Yazdır

Türkiye Rüyalarımda

Yazar: Dünden Bugüne Tercüman Tarih: . Kategori Tercüman'da Mehmet Koca İle

Oy:  / 8
En KötüEn İyi 

- Neden size iftira atıyorlar?

İftiraların en büyüğü 1999 Haziran'ında yaşanan kaset fırtınasıydı. Baştan sona senaryoydu bu, ama senaryoda hesap edemedikleri noktalar oldu. Farkına varmadıkları ciddi mantıki boşluklar vardı. Dolu-dizgin her şeyi bitirelim bir anda dediler ama dolu-dizgin şeylerde strateji korunamaz ve teknik olunamaz. Nitekim öyle de oldu. Aceleye getirdiler ve yüzlerine-gözlerine bulaştırdılar. Kamuoyu karşısında rezil oldular. Her zaman basiretine hayranlık duyduğum Türk toplumunun yapılan anket sonuçlarına göre yüzde seksen beşi "Biz buna inanmıyoruz" dedi.

Tarihe not düşme olarak telâkki edin isterseniz bunu; bütün takdir hislerimle ifade edeyim ki, o günlerin Başbakanı Bülent Ecevit Bey, yiğitçe göğsünü gerdi, bülendâvâz sesi ile meselenin karşısına çıktı ve "Ben buna inanmıyorum" "Bu isnatlardan hiçbir şey anlamadım" dedi, her defasında yiğitçe tepkisini ortaya koydu. Onun bu tavrını tarih her zaman takdirle yâd edecektir.

Evet, o bir fırtınaydı ama o gün bugün hiç dinmedi. O günden bugüne, tıpkı eskiden yaptıkları gibi birkaç defa öldürdüler beni. Her defasında hakikat ortaya çıkınca da alabildiğine pişkin tavırlarla "Bu adam da dokuz canlıymış" dediler. Gördüğünüz gibi onların öldü demeleri ile siz ölmüyorsunuz. Şunun bilinmesini isterim: benim hastalıklarım var ama ölümden de endişe etmiyorum. Ölümü bayram sevinci sayıyorum. Asıl Allah'a inanmayanlar ölümden korksunlar. Ben Allah'a ve Peygamberimiz'e kavuşacağım günü onlara inat hasretle bekliyorum. Ölüm bana verilebilecek en büyük müjdedir, yolda bulunmuş bir incidir diyorum.

Hükümet Başarılı

- Niçin ölüm döşeğinde olduğunuzu ileri sürdüler?

En zayıf ihtimalden başlayayım. Belki medyaya malzeme çıkarmak istediler. İkincisi, daha kuvvetli ihtimal şu; Türkiye, hükümetin akıllı politikaları ile devlet-millet işbirliği, elbirliği ile iyi bir yolda ilerliyor. Şöyle böyle, belli ölçüde anlaşarak, uzlaşarak, her ne kadar bir kısım çatlak sesler olsa da iyi şeylere imza atılıyor. Kırk-elli senelik Avrupa Birliği hülyalarında ilk defa bu derece müşahhas adımlar atılıyor, gelişmeler yaşanıyor. Türkiye NATO toplantısına başarılı bir ev sahipliği yapıyor. Ekonomik alandaki gelişmeler, enflasyon oranının düşüşü, yabancı sermayenin yatırım için ülkemize gelişi, turizm gelirlerinin artışı vs.. gibi hepsi de çok önemli olan gelişmeler yaşanıyor.

İşte –Allahu A'lem- bu gelişmeleri baltalamak ve sabote etmek isteyen insanlar, gruplar, çevreler, iç ve dış mihraklar var. Türkiye güzel günlere doğru giderken birileri, her zaman yaptıkları gibi el altından bazı şeyler çevirmek istiyorlar. Bu durum Türk insanının hiç de yabancısı olmadığı bir gerçektir. Şimdiye kadar nice zirvelere yükselen insanlar sanki oralara yakınlarını kayırmak için yükselmiş gibi hareket etmediler mi? İstihbarat örgütlerinin gözünün içine baka baka kaçakçılık yapmadılar mı? –Telaffuz ederken bile utanıyorum- Hortumlama olaylarına ne demeli? İşin en önemli yanı bütün bunlar perde arkasında yapılırken Türkiye'de "irtica", "Fethullah Hoca" ve buna benzer haberler ile gündem değiştirdiler. Kamuoyunun nazarını başka yana çevirip hortumlamayı rahat yapalım diye. Şimdi de ihtimal yine ortada böyle bir plan var. Bu plana bağlı olarak bu yalan haberi ortaya attılar ve gündemi değiştirmek istediler.

Bu yalan haberle kendi yazlığında, bağında bahçesinde, yaylasında eşi dostu arkadaşları ile beraber kafa dinlemek, yazın keyfini çıkarmak, duygu, düşünce ve inanç dünyası istikâmetinde Kur'an okumak, hadis okumak isteyen insanların moralini bozmak, önlerini kesmek istemiş olabilirler.

Ben böyle şeylere inanmam ama şeytanların telkinatıyla cinlerle konuşan, uğraşan bazı insanlardan duymuştum ki bir insanın ölümünü ilân etmek, ona büyü yapmak için uygun bir zemin hazırlar. Bu halkın ona karşı olan bakış açısının, kabulunun tesirini kırar, böylece büyü daha çabuk tutar. Böyle şeylere inanmıyorum ama ancak bu maksatla böyle bir yalan haber uydurulmuş olması da ihtimal dahilindedir.

İnsanlığın Efendisi

Yine hicranla seni andı gönül,
Tende cânım, rûh-u revânım Cânân.
Andıkça hasretlere yandı gönül;
Ne olur kıl artık vuslata şâyân.!

Seven ve ağlayan bir bîçâreyim,
Kararsız, derbeder hep âvâreyim,
Yıkılıp dökülmüş bir virâneyim;
Hâl-i hazînim tam mevsim-i hazan..

Güller gülse de ağlıyor hep bülbül,
Bir dert küpü sanki şimdi şu gönül;
Bilmem mümkün mü bu hâle tahammül?
Rûhumda âh u zâr, dilimde figân.

Yanıp kebap oldum, ümidim yıkma!
İtâb et, ama, ağyâra bırakma!
Vefâsız bir kulum cürmüme bakma!
Tavsîfe ne gerek, her şeyim ayân...

Bilirsin gayri imdat edecek yok;
Gönlümü dertten âzâd edecek yok;
Kıtmîr'i başka âbâd edecek yok,
Hatırım virâne, gözlerim giryân...

Gel vur mızrabını kalbimi söylet!
Vur rûhûma nağmelerini dinlet!
Bu gönlüme geleceğini vâdet!
Vâdet ki, kalmadı dizimde dermân..!