Yazdır

Fethullah Gülen ve Edebiyat

Yazar: Muhammet Mertek, Avrupa Zaman Tarih: . Kategori 2013 Köşe Yazıları

Oy:  / 5
En KötüEn İyi 

Ali Osman Dönmez çok faydalı bir çalışmaya imza atmış. “Bir Medeniyet Tasavvuru Çerçevesinde Fethullah Gülen ve Edebiyat” isimli kitabı medeniyet, kültür, dil, estetik, sanat ve edebiyat üzerine müracaat eseri niteliğinde. Söz konusu alanların Batı’da ve bizde tarihi süreçleri üzerine kısaca bilgiler verdikten sonra Hocaefendi’nin birçok açıdan meseleye yaklaşımları irdeleniyor. Ve derya mesabesindeki derin müktesebatına atıfta bulunularak bilinmeyen yönleri de nazara verilmiş oluyor.

Dolayısıyla hem tarihi süreç içindeki farklı okumaları görme, hem de farklı yaklaşımların toplumları nereye sürüklediğini idrak etme açısından isabetli bir yol takip ediliyor.

Bu bağlamda günümüzün onulmaz kalbî, ruhî, zihnî ve sosyal yaralarına merhem olacak şekilde Yaratıcıyı, varlığı ve insanı yeni bir okuma biçimine çağırıyor okuyucuyu. Aslında sanatı yeniden keşfetmek gibi bir sorumluluğumuz en yüksek perdeden vurgulanıyor. Sadece Türkiye’deki toplumun değil, Avrupa’da yaşayan Müslümanların da var olabilmeleri ve hatırı sayılır bir diaspora olarak varlıklarını sürdürebilmeleri ancak bu yeni medeniyet, sanat ve edebiyat anlayışıyla mümkün.

Çünkü “millet olarak bütün hususiyetlerimiz, meziyetlerimiz, karakterimiz, aşkımız, hamasetimiz ancak sanat sayesinde ölümsüzlüğe erer, ebedîleşir ve gelecek nesillere intikâl eder. Sanatın takdirkâr kolları arasında yükselme şansını elde edememiş bütün güzellikler, hârikalar, kahramanlıklar hafızalardan silinip gitmeye mahkûmdur.” (Tarihi Dinamikler, Sızıntı, Ağustos 1989)

‘Bir medeniyet tasavvuru’ bağlamında Hocaefendi’nin sanat, estetik ve edebiyat perspektifi ortaya konuluyor. “Medeniyet” vurgusunun sebebi, Hocaefendi’nin edebiyat ve sanata herhangi bir sanat adamından daha şümullü bakması…

Hocaefendi’ye göre hayat üslubumuz, ahlâkın, ilmin ve bediiyatin (estetik ilmi, güzel sanatlar) birleşme noktasında saklı. Madem hayat üslubumuzu bulmada bu üç kavram mühim rol oynuyor, öyleyse yöneleceğimiz ve hayatımızı şekillendireceğimiz mecra bellidir demek.

Ancak “ahlakı, bir kısım katı kuralların uygulanmasından ibaret görmek; imanı, aklı, müşâhedeyi, hissi ve vicdanı hesaba katmadan körü körüne bir inanma şeklinde anlamak; estetiği, eşyanın bir anlık görüntüsünü alıp üryan resimler, donuk heykellerle yorumlamak; sanatı, şiir, müzik, tiyatro gibi kaba bir çerçeveye yerleştirmek, güzeli de, güzellik kültürünü de daraltma, sığlaştırma ve belli bir kesimin fantezisi hâline getirme demektir.” (Kültür Problemimiz ya da Kendimiz Olma)

Dönmez’in bu çalışmasıyla Hocaefendi’nin sanat ve edebiyat üzerine düşüncelerini gündeme taşıması bile tebrik ve takdiri fazlasıyla hak ediyor. Zira sağlam bir temelin üzerinde yükselecek ruh ve düşüncedeki mimari ancak bu potansiyellerle görünür kılınabiliyor. Eşsiz Süleymaniye Camii ile “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” bütünleştiğinde bir medeniyet ve irfan algısı müşahhas hale gelebiliyor. Yani sizin bir medeniyet iddianız varsa bilhassa san’at, estetik ve edebiyat ile ontolojik olarak ortaya koyabilirsiniz.

Kitapta ele alınan kavramlar, kadim bir medeniyetin değerleri ve Hocaefendi’nin gelecek tasavvuru çerçevesinde yoruma tabi tutuluyor. Eserde özetle ‘bir medeniyet tasavvuru’ bağlamında Hocaefendi’nin sanat, estetik ve edebiyat perspektifi ortaya konuluyor. “Medeniyet” vurgusunun sebebi, Hocaefendi’nin edebiyat ve sanata herhangi bir sanat adamından daha şümullü bakması… Onun bu sahalara bakışını bir medeniyet telâkkisi şekillendiriyor. Bu medeniyet telakkisinin ne olduğu ortaya konmadan bu sahalarda söyledikleri hakkıyla anlaşılmıyor. Dönmez’in çalışmasında medeniyet perspektifi üzerine yapmış olduğu temellendirme, edebiyat ve sanat dışında diğer sahalara da uygulanabilecek bir hususiyet arz ediyor.

Ayrıca bu kavramları ferdin gelişimi ve açılımı açısından da ele almakta fayda var. Estetik, sanat ve edebiyat öncelikle iç kimliğin gelişmesinde mühim rol oynuyor. İnsan, bu üç kavramın muhtevasıyla yoğrulduğunda kimlik/kişilik âdeta kendini ve kıvamını bulabiliyor. Hocaefendi’nin, gizli hazineleri keşfedip açan sihirli bir anahtara benzettiği sanatı daha çok insanın müspet yöne kanalize edilmesinde gördüğü fonksiyonlar açısından değerlendirmesi boşuna değil.

Eser; medeniyet, dil-beyan, sanat, estetik, edebiyat, şiir, roman ve hikaye bölümleriyle okura geniş bir bilgi yelpazesi sunuyor. Sadece bilgi sunmakla kalmıyor, insan-hayat-kâinat ve Yaratıcı tasavvurunun içselleşmesinde okura yol gösteriyor. Bu ise Hocaefendi’nin hayata dair plan ve projeleriyle hedeflediği “kendi inanç kökleri etrafında, bilim, sanat ve estetiğin yeniden mayalanması”nda yatıyor.

Gençlerimiz, bu mayayı tutturabildiği ölçüde kendi kimlik ve kişiliği oturaklaşacak, hayat yolculuğunu iyi, güzel ve doğru yolda devam ettirebilecektir.