Yazdır

Fethullah Gülen, Suriye Sınırındaki Mayın Tarlasında Ölümle Dans Etti

Yazar: Sabah Tarih: . Kategori Sabah'ta Hulûsi Turgut'la

Oy:  / 6
En KötüEn İyi 

Fethullah Gülen, 49 yıllık yaşantısı süresince iki ayrı dönemde sıkıntı çekmiş. Bunlardan ilki, 12 Mart 1971 Askeri Muhtırası'nın verildiği dönem. Tutuklanıp, Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi'nde yargılanmış. 6 ay 15 gün hapis yatmış. O ızdıraplı dönemi bugün hiç unutamıyor. Anılarını tazelerken, duygularını şöyle dile getiriyor: 'Genelde o olay biraz dokundu. Fakat helal olsun milletimize dedim. Milletimiz için hizmet ettik, onun için bin türlüsüne katlansak da helal olsun. Ne var ki, işte o günlerde bazı kimseler Türkiye'nin komünizme peyk olunca, ancak ilerleyeceğini ve mutlu olacağını, büyük devlet haline geleceğini sayıklıyorlardı. Onun düşünü görüyorlardı.

Denge olması düşüncesiyle, bizi toparlayıp götürdüler. Hatta bir dönem de beraber aynı koğuşa koydular. Kimsenin rencide olmasını istemem. Fakat aynı koğuşun içinde biz abdest alırken, onlar hakaret ediyorlar, 'uykumuzu kaçırıyorsunuz' diyorlardı. Davamız, 74 affıyla düştü.' Fethullah Gülen, 9 yıl sonra yeniden sıkıntılı bir döneme girmiş. 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra, arananlar arasına dahil edilmiş. Resimlerini afişlere basıp, duvarlara yapıştırmışlar. Kendisi, o günleri de şöyle anlatıyor: '12 Mart'ta olduğu gibi aynı vehimle yine bizi aramaya başladılar. Daha önce hapishane hayatını görmüştüm. Bu defa teslim olmadım. Her yerde arıyorlardı. Bir defasında, İstanbul'da kaldığım yere baskın yaptılar. Aramaya başladılar. Bir tahtanın arkasına saklandım. Kanepeleri dahi kaldırıp, beni arıyorlar, ama arkasında durduğum tahtanın yakınına gelmiyorlardı. Göstermeyen Allah, göstermedi.

Sıkıntılı dönemim 6 yıl sürdü. 1986'da Antalya'ya gitmiştim. Dönüşümde, Burdur'da askerliğini yapan, bir gencimizi ziyaret etmek istedim. O genci alıp, Antalya'ya götürdüm. Burdur'a tekrar teslim için getirdiğimde, şehrin girişinde bir pusu kurulduğunu gördüm. Beni yakaladılar, Emniyete götürdüler. Merhum Turgut Özal Başbakan, Yıldırım Akbulut da İçişleri Bakanı idi. Turgut Bey'i gece vakti yataktan kaldırmışlar. Merhum, Bakanlar Kurulu'nu toplamış, benim birşeyden haberim yok, hücrede kalıyorum. Bizi yakalayanlar, diretiyordu. Hükümet de onlara karşı diretiyordu. Karakolda, bazı arkadaşlarımızı tokatladılar. Herşeye katlandık. Sonra bizi İzmir'e sevkettiler. İzmir Emniyeti, beni kabul etmedi. Uzunca bir süreden sonra problemi çözdüler. İstanbul'a geldiğimde rahat bir nefes aldım.'

'Aynı yıl, Hacca gittim. Bu defa Diyarbakır'da bir arkadaşımızı yakalamışlar, benimle irtibatlandırmışlar. Hakkımda, yurtdışına çıkış yasağı konmuş.

Dönüşte, tekrar yakalanmak ve karakola götürülüp hakaret yemek istemiyordum. Bu defa, Suudi Arabistan'dan karayolu ile Halep'e geldim. Ardından, bir rehber yardımı ile Türk sınırına ulaşıp, mayınlı tarlalardan geçtim. Çok sıkıntılı dakikalar yaşadım. Mayınlar arasında durmaksızın dolaşıyorduk. Rehberim, mayınların nerede olduğunu tahmin ettiği için, öyle yürüme mecburiyetimiz varmış. Nihayet sınırı aşıp, vatan topraklarına ulaştım. Bir süre sonra da resmi makamlara başvurup, hakkımdaki yasaklamayı kaldırttım.'