Yazdır

Kendi Ruhumuzu Ararken

Yazar: Abdullah Aymaz, Zaman Tarih: . Kategori 2013 Köşe Yazıları

Oy:  / 8
En KötüEn İyi 

M. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye sohbetlerde sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenen yeni bir kitap neşredildi.

Bu eser, kendi ruhumuzu keşfetme yolunda gösterilen bir gayretin, irfan pınarlarından sürülegelen ifadelerdir. Dört bölümden meydana gelmektedir. “Perspektif” isimli birinci kısım ışık süvarilerinin özelliklerini ve kendileri için gerekli teçhizatları ve ilerleyecekleri yollar boyunca dikkat etmeleri gereken düsturları ihtiva etmektedir. İkinci kısım “Düşünce Boyutu” ismiyle, madde-mânâ münasebetlerinden, İslamiyet’in fikir ve hayata bahşettiği güzelliklere kadar pek çok meraklı konuyu ele almaktadır. “Din Ekseni Etrafında” isimli üçüncü bölümü de tevhidin mertebelerinden, nefsin yedi mertebesine kadar, Kadir Gecesi’nden Kur’an kıssaları ve Yusuf Sûresi’ne kadar sorulmuş pek çok meraklı sorunun cevabını içine alıyor. Dördüncü bölüm “Büyüteç” ismi altında amelde Allah’ın rızasını alma, hizmette önde, ücrette geride olma konusundan, insan hissiyatını ruh derecesine yükseltmeye ve melekûtun mânasına kadar pek çok meselede verilen izahatı ihtiva etmektedir… Böyle 63 soruya verilen orijinal cevapların buluştuğu bu güzel eser, bir baş ucu kitabı olarak istifadelerimize sunulmuştur…

Bunlardan sadece bir konuyu özetle takdim etmek istiyorum:

Ehl-i iman arasında hissedilen ve âfât-ı hamse denilen beş sinsi hastalık var.

Birincisi: Bir kısım büyüklere ait meziyetleri ve faziletleri anlatmakla yetinip, başkalarının kahramanlıklarını destanlaştırıp, öyle olma duygu, düşünce, hamle ve gayretinden mahrum yaşamaktır. Aslında bu, zelil olmuş milletlerin maruz kaldığı bir aşağılık duygusu hastalığıdır.

İkincisi: Bu da tam tersine, büyüklerin büyüklüğünü kabul ve teslim etmeme hastalığıdır. Bu bir gurur ve kendini beğenmenin ifadesidir. Böyleleri Şâh-ı Geylanî, Şâh-ı Nakşıbend ve Ebu Hanife gibi büyüklerimizin feyizlerinden ebediyen mahrum kalır ve bir adım ileriye gidemezler.

Üçüncüsü: Vesilelerin gaye hâline gelmesidir. Yani insanlar her hizmete, her yüce davaya, her kudsî mefkûreye önce şevkle sahip çıkarlar. Bunun için de çeşitli vesilelere başvururlar. Mesela evler, okullar, yurtlar açarlar… Sonra bunların birer vesile oldukları unutulur da bunları ana maksat haline gelirler. Yani, artık oralar, iyi insan yetiştiriyor mu, yetiştirmiyor mu? Pek akıllara gelmez olur. Onun için zaman zaman durum muhakemesi yapılıp; “Bunlar fonksiyonlarını yitiriyor mu? Öyle bir tehlike varsa, ne yapmamız lâzım?” diye her şeyi bir gözden geçirmek gerekir.

Dördüncüsü: İnfiradî hareket etmektir. Yani insanın kendi ilim, idrak ve bilgilerine güvenerek müstakil hareket etmesidir. Halbuki diğer ilim kaynaklarına ve ihtisaslara saygılı olarak kolektif şuurdan istifade ederek hareket etmek gerektir. “Ben bana yeterim” düşüncesi bir afet ve gaflettir.

Beşincisi: Aşkın ve şevkin sönmesidir. Bu maraz yavaş yavaş oluşur…

M. Fethullah Gülen Hocaefendi bu eserde, sorulan soruları vesile ederek gerçekten çok mühim hususlara işaret ederek, gafletlerimizi delici ve uyarıcı pek çok gerçeği gözlerimizin önüne sermiştir... İstifade edilmesi temennilerimle...