Yazdır

Roma’da dostluk yemeği

Yazar: Abdullah Aymaz, Zaman Tarih: . Kategori 2012 Köşe Yazıları

Oy:  / 4
En KötüEn İyi 

İtalya’nın başşehri Roma’da faaliyet gösteren TEVERE Enstitüsü’nün tertiplediği dostluk yemeğine konuşmacı olarak katıldım.

Birçok ülkenin İtalya ve Vatikan nezdindeki büyükelçileri, milletvekilleri, diplomatları, akademisyenleri, sanatçıları ve gazetecileri iştirak etti. Üst düzey katılım gerçekten göz dolduruyordu. Konuşmacılar da bu çeşitliliğe dikkatleri çektiler...

İtalya-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Senatör Paolo Amato; “İtalyan politikacıların ve İtalyan dünyasının tanımasını istediğim çok ilgi çeken bir Türk kanaat önderinin tesirindeyim. İsmi Fethullah Gülen. İnanıyorum ki, TEVERE Enstitüsü’nde arkadaşlarımızı çok daha yakından tanımalıyız. Onlardan öğreneceğimiz değerlere çok ihtiyacımız var.” dedi. Daha sonra da Amato; “Yemekler çok güzeldi ama asıl güzel yemek, manevî gıda idi… Türkiye’ye bu kadar güzel evlatlarını yetiştirip dünyanın her tarafına gönderdikleri için teşekkür ediyorum.” dedi.

Senatör Paolo Amato; “İtalyan politikacıların ve İtalyan dünyasının tanımasını istediğim çok ilgi çeken bir Türk kanaat önderinin tesirindeyim. İsmi Fethullah Gülen. İnanıyorum ki, TEVERE Enstitüsü’nde arkadaşlarımızı çok daha yakından tanımalıyız. Onlardan öğreneceğimiz değerlere çok ihtiyacımız var.” dedi.

Vatikan Büyükelçimiz Prof. Dr. Kenan Gürsoy da İtalyanca yaptığı konuşmasında, bu çeşit bir araya gelmelerin insan yaratılışına has güzellikleri ve özellikleri yeniden keşfetme imkânı sağladığını; İslâm’ın bir felsefe olmadığını, İslâm’ın iman ve amel olduğunu ifade etti.

Demokrat Parti Milletvekili Laura Franer de TEVERE Enstitüsü’ne teşekkür ederek; “Ben de Senatör Amato ile her ne kadar bir süredir işbirliği içinde olsak da aslında çok farklı iki partiyi temsil ediyoruz. Bu bile diyaloğun kapasitesini anlamaya yeter.” dedi.

Senatör Paolo Amato, Milletvekili Laura Franer ve Büyükelçi Kenan Gürsoy, birlikte “dostluk pastası”nı kestiler. Misafirlere mâhiyeti izah edilerek Osmanlı geleneği olarak “diş kirası” Türk lokumları hediye edildi.

Yemek sırasında bizim masada PİSAİ’nin rektörü Valantino Cottini vardı. PİSAİ, 1926’da Tunus’ta kurulmuş, 1964’te Roma’ya taşınmış. Ben ilk defa 18 Mart 1997’de ziyaret etmiştim. O zaman Rektör Etienne Renaud idi. Yardımcısı Justo Lacunza ile görüşmüştük. Haftada 26 saat Arapça dersi verilen doktora öğrencilerine İslâmi bilgiler, yaşanan ve yaşayan İslâm öğretiliyordu. Lacunza’nın koltuğunun altında kalın bir dosya vardı. “Bu dosya Tâliban ile ilgili… Beş senedir üzerinde çalışıyordum, şimdi ders veriyorum.” dedi. Ben şaşırdım! (Çünkü o zaman Zaman Gazetesi genel yayın yönetmeni idim “Tâliban” ismini duyalı bir sene olmuştu. Roma dönüşü, dış haberlerin başındaki Mustafa Özcan’a sordum, o da bir senedir tanıyordu.) Benim bu hayretime karşılık Lacunza, “Biz mesela Fethullah Gülen’in genetik kopyalama konusunda ne düşündüğünü bile merak ederiz.” dedi.

Lacunza’dan, PİSİAİ’de master ve doktora yaptırmak için iki öğrencilik bir kontenjan istedim. Kabul etti. Ahmet Eren Kademoğlu ile İbrahim Kaya’yı gönderdik. Ahmet Bey, bir hadis profesörü olan Etienne Renaud ile Cevşen üzerine çalıştı ve masterini bunun üzerine yaptı. Lacunza’dan sonra rektör olan Miguel Ayuso ile de geçen sene görüştük. Avustralya’da Hizmet’in eğitim hareketi ve Hocaefendi üzerine güzel bir tebliğ sundu. Şimdi Dinlerarası Diyalog Bakanlığı müsteşarı oldu. Onun için yerine yeni rektör Valantino Cottini olmuştu. Bu hatıralarımı kendisine nakledince Cottini, “O zaman iki öğrenci göndermişsiniz, şimdi de üç tane gönderiniz.” dedi. Cottini, bu yemek münasebetiyle yaptığı konuşmasında, bütün dinlerdeki paylaşım ruhu üzerinde durdu, beraber yemek yemenin önemini vurguladı.

Zaten Efendimiz (sas)’in, İslâmiyet’in yemek yedirmek olduğunu ifade eden hadis-i şerifleri var. Bizim kültürümüzde “Halil İbrahim Sofrası” tabiri de zaten bu gerçeği ifade etmektedir. Sofrayı sermek, gönlünü açmak, Hak’tan aldığını halka vermek, Mevlevîlerin semâlarında, semâzenlerin sağ ellerini yukarı kaldırıp Allah’tan aldıklarını, sol ellerini aşağıya salarak insanlara vermeyi sembolize etmeleri de aynı meseleye işaret ediyor...