Yazdır

Kendi olimpiyatlarımıza bakalım!

Yazar: İbrahim Öztürk, Zaman Tarih: . Kategori 2013 Köşe Yazıları

Oy:  / 7
En KötüEn İyi 

Türkiye’nin bir numaralı sorunu, büyümenin nitelikli finansmanı. Mal ticaretinde derinleşen açıklar veren ekonomide turizmi kenara aldığımızda da yine aynı tablo var. Bu yüzden turizm başta olmak üzere kâğıt üzerinde kalmayacak bir hizmet sektörü konumlandırmasına ve yol haritasına ihtiyaç var.

Konumuz olan turizmde Türkiye ‘gırtlak ağalığını’ bırakıp yüksek temsil ve tanıtım alanlarına odaklanmalı. Daha yeni, Van depreminde uzaklardan gelip bizimle ölen Japon misafirlerimize Kapadokya’da saldırıldı. Bu hicap verici saldırıyı kınıyor ve Japon dostlarımızdan özür diliyorum.

Tanıtım konusuna dönelim. Dünyanın parasını, emeğini harcadık ancak olimpiyatları İstanbul’a getiremedik. Peki belki olimpiyatlardan çok daha kalıcı tesirleri olacak başka alternatiflere devletimiz omuz verse diye bir teklif yapabilir miyiz? Onlar nedir?

Önce bazı rakamlar. 2005 yılında Türkiye’ye toplam 20 milyon turist gelirken, 2012’de 32 milyona çıkmış. Bir başarı hikâyesi. Türkiye’ye gelen turist artış oranının en çok dikkat çektiği ülke ve bölgeler; Afrika kıtası ile ‘kıta gibi ülke’ ABD. Afrika’dan gelen turist sayısı 234 binden 700 bine, ABD’den 439 binden 777 bine sıçramış. Polonya 179 binden 432 bine çıkarken Rusya ve BDT coğrafyasındaki artış da çok dikkat çekici.

Birçok ülkenin korkunç kaynaklar harcayarak başaramadığını başaran ve adeta taklit edilmesi bile imkânsız küresel marka olma hikâyesi olan Türkçe Olimpiyatları’na bu devlet sahip çıkmalıdır.

Bunlardan Afrika ve ABD örnekleri öğretici. ABD’den gelen turist sayısı uzun yıllar 200-300 bin arasında sıkışmışken son yıllarda büyük bir ivme yaptı. Afrika da öyle. Bunun en genel sebebi, kuşkusuz Türkiye’nin umumi manada başarılı bir şekilde dışa açılması. Ancak genel başarı, sırf piyasa dinamikleri ile özel bir zafere dönüşmez. Genel ortamın iyi gittiği bir kıvamda, hangi seçili sektörlerde marka olup başa güreşmek istiyorsak buranın özel olarak stratejiye kavuşturulması, tasarlanması, sahipliğinin tanımlanması ve iş modelinin kurulması gerekir.

ABD’de son yıllarda Hizmet hareketinin sergilediği büyük temsil ve tanıtım hareketi, Türkiye’nin bir asırlık çabalarına denk sonuçlar verdi. Keza Afrika’da Türk okulları, TUSKON açılımı tam bir ikili trafiğe ve dostluğa kapı araladı. Birçok ülkenin korkunç kaynaklar harcayarak başaramadığını başaran ve adeta taklit edilmesi bile imkânsız küresel marka olma hikâyesi olan Türkçe Olimpiyatları’na bu devlet sahip çıkmalıdır. Araştırmalarımı yapıp dersler verdiğim Texas’taki North American University’de çok sayıda Afrikalı ve Türk cumhuriyetlerinden öğrencim var. Dersler İngilizce. Ancak siyahi ve beyaz öğrencilerin dışarıdaki sohbet ve şakaları Türkçe! Sadece lisan değil, lisan-ı hal ve temsil ile bir kültür de verilmiş. Medeniyet ufku açısından insan ekmek, kavak ya da söğüt ekmeğe benzemiyor.

Geçenlerde İstanbul’da ABD’den gelen yüksek düzeyli bir grup akademisyen, bürokrat ve gazeteciyi İstanbul’da misafir ettik. Bir misafirimiz, “En az on defa İsrail’e davet edildim. İlk defa Türkiye’ye geliyorum. Türkiye, bizim için ABD’nin Ortadoğu’da başı sıkıştığında gündeme gelen bir bölge ülkesi. Oysa burada derin bir medeniyet ve insanlık gördük. Bunu çokça yapmanız gerekir.” dedi.

ABD’de bin bir gayret ve mihnetle her yıl yapılan Anadolu Kültür Festivali sonrasında bu eyaletlerden Türkiye’ye başlayan turist akışı işin isabetini gösteriyor. Bence bu festival tam bir devlet desteği ile senede bir kez değil, 12 ay boyunca hiç bitmeyen, şehir, eyalet ve ülkeler arası dolaşan bir kültür organizasyona dönüşmeli.

Türkiye artan oranlarda bir cenderenin içine doğru çekilirken TUSKON, Türkçe Olimpiyatları ve Anadolu Kültür Festivali gibi bu ülkeye net ve yüksek katma değer üreten bu hacet kapılarını bir kez daha hatırlatmak istedim.