Yazdır

Müjdeler nasıl değerlendirilmeli?

Yazar: Ali Ünal, Zaman Tarih: . Kategori 2012 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

1998'in son veya 1999'un ilk günlerinde Ramazan ayı içinde idik. Bir gece sahurda Fethullah Gülen Hocaefendi'ye bir rüya anlatıldı: "Rüyamda bir arkadaşla, Uşak Ulubey'de halk arasında Ulubey Deresi denilen (dünyanın ikinci uzun kanyonuna) doğru yürüyoruz. Kanyonun başına gelince, baktım, karşı taraf yemyeşildi ve muhteşem bir bahar manzarası vardı." Hocaefendi, "Ben de Sızıntı'nın bu sayısı için şiir yazıyordum ve aynı bahar manzarasını tasvir ediyordum. Yemekten sonra odamda size okurum." buyurdular ve sonra "Keşke insanlar, bu Ramazan'ın ne güzel bir Ramazan olduğunu bilselerdi!" diyerek ağladılar.

Sızıntı Dergisi'nin Ocak 1999 sayısında Çiçeklerde Bahar Neşvesi başlığıyla yer alan bu şiirin ilk kıtası şöyledir:

Bahara koşuyor bütün insanlık,
Sanki her tarafta Hızır gezinmiş;
Bozgunlar yaşıyor artık karanlık,
Öteden dünyaya ışıklar inmiş..
Ve akıllar, kalb rengiyle bezenmiş...

Bütün zamanlara, mekânlara, şartlara ve seviyelere hitap eden vahyin dili gibi, ilham ve müteşabihtir. O bakımdan, gelecekle ilgili haberler ve müjdeler, yorum ister.

1999 Ramazan ayında zahiren farklı bir şey olmadı; ülkemize de, dünyaya da 'bahar' gelmedi. Tam tersine, Ramazan'dan iki ay sonra, Hocaefendi, sağlık problemleri sebebiyle ABD'ye gitti. Aynı yılın 18 Haziran akşamından itibaren Hocaefendi aleyhinde medyada günlerce bir linç operasyonu yapıldı. 2001'de dünyada birer bölge gücü olan Brezilya, Meksika, Endonezya, Rusya gibi ülkelerle birlikte Türkiye'de de, ekonomik kriz yaşadı. Öyleyse, söz konusu Ramazan, neden ayrıca güzel bir Ramazan'dı?

Bütün zamanlara, mekânlara, şartlara ve seviyelere hitap eden vahyin dili gibi, ilham ve müşahedenin dili de, bilhassa gaybî haberlerde genellikle müteşabihtir. O bakımdan, gelecekle ilgili haberler ve müjdeler, yorum ister. İkinci olarak, dünyanın zaman birimi, günleri ve zamanın dünyada akışıyla başka sistemlerin ve yüce âlemlerin zaman birimleri ve günleri birbirlerinden farklıdır. Bundan dolayı Kur'ân'da bizim zamanımıza göre bin yıl ve elli bin yıl tutan günlerden bahsedilir. Evet, nasıl maddî vücudumuzun zamanı ile hayalin ve rûhun zamanları ve hareketleri dahi çok farklıdır; aynı şekilde, dünyamızın zamanı ile ulvî-manevî âlemlerde zaman çok çok farklıdır.

Bütün varlık âlemleriyle ilgili kararlar Dergâh-ı İlâhî'den çıkar. Hz. Allah (cc), bir şeyi dileyince ona "Ol!" der. Bu emir, ulvî âlemlerden hemen geçer ve bir yandan "Ol!" emrini alan şey Melekût Âlemi'nde oluverirken, diğer yandan, bizim âlemimizde bir tohum olarak toprağa düşer. Ama onun bizim dünyamızda gerçekleşmesi, belli sebeplere, belli şartlara bağlıdır ve belli uzunlukta bir süreç alır. Fakat "Ol!" emriyle birlikte tohumun toprağa düştüğünü müşahede edenler, müjdeyi verir ve verirken çok defa onun nihaî ağaç halini tasvir ederler.

Hz. Bediüzzaman, Kur'ân'ın en büyük suikastlara maruz kaldığı 1351 (1932-1933) yılı için "Kur'ân yılı" der. Aynı yıllarda, "Küfrün beli kırıldı. Risale-i Nûr'un Âlem-i İslâm çapında küfr-ü mutlak aleyhinde verdiği idam cezası infaz edilmiştir." buyurur. Çünkü bu müjdelerin kararı Dergâh-ı İlâhî'den çıkmış ve bizim âlemimizde bir tohum olarak toprağa düşmüştür. Ama bu tohumun ağaç olup meyvelerini vermesi zaman alacaktır ve "zürrâ (ekici)ler"in, bahçıvanların gayretine bağlıdır. İşte, 20 Aralık 1998-18 Ocak 1999 Ramazan'ında da bütün dünyanın geleceğiyle alâkalı ve muhteşem bir ağaç halinde bütün dünyayı gölgelendirecek çok kutlu bir tohum toprağa düşmüş olmalıydı ki, Hocaefendi, ağlayarak, "Keşke insanlar, bu Ramazan'ın ne muhteşem bir Ramazan olduğunu bilselerdi!" diyordu.