Yazdır

Hizmet Hareketi’ne psikolojik savaş

Yazar: Ali H. Aslan, Zaman Tarih: . Kategori 2013 Köşe Yazıları

Oy:  / 12
En KötüEn İyi 

İç krizlerinde sorumluluğu asılsız uluslararası bağlantılı komplolara bağlayan yönetimler dünyada itibar kaybeder. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti de o durumda. Son yolsuzluk skandalında komplo teorileriyle hedef şaşırtmak isterlerken, uluslararası arenada Türkiye’nin çıkarları zarar görüyor. Özellikle demokratik beklentileri daha yüksek olan ABD ve Avrupa’da hükümet güven erozyonuna uğruyor. Hatta Batı karşıtı bir çizgi benimsendiğine yönelik ciddi kuşkular uyanıyor.

ABD ve Avrupa medyası, yolsuzluğun üzerine giden yargı ve emniyete hükümetin yoğun müdahalelerini artan oranda iddiaların üstünü örtme çabası olarak yansıtıyor. Başbakan Erdoğan, yasama ve yürütmeye ilaveten bağımsız yargıyı da kontrolüne almak isteyen otoriter bir lider olarak algılanıyor. Anayasaya Batı’dan ilham alınarak koyulmuş kuvvetler ayrılığı ilkesiyle açıkça çelişen gayri-demokratik tutumlar, gerek Brüksel gerek Washington’da ciddi rahatsızlığa yol açtı. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle, gelişmeleri ‘büyüyen bir endişeyle izlediğini’ söyledi. ABD Dışişleri Sözcüsü Jen Psaki ise Türkiye’den yargı sisteminde ‘şeffaflık’ ve ‘adillik’ noktasında ‘en yüksek standartları’ beklediklerini defalarca vurguladı.

‘Rejimi sorunlu birçok ülkeyle yaşayan Batılılar, fazla demokratik olmayan bir Türkiye’yle niye yaşayamasın?’ diye soranlara cevabım şu: Türkiye, NATO üyeliği ve AB adaylığı sebebiyle o ülkelerden farklı. Batı kulübünde birinci sınıf üye muamelesi görmüyor olabilir. Ama muayyen bir demokratik çıtanın altına da düşmemesi bekleniyor. Askeri darbelere Batı tek şartla yeşil ışık yakmıştı: Demokratik kurumların ivediyetle işlerliğe kavuşması. O nedenle, demokratik denetim kurumlarının altının boşaltılmasıyla sonuçlanacak herhangi bir sürece Batı sıcak bakmaz. Bu bağlamda, yargı bağımsızlığı ve seçilmişlerin hesap verebilirliği, olmazsa olmaz kriterlerden. Türkiye’nin son dönemde katılımcı demokrasi hedefinden sapıp tek adam ve tek parti rejimine yöneliyor görüntüsü vermesi, Batı’da endişe kaynağı.

Özeleştiri yerine, fatura başkalarına

Erdoğan hükümeti, yolsuzluk soruşturmasında özeleştiri yapacağına faturayı içeride Hizmet camiasına, dışarıda ise büyük ölçüde ABD’ye kesmiş görünüyor. Başta Ankara büyükelçisi Francis Ricciardone, Amerikalıları hedef gösteren iktidar yanlısı medya organlarına geçen hafta Washington’dan sert tepki gelmişti. Dışişleri Sözcüsü Jen Psaki, önemli vakalarda kullanılan bir metotla, basın mensuplarına e-maille Obama yönetiminin ‘derin rahatsızlığını’ bildiren bir açıklama yollamıştı. ABD, AK Parti ile bir kısım medya arasındaki sistematik ve organik ilişkileri biliyor. Yani bu tür mesajlar, en az basın kadar, onları besleyen hükümet yetkililerine de yönelik. Ancak ilgili çevrelere bakıldığında, ikili ilişkileri zehirleyebilecek bazı tutumlar devam edeceğe benziyor.

Hükümet ABD ile ilişkilerde bir eliyle yaptığını öbür eliyle yıkıyor. Mayıs ziyaretinde Beyaz Saray’da çok iyi karşılanan Başbakan Erdoğan, haziranda orantısız sertlikte müdahalelerle büyüyen Gezi olaylarından İsrail’i ve Batı dünyasını sorumlu tutunca Washington’da büyük irtifa kaybetti. Başkan Barack Obama, eski kankası Erdoğan’a ciddi mesafe koydu. Ortadoğu’daki birçok hayati kararda Ankara devre dışı bırakıldı. Vaziyeti biraz düzeltmek amacıyla geçen ay Washington’a gelen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ziyaretinin ardından işler tam biraz düzeliyor gibiyken, yolsuzluk skandalıyla ayarlar tekrar bozuldu. Başbakan’ın komplo ve darbe teşebbüsü olarak gördüğü soruşturmaya kızgınlığından ABD de nasibini aldı. Obama yönetimiyle güven tazeleme, dolayısıyla bölgede Türkiye’yi içine düştüğü yalnızlıktan biraz kurtarma çabaları şimdilik güme gitmiş gibi.

Hizmet Hareketi’ne psikolojik savaş

Yolsuzluk soruşturmasını itibarsızlaştırmak isteyen psikolojik savaşçılar Hizmet Hareketi’ne yönelik ABD bağlantısı iddialarını sıcak tutmayı sürdürebilir. Zira Türkiye kamuoyunda herhangi birini ya da grubu kötülemenin en kestirme yollarından biri, ABD ve İsrail ile ilişkilendirmek. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin hasbelkader ABD’de ikamet ediyor olması da, kötü niyetli algı yöneticileri için bulunmaz fırsat. Hükümete yakın bazı kimseler, camiayı espiyonaj faaliyetleri de yapan illegal bir örgüt gibi gösterme planlarından söz ediyor. Amerikan bağlantısı iddiası, o tür iftira senaryolarında da kullanılabilir.

Hizmet Hareketi’nin ABD’deki varlığını ve toplumlararası ilişkilerini tehdit gibi göstermek büyük haksızlık. Her şeyden evvel, hareket global. Sadece ABD’de değil, 100’ü aşkın ülkede faaliyet gösteriyor. Türkiye’nin tanıtımına önemli katkılarda bulunuyor. Yurtiçinde ve yurtdışında eğitim ve hayır işlerine yoğunlaşan bu insanların vatanseverlikleri sorgulanamaz. Hareketin bürokrasideki sempatizanlarının da aynı milli, manevi ve evrensel değerlerle beslenmiş olduklarına şüphem yok. En küçük bir yolsuzluğa dahi adı bulaşmayan nadir kesimlerden birini, genelde para için yapılan espiyonaj faaliyetleriyle karalama teşebbüsleri Allah’ın izniyle akim kalacaktır.

21. asrın 14. yılına girerken Türkiye’nin hâlâ korku tünelinden çıkamadığını esef ve ibretle müşahede ediyoruz. Başbakan Erdoğan, Avrupa Birliği’ne üyelik olmazsa, ‘Ankara kriterleri’yle yola devam edileceğini söylüyordu. Kopenhag Kriterleri’nden uzaklaşınca memleketin ne hale geldiği ortada. Görünen o ki Türkiye, sadece kendi iç dinamikleriyle iyi yönetişim (good governance) ve liberal demokrasi idealine ulaşamayacak. AB perspektifinin güçlü şekilde canlandırılması şart. Tabii Şanghay İşbirliği Örgütü’nü sıkça telaffuz edenler bunun tam aksini planlamıyorsa...