordusuyla köylerinin olduğu bölgede konaklar.

Köy erenler otağıdır.

Eli silah tutanlar, gazalardadır. Köyde sadece kadınlar ve yaşlılar vardır.

Orduyu ağırlamak, yoksul köylüler için hiç de kolay değildir.

Herkesi bir telaş aldığı sırada, Rum Bacıları'ndan "Kırmızı Ebe" sırtında yetim yavrusu ve elinde bir bakraç ayranla çıka gelir.

Bu nur yüzlü cefakar kadının kocası gazaların birinde şehit düşmüştür.

Hem sırtındaki oğlu Oruç'a babasının gaza arkadaşlarını göstermek hem de birkaç askeri serinletmektir maksadı.

Meşe ağaçlarının arasındaki küçük bir taş oluğa bakracındaki bütün ayranı boşaltır.

Bir bakraç ayran koca orduya yeter de artar.

Askerler ayranı içip mataralarını doldururken Kırmızı Ebe;

"Doldurun gazilerim, doldurun yavrularım,"dedikçe, Askerler;

"Ana dolu,"derler.

Denilir ki; işte o günden sonra bu topraklara "Anadolu" denilmiştir.

Sultan, bu kutlu anayı hürmetle huzuruna davet eder. Onun nur yüzünden dökülen vakara hayran olur.

Karşısındaki kadının sıradan biri olmadığını fark ederek;

"Dile benden ne dilersen Ana!" der.

"Sağlığını dilerim Sultanım, Allah sizi başımızdan eksik etmesin!"

Bu soylu cevap karşısında irkilen, iyice duygulanan Sultan teklifinde ısrarcı olur.

Bu ısrar karşısında;

"Sultanım! Şu kucağımdaki yetim yavrum Oruç için duanızı dilerim; büyüdüğünde babası gibi gazalara gitsin."der.

Sultan;

"Bu topraklar sana ve oğluna yurtluk ve ocaklık ola; buraya atlılar yani vergi tahsildarları, uğramaya" diye ferman buyurup Kırmızı Ebe'ye bir berat verir.

Selçuklu'dan sonra Osmanlı döneminde de Cumhuriyete kadar Taşlıca köyüne vergi memuru, uğramaz.

Kırmızı Ebe'nin oğlu Oruç Gazi, 90 yaşına kadar gaza yapar ve sonunda şehit düşer, türbesi köyün alt başındadır.

Kırmızı Ebe'nin türbesi de köyün üst başında..

Ana oğul beklerlermiş, Taşlıca Köyü'nü.

Yağmur yaklaşıyor.

Kirpikleri ıslak bulutlar, zor tutuyor kendini.

Ağzını açmış ağaçlar yağmur bekliyor.

Anlatılanlar, Asya'nın Kırmızı Ebesi "İntizar Ana"yı düşürüyor, hatırıma.

1990 Yılı…

Anadolu'dan on dört gönül eri Asya'ya doğru yola koyulur.

Asya'daki kardeşleri ile kucaklaşmak ve okul açmaktır muratları.

Güneş, ayın elinden tutmadığından gece hala zifiri karanlıktır, Asya'da.

Sarp Sınır Kapısı'ndan Asya topraklarına ayak basan yiğitlerin yolu; Tiflis'in Karacalar Köyü'nde yaşayan Asya'nın Kırmızı Ebesi "İntizar Ana"nın mütevazı evine düşer.

İntizar Ana, genç yaşta dul kalmış, küçük yetimlerini büyütmek ve sonra da okutmak için her zorluğa katlanmıştır

Yıllar, yoklukla gelir üzerine.

Çocuklarını yetiştirmek için yapabileceği tek şey, eşinden kalan tarlaları ekip biçmek ve elde ettiği ürünleri satmaktır. Her gece şafaktan önce kalkıp kapıyı çocuklarının üstüne kilitleyerek tarlaya gider ve onlar uyanmadan geri döner. Evde erkek olduğunu sansınlar diyerek geceleri evinin önüne ayakkabılar koyar.

Genç ve güzel olduğu anlaşılmasın diye evden çıkarken yüzüne gözüne; kül, is; tarladan gelirken de toz toprak, çamur gibi şeyler sürer.

Kaldırdığı ürünleri pazarda satmak da onun görevleri arasındadır.

İşte, Demirperde yıkılır yıkılmaz, Anadolu'nun anaları tarafından yola vurulan 14 kişilik ilk gönül erlerini, kader Asya'nın bu "Kırmızı Ebesi"yle karşılaştırır.

O günden itibaren İntizar Ana'nın evi, Önden Giden Atlılar'ın uğrak yeri olur.

Gelenlerin önlerine sofra, altlarına yumuşak minder kor, uykuları geldiğinde de yatak serer. Otuz kırk kişi birden ağırladığı günler olur

Ev kalabalık olduğunda kendileri komşularda kalırlar.

Misafirlerin, yemeği, çamaşırı, ütüsü, yol azığı, tarlanın işi, pazar … hepsi bu fedakar ananın üzerindedir.

1990' lı yıllarda kutlu bir kervansaray gibi çalışır, İntizar Ana'nın evi.

Asya'ya giden ilk Işık Süvarileri bu kutlu otağda gerekli ikmallerini yaptıktan sonra Asya'nın değişik yerlerine dağılır.

Biz de geçen yıl, Diyalog Avrasya toplantıları vesilesi ile gittiğimiz Gürcistan'da İntizar Ana'ya uğradık.

Kapıda karşıladı.

Harun Tokak'ın Yenişafak'taki Yazısının Tamamı