Yazdır

Müslümanların tarihinde en zayıf nokta

Yazar: Ali Ünal, Zaman Tarih: . Kategori 2013 Köşe Yazıları

Oy:  / 20
En KötüEn İyi 

Haberleri genellikle iki gazete ve iki internet sitesinden takip etmeye çalışıyorum; bunlar dışındaki bazı yazılardan ve hadiselerden ise çoğunlukla okuyucuların haber vermesiyle haberdar oluyorum.

Son aylarda, daha çok okuyucuların haberdar etmesiyle bakıyorum, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bir sözü, ona atfedilen, fakat ona ait olduğu şüpheli ve tamamen duyuma dayalı bir söz veya bir davranışı münasebetiyle, bunların üzerinden bir hafta-on gün geçtikten sonra aynı gün, aynı gazete veya aynı internet sitesinde 4-5 yazar eleştiri adı altında hücuma geçiyor. Böyle olunca da, insanda bir kısmı bazı hocalardan gelen bu hücumların bir merkezden yönlendiriliyor olabileceği intibaı uyanıyor. Öyle veya böyle, Kur’ân’a, tarihe, hadiselere baktığımızda, elbette iyi niyetli istisnalar dışında, bu tür hücumların iki ana sebebini görüyoruz.

Bir okuyucu yazıyor: İran’da devrimden bir yıl kadar sonra öğrenciler tarafından Amerikan Büyükelçiliği işgal edildi ve bu öğrenciler, işgali bir yıl sürdürdüler. Bu bir yıl içinde dünya, Amerika İran’a müdahale edecek mi, etmeyecek mi tartışmasıyla meşgul oldu. İşte bu süreçte İsrail’de yayımlanan Jerusalem Post’ta şöyle bir yorum çıkıyor: “Amerika’nın İran’a müdahalesi intihar olur. İslâm tarihinde ulemânın karşılıklı kıskançlığı, en zayıf nokta olagelmiştir. İran’da devrimin iki numaralı Ayetullah’ı Şeriatmedarî, yaşlı ve etrafında SAVAK ajanları var. Bu zattan devrim aleyhinde yararlanılabilir.” Şeriatmedarî taraftarları, samimî olarak veya kışkırtmalara kapılarak devrime cephe aldılar ve bu zat, ömrünün kalan kısmını gözaltında geçirdi.

Kur’ân-ı Kerim, çok âyetiyle bu kıskançlığa dikkat çeker. Hz. Âdem’in, bir rasûlün oğlu Kabil, bu kıskançlık sebebiyle Habil’i öldürmüş ve kendisini Kıyamet’e kadar bütün haksız cinayetlerin günahından hissedar olmak gibi bir talihsizliğe düçar etmiştir. Hz. Yakup gibi bir diğer rasûlün on oğlu, yine kıskançlık sebebiyle kardeşleri Hz. Yusuf’u ölüp gitsin diye kuyuya atabilmiştir. Yine Kur’ân, peygamberlerle kurulan en güzel sistemlerin, bağy, yani rekabet ve kıskançlığa dayalı tecavüzler sebebiyle meydana gelen tefrika ve ihtilâflar neticesinde yıkılıp gittiğini bize anlatır (Ör: Âl-i İmran Sûresi/3: 19)

İkinci sebebi, yine Kur’ân’ın özellikle bazı İsrail Oğulları âlimleri üzerinden bütün âlimlere yaptığı ikazda görüyoruz: “Âyetlerimi (makam, mevki, para, şöhret, statü, övülme gibi) az bir paha karşılığı satmayın.” Hz. Bediüzzaman, İslâm tarihindeki bu bir diğer en zayıf noktaya çok ince ve manâlı bir şekilde temas eder:

   Nûşirevân-ı Âdil’in veziri Büzürg-Mihr’e sormuşlar: “Neden ulemâ, ümerâ (idareciler, hükümdarlar) kapısında görünüyor da, ümerâ, ulemâ kapısında görünmüyor; halbuki ilim, emirliğin üstündedir?” Büzürg-mihr, cevaben demiş ki: “Ulemânın ilminden, ümerânın cehaletindendir.” Yani, ümerâ, cahilliği sebebiyle ilmin kıymetini bilmiyorlar ki, ulemânın kapısına gidip ilmi arasınlar. Ulemâ ise, âlim olmaları sebebiyle paranın, malın kıymetini dahi bildikleri için ümerâ kapısında görünüyorlar. İşte Büzürg-mihr, ulemânın zilletine sebep olan hırslarını zarif bir surette te’vil ederek, nazikâne cevap vermiş.

Samimî Müslüman’a, Hocaefendi’yi sevenlere de düşen, Habil gibi olmaktır. Habil, kardeşine der: “Sen beni öldürmek için bana elini uzatsan da, ben, seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim.” Ve Hz. Yusuf gibi olmaktır; Kur’ân’da onun kardeşleri aleyhinde tek bir menfî duygu, söz ve davranışını okumuyoruz. Bunun için de Bediüzzaman’ın Lem’alar’dan 20 ve 21’inci, Mektubat’tan 22’nci Mektub’u çok okumak gerekiyor.