Yazdır

Fethullah Hoca'nın Yaşam Öyküsü

Yazar: Sabah Tarih: . Kategori Sabah'ta Hulûsi Turgut'la

Oy:  / 6
En KötüEn İyi 

"Bir Küçük Sandıkla, Baba Ocağından Ayrıldım"

Fethullah Gülen, şehir yaşantısı ile Erzurum'da tanıştı. Korucuk köyünde başlayan dünya misafirliği sırasıyla Alvar ve Artuzu köylerinde devam etti. Aile reisinin görev yerleri değiştikçe, o da anne ve babasıyla birlikte köy köy dolaştı.

Okulu bırakmıştı. Özel hocalardan ders alıyor, zorluklarla dolu hayat şartlarına ayak uyduruyordu. Bu yaşantı, bir süre sonra babasının görevi nedeniyle şehir merkezleri olan Erzurum'a taşınacaktı.

Delikanlılık çağını yakalamak üzere olan Fethullah Gülen, ailesinin Erzurum'a yerleşmesiyle birlikte, Kurşunlu Cami medresesinde eğitime döndü. Burada, Sadi Efendi'den ders almaya başlayacaktı.

O'nun için yeni bir ortam ve yeni bir ufuk doğdu. Kişisel eşyalarını yerleştirdiği küçücük tahta sandığını sırtlayıp, baba ocağından uçtu. Bu, hayatın gerçekleri ile ciddi bir biçimde yüzyüze gelmenin randevusuydu. Artık medrese yaşantısı başlıyordu. Orada yeniden şekillenecek, yaşam maratonu için rampaya yerleşecekti.

O günlerden zihinlerde neler kalmıştı acaba? Şimdi bu anıları Fethullah Gülen'den dinleyelim:

"Sandığımla, Kurşunlu Cami medresesine yerleştim. Orası, ahşap tavanlı, küçük bir mekandı. Aşağı yukarı iki kilim boyu kadar bir yerde, beş-altı insan kalırdık. Bir de sandıklarımızı düşünün.Bu küçücük odanın her santimetre karesi, bir değer ifade ediyordu.

Bir gaz ocağımız vardı; yemeğimizi, yattığımız yerde kendimiz pişirirdik. Bu arada fırsat buldukça Kırkçeşme hamamlarına gider, yıkanırdık. Bazı fakir öğrencilere, ihtiyaçlarını karşılamaları için fiş verirlerdi.

Bu fişlerin bedeli, hayırsever zenginler tarafından karşılanırdı. Fiş kalmayınca, çok sıkıntı çekilirdi. Ben de, o sıkıntıyı çekenlerden biriyim.

Fişimiz bitince, medrese tuvaletinde soğuk su altında yıkanmak zorunda kalırdım. Başka imkanımız yoktu. Abdest alırken ve yıkanırken buz gibi su, ayaklarını adeta taşa yapıştırırdı.

Sadi Efendi'nin yanından ayrıldıktan sonra, Kemhan Camii yanındaki medreseye yerleştim. Orası da daracıktı. Yine, beş-altı arkadaş kalıyorduk.

Odanıza, yatıya bir misafir gelse, içimizden birisinin oturarak sabahlaması gerekiyordu.

Yine böyle yer darlığının olduğu bir gün ayağımı uzatmak istedim. Bulunduğum yerden itibaren bir yönde Kıble, bir yönde kitaplar, bir başka yönde ise istirahat eden arkadaşım vardı.

Ayaklarımı uzatabileceğim tek yön kalmıştı. O da, köyümüz Korucuk istikameti. O anda babam hatırıma geldi. Köyde olabilir. Kendisine karşı ayaklarımı uzatamam deyip, uyumadan oturdum..."