Yazdır

Kendi ruhumuzu bulmak için

Yazar: Ahmet Kurucan, Zaman Tarih: . Kategori 2013 Köşe Yazıları

Oy:  / 11
En KötüEn İyi 

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin kitaplarının isimlerine hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum, her kitap ve her yazar için geçerli olan kural orada da geçerlidir; isimler başlı başına hem muhtevayı yansıtır hem de mesaj içerir. Metin merkezli okuma yapan ve yazarı tanımayan insanlar için oldukça önemlidir bu seçim. Kendi Ruhumuzu Ararken kitabını elime alır almaz bu tercihin altında ne var, ne türlü bir mesaj verilmek isteniyor, muhtevası ile irtibatı ne ola ki, sorularını sordum kendime. Aklıma gelen ilk cevabı sizinle paylaşayım: "Ruhumuzun Heykelini Dikerken" demişti yıllar önce yayımlanan bir kitabına, ihtimal heykel kaideleri üzerinde oturdu, artık ona ruh giydirme zamanı geldi, öyleyse ruh arayışı içinde... Garip gelebilir size, belki yukarıdaki cümleyi okuyunca yüzünüzde tebessüm de belirmiş olabilir; olsun samimiyim ve samimi hislerimi, düşüncelerimi paylaştım. Fakat kitabın fihristine bakıp bazı bölümlerde yaptığım hızlı okumalar yanıldığımı gösterdi bana. Önsöze baktım ulaştığım sonucu bulmak için, bulamadım. Nedir yanıldığım nokta? Zamanlama itibarı ile bu kitap, kalemi eline alıp en son yazdığı eseri değil Hocaefendi'nin, bu bir. İkincisi, Kırık Testi serisinde olduğu gibi son dönem sohbetlerinden derlenen yazılardan da oluşmuyor. Aksine, muhteva tamamıyla 1976-1980 yılları arasındaki Bornova vaizliği esnasında yatsıdan önce soru-cevap tarzında gerçekleşen sohbetlerden derleme.

Fethullah Gülen Hocaefendi külliyatının "Prizma" alt başlığıyla yayımlanan serisi dokuzuncu kitabına ulaştı. "Perspektif", "Düşünce Boyutu", "Din Ekseni Etrafında" ve "Büyüteç" isimli dört bölümden oluşan eser, 1976-1980 yılları arasında, çeşitli sorulara cami kürsüsünde verilen cevaplardan oluşuyor.

Fikrî istikamet

Bu tespitten sonra kitabı okumaya başladım ve bakış açımı bu gerçek üzerine bina ettim. Ulaştığım sonuç, fikrî istikamet oldu. Bir 30-35 yıl önceki sorulara verilen cevaplara, bir de benzer sorulara bugün verdiği cevaplara bakın, siz de o fikrî istikameti rahatlıkla görebilirsiniz.

Madem söze buradan girdik, devam edeyim; soru-cevap bir usul olarak medreselerde hoca-talebe münasebeti içinde geçerli bir öğretim metodu. Hocaefendi yıllar önce bunu camilere, kahvelere, sohbet ortamlarına taşımış. Prizma serisinin dokuzuncu kitabı olan Kendi Ruhumuzu Ararken, bunun günümüze yansıyan ve tarihe miras kalacak olan bir ürünü. Bu açıdan bakınca başka eserleri de var: Asrın Getirdiği Tereddütler, Fasıldan Fasıla ve Kırık Testi serileri. Bu dört serinin onlarca kitabı toplam yüzlerce baskı yaptı. Dile kolay. Sözlü geleneğin başarısı gözüyle bakabilirsiniz buna.

Soru-cevap geleneğinin medrese dışına çıkarılması aynı zamanda kişinin kendine güveninin bir göstergesidir, diye düşünüyorum. Bir meydan okuma değil ama bir cesarettir ve bu cesareti destekleyen unsur maddi sebepler planında ilmî yeterliliktir. Konuşacağım dediği alanda ilmine güvenmeyen bir insanın ortaya çıkıp her türlü soruyu bana sorabilirsiniz demesi ve soruların neredeyse yüzde 99'una cevap vermesi bunu göstermiyor mu?

Tam bu noktada bir soru: Pekâlâ 30-35 yıl öncesinden mezkûr sorulara verdiği cevaplar bugün niye kitaplaştırılıyor? Düşüncelerinde hiç mi değişiklik olmadı? Kendini düşünce planında hiç mi yenilemedi? "Bugün bu sorular sorulsa aynı cevabı verir" anlamını taşımaz mı bugün kitaplaştırılması?

Kendini yenilemek

Bu sorulara benim cevabım şu: Ana umdeler itibarı ile bir değişikliğin olmadığı kanaatindeyim. Eğer olsaydı yayın öncesi yapılan tashihte bu gözetilirdi, belki de bazılarında gözetilmiş, değişiklikler yapılmıştır. Ama muhtevaya derinlik kazandırma bâbında Hocaefendi tabii ki değişik düşüncelere sahiptir. Mesela, Osmanlı devletinin yıkılışının sebeplerini ele aldığı soruyu bugün cevaplasa çok daha farklı şeyler söyleyebilir. Köle ve cariye hukuku konusundaki cevap da öyle. Nitekim bu ve benzeri sorulara bugün sorulduğunda verdiği cevaplar Kırık Testi serisinde yayımlanıyor. Hocaefendi kendini yenilediğini de bu cevaplarla ortaya koyuyor. Bize de bahsini ettiğim dünkü ve bugünkü Hocaefendi bağlamında mukayese imkânı veriyor bu ve benzeri eserler.

Hoşgörü ve diyalog kavramının Hocaefendi ile birlikte kamuoyuna mal olmasının başlangıcı 1994'tür. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın onursal başkanı olarak katıldığı açılım toplantılarında toplumun değişik kesimleriyle bir araya gelip yaptığı konuşmalarda defalarca dile getirmiştir Hocaefendi bu iki kavram etrafındaki görüşlerini. Pekâlâ, daha önce neden hoşgörü, tolerans, diyalog demiyordu? Evet, bu soru şimdiye kadar yüzlerce insan tarafında sorulmuştur. Hocaefendi'nin her defasında cevabı, "Diyorduk, diyorduk ama cami kürsülerinde diyorduk. Siz oralarda yoktunuz. Oralarda yapılan konuşmalar da gazetelere bu otel salonlarında yapılan konuşmalar gibi mal olmuyordu." şeklinde olmuştur. İşte bu düşüncelerin ispatını "Tebliğde Tolerans ve Müsamahanın Sınırları" başlıklı cevapta bulabilirsiniz. Bir bu cevabı, bir de 2013'ün eylül ayında aynı istikamette sorulmuş sorunun cevabını alın; ana esaslar itibarı ile fark göremeyeceksiniz. Yazının başında fikrî istikameti görme ve mukayese imkânı derken kastım buydu.

Ruh-beden bütünlüğü

Bu bilgilerden sonra, kitap neden bu ismi taşıyor, diyeceksiniz. Asıl cevabı sahibi verecek, kendisine sormak lazım. Ama illa bir şey demem icap ederse, tabii kanun ve kurallar ışığında meseleye bakıp şunu diyebilirim: Beden ve ruh bir bütündür. Ruhu olmayan bedenler canlılığını kaybeder, hayatta kalsa bile ölüden farkı yoktur. Baksanıza meyvedar ağaçlara, tabii ömrünü tamamlayınca yani ruhu bedeninden ayrılınca odundan öte bir muameleye maruz kalmıyor. Dolayısıyla benim teşbih yaparak iz sürdüğüm noktada değil de, bedeni ve heykeli inşa çalışmalarının yapıldığı o yıllarda da ruhun arandığının göstergesi olarak yorumlanabilir bu isim.

Nil Yayınları'nın okuyucuyla buluşturduğu kitap, serinin diğer eserleri gibi dört bölüme ayrılmış. Prizma serisinin diğer kitaplarında var olan "Aktüel" bölümü bu kitapta yer almıyor. "Perspektif", "Düşünce Boyutu", "Din Ekseni Etrafında" ve "Büyüteç" ana bölüm isimleri. Her bölümün altında isim-müsemma bağlantısı içinde cami kürsüsünde sorulmuş sorular ve cevapları var. Sehl-i mümteni bir üslupla, ortalama cami cemaatinin idrak ve şuur seviyesi gözetilerek verilen bu cevapların derlendiği kitabın faydalı olacağından hiç kuşkum yok. Eserin sonuna karma indeks ve tahrici yapılan kaynaklar eklenmiş. Tahricinden tashihine kitaba emeği geçen herkese teşekkürler.