Yazdır

O gece Akıncı Üssü’nde gerçekten ne oldu?

Yazar: Kemal Ay, TR724 Tarih: . Kategori 2016 Köşe Yazıları

Oy:  / 6
En KötüEn İyi 

15 Temmuz darbe girişiminin ‘komuta merkezi’ denilen Akıncı Üssü’nde o gece neler yaşandığına dair adam akıllı kimsenin bir bilgisi yok. Olayın aktörleri ya kayıp ya da devletin elinde. İktidar, elindeki bu gücü kullanarak istediği hikâyeyi anlatma imkânına sahip. Bize düşen ortaya dökülen bilgi kırıntılarını iyi bir elekten geçirip doğru hikâyeye ulaşmak.

Akıncı Üssü’nden olduğu iddia edilen bir görüntü çıktı önceki gün. Buna göre “Adil Öksüz darbeyi buradan yönetti” denilen askerî hava üssünde, Kemal Batmaz isimli birisi askerlerle birlikte bir hareketlilik içinde. İçeride başka siviller de var.

Adil Öksüz, yıllarca Sakarya’da İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış. Kemalettin Özdemir, “2012’de devlet birimlerine ismini verdim” dediğine göre, 4 senedir takip altında olduğunu varsayabiliriz. Kemal Batmaz da, Kaynak Holding’e bağlı bir şirkette yönetici pozisyonunda çalışırken 2015’in ilkbahar aylarında ayrılmış kendi şirketini kurmuş. İkilinin 15 Temmuz’dan birkaç gün önce ABD’den birlikte döndüğü havaalanı güvenlik kamerasında yer alıyor. Öksüz’ü takip edenler, eğer varsa, ikilinin ilişkisini de sorgulamıştır herhalde.

Soruşturmayı yürüten başsavcı, Kemal Batmaz’ın görüntüleri inkâr ettiğini, o gece orada yakalanma gerekçesi olarak da farklı sebepler sunduğunu söylemişti. Adil Öksüz de, oraya arsa bakmaya gittiğini iddia etmişti.

Akıncı’da siviller ve askerler

Akıncı Üssü’nde o gece başka siviller de olduğu yönünde 15 Temmuz’dan bu yana çeşitli haberler yapıldı. Hangi şartlarda alındığını bilmediğimiz ifadelerde de, askeri alanda sivillerin de bulunduğu öne sürüldü. Bazı ifadelerde, buradaki sivillerin askerlerden ‘sorumlu’ olduğu da yer aldı. 15 Temmuz gecesine ait denilen çeşitli görüntü parçaları paylaşıldı. Burada askerlerle sivillerin birlikte hareketlilik içinde olduğu açık.

15 Temmuz’la ilgili uluslararası ve yerel medyada çıkanları bir araya getirince, ortaya şöyle bir manzara çıkıyor: TSK içerisinde çeşitli ekipler birbirlerini darbe yapmak için motive etmiş. Bu hareketlilik, çok önceden haber alınmış ve iktidar buna göre bir ‘eylem planı’ geliştirmiş. Ordu komutanlarının çelişkili ifadeleri, ya kendilerine farklı şeyler söylendiğini ya da kendileriyle bir pazarlık yapıldığını ima ediyor.

Dahası, bu darbe girişimi açık şekilde teşvik edilmiş. Güvenlik bürokrasisinde birçok kimse bildiği hâlde, darbenin gelmesini, harekâtın yapılmasını adeta istemiş. Genç askerler, “tatbikat”, “IŞİD saldırısı”, “terör eylemi” gibi bahanelerle operasyona dâhil edilmiş. Ya sonra?

Darbeyi teşvik edenler geri adım atmış

15 Temmuz gecesi, üst kademelerden ciddi bir ‘satış’ gelmiş olmalı. Üç beş albayın, birkaç generalin darbeye heveslenmesi olacak iş değil. Nitekim darbe gecesi Boğaziçi köprüsünü kapatarak, TRT’ye CNN Türk’e üç beş asker göndererek, Meclis’i bombalayarak, birkaç uçakla büyük şehirleri terörize ederek bir darbe yapılamayacağı kesin. Belli ki birileri kendinden emin şekilde harekâta başladığında, yani artık çok geç olduğunda, “Arkanızdayız!” diyenler geri adım atmışlar. İyi ki de öyle olmuş…

Akıncı Üssü’ne dönersek, oradaki sivillerin konuyla ilgili ne diyecekleri ya da başka kimseyle bağlantılı olup olmadıklarına bakmak gerekiyor. Ancak şurası açık ki, 15 Temmuz gecesi, yani bir darbe harekâtı başladığında, Akıncı Üssü’nde bulunan siviller yaşanabilecek en kötü senaryolardan birine zemin hazırlamışlar. Yani, “Bırakın darbe gelsin, biz bunu Cemaat’i bitirmek için kullanalım” senaryosuna…

İktidarın sorumluluğu

Akıncı’daki sivillere geçmeden önce söylemekte fayda var.

Eğer iktidar bu darbeyi önceden haber almış, sırf siyasî hırsları için kan dökülmesine müsaade etmişse, 15 Temmuz’da can veren 241 kişinin kanında onların da mesuliyeti vardır. Bu hukukta açıkça, “ihmalî suç” olarak belirtilmiş. Nefeslerine kadar takip edebildikleri bu insanların “harekete geçmeleri” beklenmişse, kişisel hesaplar için masumların canı, kanı tehlikeye atılmış demektir.

Adil Öksüz’ün, Kemal Batmaz’ın sorumluluğu

Şimdi gelelim Adil Öksüz, Kemal Batmaz ve o gece Akıncı Üssü’nde olduğu iddia edilen diğer sivillere… Yaşananları açık şekilde anlatmalılar. O gece orada ne işleri vardı? Gerçekten bir darbenin içinde yer aldılar mı? Darbe başarılı olsa dâhi, yüz binlerce masum insanın dünyada ‘darbe örgütleyen bir hareketin mensupları’ olarak yaftalanacağını düşünmediler mi? Bir pusuya düşürülmüş ve darbede ‘yer alıyormuş gibi’ gösterilmişlerse, bunu açıklamalı değiller mi?

Adil Öksüz’ün nerede olduğunu kimse bilmiyor. Nasıl serbest kaldığını da… (2400 yargı mensubu tutuklanıp hapse konulduğu halde onu serbest bırakanları sadece açığa almakla yetinen devlet, Adil Öksüz’ün bütün sülalesini gözaltına aldı…) Ancak yüz binlerce insan böyle zan altındayken, gerekirse bir kamera koyup önüne, olan bitenleri anlatması gerekmez mi? Sorumlular ortaya çıkıp gerçekleri anlatmadıkça, başta “Eğer bana sempati beslediğini söyleyip darbe yapanlar varsa ideallerime ihanet etmişlerdir” diyen Fethullah Gülen olmak üzere yüz binlerce masum insan zan altında kalıyor.

Zan altında kalmayı geçelim, bu insanlar darbeyle, darbe gecesiyle zerre alakaları olmadığı hâlde, bedel ödüyorlar. Kabilecilikten başka bir şey bilmeyen bir iktidarın ‘adalet’ anlayışı altında, Bank Asya’da hesabı olduğu için, Zaman’a abone olduğu için, telefonunda ByLock’u olduğu iddiası için kahır çekiyorlar…

Dünya genelinde bunca gönüllüsü olan bir sosyal hareketin içinde yer alan insanları tek tek kontrol edebilmeniz imkânsız. Burada tek bir ‘emir-komuta zinciri’ olduğunu düşünmek de akla aykırı. 17-25 Aralık’tan bu yana Cemaat’in söyledikleri geçerliliğini koruyor: Suça bulaşmış insanlar varsa, onları cezalandırmak devletin görevi; ancak hayatlarında karıncayı bile ezmemiş insanların bu suçlarla muhatap edilmesi, zulüm kere zulüm kere zulümdür…