Yazdır

Şahıslar mı, ilke ve prensipler mi?

Yazar: Ahmet Kurucan, Zaman Tarih: . Kategori 2013 Köşe Yazıları

Oy:  / 17
En KötüEn İyi 

Geçenlerde bir tweet aldım. Tanıdığım, sevdiğim, saydığım, dostum, arkadaşım, kardeşim dediğim birisiydi o. Bir sohbet esnasında Hocaefendi ile alakalı yaşadığım bir hatıraya atfen şunu söylüyordu: “Gülen’in talebelerinden biri bana anlattı ki; derse başladıkları ilk gün şöyle söylemiş Hocaefendi.”

Tweet’in devamı yok ama mademki hem de ismim verilerek konu açıldı ben tamamlayayım. Şöyle dedi Hocaefendi: “İlimde şüpheci olun.. ama septist’lerin anladığı manada bir şüphecilik değil. Karşılaştığınız her görüşü Kur’ân ve hadis süzgecinden geçirin. Mutabakat varsa, alın. Yoksa, temkinli davranın.”

Yazıya böyle bir giriş ile başlamamın sebebi, bana daha önceden sorulan “şahıs mı, öğreti mi?” diye özetleyebileceğim bir soruya cevap için iyi girizgâh olduğu için. Gerçi daha önceden söz gelimi “İnsanlaştırma ve putlaştırma” başlıklı yazımda bu hususa açık bir şekilde değinmiştim ama soruların ardı arkasının kesilmemesi, yaranın daha geniş kapsamlı ve daha büyük olduğunun göstergesi.

Ayet ve sahih hadisler mutlak; ana ölçü; onun haricinde sözü söyleyen kim olursa olsun okuyacağınız, duyacağınız her türlü görüş ve kanaate, her türlü tefsir ve şerhe 'acaba' diyerek bakın, Kur'an ve sünnetle onların sağlamasını yapın.

Şöyle diyeyim; peygamberler mi yoksa peygamberlerin tebliğ ettiği hakikatler; bizzat yaşayarak gösterdikleri değerler, ilkeler mi? Elbette ki ikincisi. Bunu Efendimiz (sas) etrafında düşündüğümüzde gerek Kur’an ayetleri gerekse Nebiler Serveri’nin (sas) kendi beyanları içinde görüyoruz. İslam harici din mensupları bu dengeyi korumadıkları için dinlerinin kendilerine çizdiği mihverden sapmışlardır. Bakın Hıristiyanlıktaki Hz. İsa (as) kabulüne. Bizim inancımıza göre Efendimiz, Hz. Musa, Hz. İbrahim vb. (as) peygamberler gibi bir peygamber iken, tebliğ ve temsil ettiği hakikat yerine şahsının ön plana çıkartılması farklı bir peygamber inancına yol açmıştır. Başlangıçta belki küçük olan bu sapma, uzayıp giden süreç içinde genişledikçe genişlemiş ve peygamber telakkisi başta neredeyse bütün dini öğretileri ana mihverinden uzaklaştırmıştır.

Efendimiz’in (sas) vefatı hengamında Hz. Ömer’in tavrını da bu çerçevede örnek olarak sunabiliriz. Efendimiz’e (sas) sevgisi, saygısı, bağlılığı, gelen vefat haberi ile birleşince onda şok tesiri yapmış ve Medine sokaklarında elinde kılıç “Kim Muhammed öldü veya öldürüldü derse, kellesini alırım” diyerek dolaşmıştır. Ama Hz. Ebu Bekir’in kendisine, “Muhammed, Allah’ın Rasulü’dür. O ölse ve öldürülse gerisin geriye mi döneceksiniz?” ayetini hatırlatması ile taşlar yerine oturmuştur.

Bu meselenin bilindiği ve anlaşıldığını düşünüyorum. Şimdi tweet’e döneyim; evet Hocaefendi bize “İlimde şüpheci olun.. ama septist’lerin anladığı manada bir şüphecilik değil.” dedi. Bunun manası açıktı. İlimde şüpheci olun ama septist olmayın. Enfes tarifi içinde septist şudur; “inanıyorum ama inandığımdan şüphe ediyorum. İnanmıyorum ama inanmadığımdan da şüphe ediyorum.” Hayata, olaylara, insanlara, eşyaya hasılı etrafındaki her şeye bu gözle bakan, başka bir tabirle şüpheyi meslek edinen bir insanın ilim yapabilmesi mümkün mü? İşte Hocaefendi’nin bu tenbihati tefsir, fıkıh, hadis, kelam, tasavvuf gibi dini ilimlerin tahsil edileceği bir zeminde oldukça önemlidir. “Ayet ve sahih hadisler mutlak; ana ölçü; onun haricinde sözü söyleyen kim olursa olsun okuyacağınız, duyacağınız her türlü görüş ve kanaate, her türlü tefsir ve şerhe ‘acaba’ diyerek bakın, Kur’an ve sünnetle onların sağlamasını yapın” şeklinde yorumlanabilecek sözleri aslında özgür ilmî düşünceye zemin hazırlamadır. Taklidin derelerinde yüzen-gezen bir nesil için ne kadar ehemmiyetli bir tavsiye bu. Bilmem farkında mıyız?

O gün bugün kendisine talebelik yapanlar bu sözü ne kadar idrak etti, kendilerine açılan bu zemini hangi ölçüde değerlendirdi; o işin ayrı boyutu ama Hocaefendi, durduğu aynı yerde duruyor, aynı düşünceleri farklı vesilelerle ve farklı cümlelerle yine ifade ediyor. Daha geçenlerde İ.Azam’ın içtihad seviyesinde 5.000’e yakın talebesi olduğunu ve o büyük imamın onlarla yaptığı müzakereleri anlatıyordu.

Tweet ve soruyu birleştirip bir tek cümle söyleyecek olursak; elbette ilkeler, prensipler, öğretiler; şahıslara gelince söz konusu değerlere köprü vazifesi yapan ve yerleri inkâr edilemeyecek saygıyla karşılanacak faniler; güneşleri ve ayları değil onların Yaratıcı’sına işaret eden parmaklar; bizleri O’na (cc) ve O’na (sas) götüren yollardaki rehberler.