Yazdır

"Din Siyasete Alet Edilmemelidir"

Yazar: Sabah Tarih: . Kategori Sabah'ta Hulûsi Turgut'la

Oy:  / 6
En KötüEn İyi 

Fethullah Gülen, dinin siyasete alet edilmesini eleştiriyor. 'Müslümanlığı politize etmek İslam'ın ruhuna büyük ihanet' "Türkiye, laik bir devlettir. İnsanlar, laik olmayabilir. Laiklik mes'elesi, toplumu dinin etkisinden uzaklaştırma gibi gösteriliyor."

Fethullah Gülen, ülkemizde bugün tartışma konusu olan "İslami Cemaat- politikacı" ilişkilerini değerlendiriyor ve şunları söylüyor: "Başkalarının farklı düşünceleri olabilir ama, bana göre Müslümanlığı politize etmek, İslam'ın ruhuna en büyük ihanettir."

Türkiye'deki özgürlük ortamının "kıymeti bilinmesi gereken" bir imkan olduğuna da dikkati çeken Fethullah Gülen, açıklamalarını şöyle sürdürüyor:

"Bence, bu ülke hepimize yeter. Hepimiz, anlaşarak da, uzlaşarak da geçinebiliriz burada. 'Ben şuyum', 'ben buyum' mülahazası değil, bu ülkede insanların bazıları dindar olabilir. Dindarlıkları bazılarına 'dinci' şeklinde görünebilir. Evet, ben bu yeni tabirlere şiddetle karşıyım. Bunu, takdir ettiğim insanlar ve şahsen kendilerine karşı diyaloğa açık olduğum insanlar konuşsa bile, bundan rahatsız oluyorum. Bu, bir seviye kaybı, irtifa kaybı diyorum kendi kendime."

Laiklik Meselesi

"Türkiye, laik bir devlettir. İnsanlar laik olabilirler. Bazılarına göre fert zaten laik olmaz. Yani devlet laiktir, çünkü o bir kanun-nizam mes'elesidir. Bazılarına göre ise, devlet de laik olmaz. Çünkü devlet de nihayet, şahıslardan meydana gelir.

Bizde, bu laiklik mes'elesi sekülerizmle (toplumu, dinin etkisinden uzaklaştırma) karıştırılmıştır öteden beri.

Belki hukukçuların üzerinde duracakları, yeni yeni tarifler getirecekleri, açıklığa kavuşturacakları bir konudur bu. Kimi insan 'Ben Kemalistim' diyebilir. Zaten bunu açıktan açığa söyleyenler vardır. Bunun yanı sıra 'cumhuriyetçiyim' diyenler bulunabilir. Ama bunun adı batı'dan geldi diye antipati duyanlar da olabilir. Daha da ileri gidip, demokrasiyi benimseyenlerin yanı sıra 'demokrasi insanın, tam ihtiyaçlarını karşılamıyor. Kabre kadar insanın ihtiyaçlarına cevap veriyor, ondan sonra başının çaresine bak, diyor. Bu açıdan bana yetmiyor' diyenler olabilir."

Karşılıklı Fedakarlık Şart

"Bunların hepsi konuşuluyor. Kanaatimce, Türk toplumu şu anda bu mes'elelerin orta yerde müzakere edilmesine tahammülü bulunmayan bir noktada. Bunlardan hangisini deşelesek, hep ihtilaflar olacaktır. Dindar da bu ülkede huzur içinde yaşamayı düşünüyorsa, hafife alıcı mahiyette 'laik' dememeli, 'Kemalist' dememeli, 'cumhuriyet' dememeli, 'demokrasi' dememeli. Biraz da bunlar, karşılıklı fedakarlıklarla olur.

Bazı konuları zamanın yorumuna bırakmak daha uygun olur. Ama öz'ün, temel dinamiklerin korunması da çok önemlidir. Gönül arzu eder ki, içinde bulunduğumuz bu süreç, kendi özellikleriyle kabul edilebilsin.

Mesela Batılılar'la, Batı düşüncesi ile bütünleşmemizde, sakınca olmayan ve gerekli bulunan noktalarda bir bütünleşmenin gerçekleşmesinde, bence bir sakınca yok. Zaten bu, kaçınılmaz bir durumdur.

İnsanın tabiatında hep iyiyi, güzeli araştırma temayülü var. Eğer biz kendi benliğimizi bulmuşsak, onlardan alacağımız şeyler, ancak güzellikler olur. Batı'dan alınacak birçok güzellik var. Mehmet Akif'i 'Alınız Garb'ın ilmini' diyor. Üstad Bediüzzaman'ın bu şekilde yaklaşımları var. Ben bu anlamda bir Garplı, Batılı olmada hiçbir mahzur görmüyorum. Mutlaka manada, kayıtsız şartsız Batı düşmanlığı, zannediyorum bizi çağın dışına iter. Ve zaman tarafından elenirsiniz."

"İlkokulu, Dışarıdan Sınava Girerek Bitirdim"

Fethullah Gülen'in manevi dünyasında "Alvar İmamı" baş köşede oturur. O'nun, ayrı bir yeri, ayrı bir misyonu vardır. Adını işittiği zaman, gözleri dolu dolu olur.

İnsanların, yaşamları içinde etkilendikleri bazı kişiler mutlaka olacaktır. İşte "Alvar İmamı" da, Fethullah Gülen'in ruhuna hitab etmiş, O'nu motive etmiş en önemli kişi olarak ortaya çıkıyor. Bakınız Gülen, Alvar İmamı için ne diyor: "O'nun ağzından çıkan her kelime bana, başka bir alemden akıp gelen ilhamlar şeklinde görünüyordu. Yani, O konuşurken biz, şimdiye kadar yere inmemiş bir kısım semavi şeyler dinliyor gibi kulak kesiliyor ve böyle bir atmosfer içinde dinliyorduk."

Fethullah Gülen, Alvar İmamı konusundaki duygu dolu tesbitlerini şöyle sürdürüyor:

"Hayata gözlerimi açtığım zaman, O'nun ağzının şerbetine susamış pek çok gönül gibi, peder ve validemi de o dupduru kaynağın başında buldum. O'nu idrak ettim diyemem; çünkü O, ötelere göçtüğü zaman, ben hayatımın henüz, onaltıncı yılının yamaçlarında dolaşıyordum."

Fethullah Gülen, ilkokula Korucuk köyünde başlamıştı. Ancak aile Alvar'a taşınınca, Gülen'lerin bu öğrenci evladı da okulu bırakmak zorunda kalıyordu. Bu arada, okulu bırakmanın da ilginç bir öyküsü vardı. Şimdi, birlikte dinleyelim: "Belma öğretmenin dersindeydik. Bir gün her nasılsa sınıfta gürültü edenler arasına ben de karışmıştım. Öğretmen, bazı arkadaşlarımızı dövdü. Sıra bana gelince, kulağımdan tuttu ve sadece 'Sen de mi?' dedi. Bu bir çift söz, bana yetmişti. Köyümüzün okulunda ikibuçuk yıl okuyup, ayrıldım. Babam, Alvar'a imam olmuştu. Oraya taşındık. Bir daha okula gitmedim.

Bir ara Korucuk'a gelmiştim. Belma öğretmen beni gördü ve 'Sen, dördüncü sınıfa geçirdim' dedi. Fakat O'nun bu jesti de fayda etmedi. Okula yine gitmedim. Okulu daha sonra Erzurum'da, dışardan sınavlara girerek bitirdim." Fethullah Gülen'in Korucuk'ta başlayan çocukluk çağı Alvar'da devam edip, şekilleniyordu.

İlk Kur'an öğretisini annesinden, Arapça dersini ise babasından almıştı. Alvar'da bir yandan özel eğitim görürken, bir yandan da ailenin çalışan nüfusuna dahil olup, ev işleri ve hayvan gütme görevlerini sürdürüyordu.