Yazdır

Milliyetçilik Irkçılık Değildir

Yazar: Zaman Tarih: . Kategori Zaman'da Ali Aslan'la

Oy:  / 9
En KötüEn İyi 

Atatürk ve Batılılaşma

Kemalizm ve batılılaşma konusundaki görüşlerini de açıklayan Hocaefendi, her Kemalistim diyenin mutlak batılılaşma yanlısı olacağı diye bir kuralın olmadığını belirtti. Hocaefendi, Atatürk'ün bazıları tarafından yanlış anlaşılıp yanlış anlatıldığını söyledi. 'Bizi alıp ileriye götürecek, çağımızla hesaplaşacak seviyeye yükseltebilecek şeyler alınmalı, ayıklanacak şeyler de ayıklanmalı. Kuru taklitçilik yapılmamalı.' diyen Hocaefendi bu zaviyede kimsenin batılılaşmaya karşı çıkmadığını ifade etti.

Eleştirilere Cevap

Fethullah Gülen Hocaefendi, bazıları tarafından kendisine yöneltilen 'milliyetçi, devletçi' eleştirilerinin haksız eleştiriler olduğunu söyledi. Hocaefendi, herkesin milletini sevmek suretiyle azçok milliyetçi olduğunu belirterek, kendisinin milliyetçiliğinin bu zaviyeden değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Hocaefendinin devletçilik eleştirilerine cevabı ise şöyle: 'Biz ferdi devlete feda eden menfur devletçilik anlayışından magrip ve maşrik arası uzağız.'

Kemalist Görünenler Batıcı mı?

'Şimdi uluorta şunun bunun hakkında, şöyle böyle konuşmak yanlıştır. Birileri, 'Onlar öyle düşünüyordu, biz de onların arkasından gelenleriz. O, bir esastır, ateizm bir esastır, inkar-ı uluhiyet bir esastır, küfür bir esastır' diyorlarsa bence temelde ciddi bir yanılgı içindeler. Evvela şunu düzeltmek lazım, bu bir kere yanlış. Türkiye'de Batıcı görünenler acaba hakikaten tam Kemalist mi? Allah bilir onu. Ben çok rahat değilim o mevzuda, diyemeyeceğim yani. Batı'nın eğer ilmi alınacaksa, Mehmet Akif'in de yaklaşımı bu, 'Alınız ilmini, alınız sanatını, hem dahi veriniz mesainize son süratini' der. Yani onlar bile, ki onlar, o gün maneviyat cephesinin kahramanları, o Meclis'e ilk girenlerden, Batı'ya karşı kapalı değiller. Hiçbir zaman da olmamışız. Hatta onlar bizim ahlakımızı almışlar. Bediüzzaman diyor ki; onların iyi hususiyetleri bizde olması gerekiyordu, kötü şeyleri bizde. Niye bu oldu? Onlarda bulunması gerekenler bizde, bizde olması gerekli şeyler de oraya gitti. Ve yüz sene evvel, cehalete karşı, tefrikaya karşı, fakirliğe karşı savaş diyor. Bugün sosyologlar, iktisatçılar ne diyorlar? Aynı şeylerdir. Bu insanların Batı'ya karşı olması düşünülemez.

Bizi alıp ileriye götürecek, çağımızla hesaplaşacak seviyeye yükseltebilecek şeyler alınmalı, ayıklanacak şeyler de ayıklanmalı. Kuru taklitçilik yapılmamalı. Türkiye'de çok kullanıldı; taklitçiler dendi, şabloncular dendi. Kuru bir şablonculuğa girilmemeli. Batı'yı bugün Batı yapan onun eşya ve hadiseleri hallaç etmesi, varlığın altından vurup üstünden çıkması, kainatı yorumlaması' Allah'ın kudret ve iradesinden gelen şeriat-ı fıtriye diyeceğimiz kainat kitabı, fiziğin, kimyanın, astronominin kaynağı sayılacak; bu besteyi bence bir senfonizma ile seslendirme meselesi. O Müslümanların da bir vazifesidir bence, bunu yapmalıydılar. Bunu yapmak, asıl milletimize karşı bir vefa borcudur.

Öz Benliği Koruyarak Batı'yla Entegrasyon

Bu manada inanmış bir insanın Batı karşısında, Batı'yla entegrasyon karşısında, Amerika'yla entegrasyon karşısında olması katiyen düşünülemez. Ancak tabii ki kendi menfaatlerimizi, milli şerefimizi, haysiyetimizi, kendi rengimizi, kendi kimliğimizi, korumamız önemli faktörler. O havuz içinde hemen içine düşmüş bir kar parçası gibi erimeyecek, kendi benliğimizi koruyacağız.'

Devletçi İddiasına Cevap

Bazıları tarafından cemiyeti ön planda tutmakla, neredeyse devletçi olmakla, biraz fazla milliyetçi olmakla itham ediliyorsunuz.

Bazı şeyleri olduğu gibi kavrayamama var. Herkes bir ölçüde milliyetçidir. Milletini sevmek, insanını sevmek... Milliyetçilik deyince biz hemen Turancılık, ırkçılık gibi anlarız. Uzağız biz ondan. Ve bugün Misak-ı Milli'yle sınırları belirlenmiş. Allah başka yollarla bir araya getirirse şayet, başkalarını da kucaklayabilecek bir anlayışımız var.

Anadolu'da Saf Irkçılık Olmaz

Anadolu'da yaşayan insanları saf ırkçılığa irca etmek zaten mümkün değildir. Bediüzzaman'ın yaklaşımı da budur. Diyor ki 'Alem-i misalde perde açılması lazım ki esas kimin ne olduğu ortaya çıksın.' (Bediüzzaman, İslamcı falan deniyor da, o tabiri tesvip etmiyorum aslında.) Bediüzzaman bugün bu olmasın denemez diyor belki; ama o inanca, İslamiyet'e kalkan olmalı, sur olmalı, onun yerine geçmemeli, diyor. Bugün buna yok diyemezsiniz.

Milletler ne manada o bir aradalığı değerlendiriyorsa, işte ona milliyetçilik denecekse, terk edilemeyecek bir şeydir. Biz kendimize Türk diyoruz, Türkiyeli diyoruz. Ne derseniz deyiniz. Bunu terk etmek, bundan uzaklaşmak mümkün değildir. Fakat bir iltibas var, burada bir karıştırma var. Ve burada Bediüzzaman'la arkasından gelen insanların anlayışları arasında fark yoktur. O aşırı ırkçılık, deme-damara dayanan, kana dayanan, kafatasına dayanan, o kaba üslubunun, hususiyle eserleri yazdığı dönem de Almanya'da Nazizm'in yaşandığı bir dönemdir, bu mülahazalarını ortaya koymuş, sadece o değil Ahmet Naim Bey, Filibeli Ahmet de koymuş. Sonra bunları bir araya getiren Ertuğrul Düzdağ Bey bir kitap yazmış.

Bence o farklıdır, insanın kendi milletini sevmesi ayrı bir meseledir. Bu meseleyi 'milliyetçilik dinin yerine konulmuş' şeklinde görme çok ciddi bir yanılgıdır. Ben şahsen bunun düzeltileceğini umuyorum.

Nereye Kadar Devletçi?

İkinci mesele, devletçilik başkadır, devletin karşısında olma başkadır. Devletçi deyince genelde, dünyadaki devletçi idareler kendileri nasıl hareket ediyorlar, ferdin ferdi hürriyeti düşüncesi, hukuku nasıl kaale alınmıyor. Milletin veya devletin bekasının mevzubahis olduğu yerde ferdin bekasından söz edilemez mülahazaları içinde bir devletçilik, menfur bir devletçiliktir. Biz ondan mağrip maşrik arası uzağız.

Ama her milletin bir devleti vardır. O milleti idare eder bu devlet. Amerika devletinin kendine göre politikaları vardır. Ve devlet, hükümetlerin gelip onun üzerinde milleti idare ettiği esastır, bir projedir. 'Devletçiyim' dediğimi hatırlamıyorum. Fakat hep şunu demişimdir: 'Hükümetlerin aleyhinde olurken elimizdeki neşteri biraz sertçe vurabiliriz ve bu devlete raci olabilir. Devleti temelden sarsabilir. Devletin yıkılması, devletin bir sarsıntıya maruz kalması, bu millet için bir felaket olur.' Böyle bir yaklaşımı bir devletçilik şeklinde ele alıyorlarsa yine yanılıyorlar demektir.

Ben, hür düşüncenin, hür teşebbüsün, ferdi kazancın, belli bir ölçüde liberalizmin, bir ölçüde bunların da halihazırdaki sosyal tavırlarını tenkit edebilirim. İnsanlığın iftihar tablosunda misaller vererek arz etmişimdir. Allah Rasulü, çarşıda, pazarda ticaret yapmış bir insandır. Siz ondan bin dört yüz sene sonra pazar ekonomisi, piyasa ekonomisi falan diyorsunuz. Ve kendi insanına öğretmiş bunu. Kaynuka Çarşısı'nda, Nadr Çarşısı'nda, Kureyza Çarşısı'nda Museviler gibi hayata çok erken uyanmış, çok akıllı, dünyayı idare eden insanların hakim oldukları bu pazarlarda Müslümanları öne çıkarmıştır. Onlara o imkanı vermiştir.

Gönüllüler Kadrosu

Bir dimağın düşünmesi, bir ağzın konuşması, merkeze tabi olması, ağızlarına fermuar vurması meselesi söz konusu edilmeyecek bir arkadaşlar kadrosu, duygu ve düşüncenin bir araya getirdiği bir gönüllüler kadrosu varsa, bence o da bu kadrodur. Ben Asya'daki okullara ne gittim, ne de gördüm. Burada oturup genelde bu meselenin yapılması lazım geldiği hususunu konuştuk. Rical-i devletle teması oraya giden insanlar yaptılar. Okul açmayı onlar yaptılar. Planlamayı onlar yaptılar. Onlar idare ettiler. Ve her birisi bir hariciyeci gibi, devletin hariciyesi gibi, orada çok başarılı hizmetler sergilediler.

Her bölge, kendine göre oturdu, istişari şeyini kurdu; ya bir vakıftır, ya başka bir şeydir. Muallimi aldı, rehberi aldı, bu talebelerle meşgul olan insan aldı. Bana burada düşen şey sadece; eğer arkadaşlarım saygılarının esiri, zebunu olarak bana bazı şeyleri sordularsa doğru bildiğim şeyleri söyledim. Bunda da ben şahsen bir mahzur görmüyorum. Fakat keşke diyorum, milletin başındakiler kendilerini dinletmeye milleti zorlamasalar da millet onları dinlemede fayda olduğuna inanarak mecbur hissederek gitse, onları dinlese.

Amerika'ya Okul Projesi

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin fikirleri ve tavsiyeleri doğrultusunda hareket eden sevenlerinin, Türkiye'de dünyanın dört bir yanında açtığı özel okullar kervanına yakında Amerika'da açılması düşünülen üniversitenin de katılması bekleniyor. Hocaefendi arkadaşımız Ali Aslan'ın bu konuda kendisine yönelttiği soruya şu şekilde cevap verdi:

'Eğitim faaliyetleri kadimden beri meşgul olduğum meselelerdir. Asya'ya açılma olduğu ölçüde acaba dünyanın dümeninde oturan Amerika'da kendimizi nasıl ifade ederiz, nasıl anlatırız? Yeni dünya oluşumu sürecine giriliyor. Acaba birkaç bin senelik kültürümüzden bir harç olarak bu oluşuma nasıl bir katkıda bulunabiliriz? Bizi tanımayan bu insanları nasıl tanıyabiliriz. Bizim tanımadığımız bu insanlara kendimizi nasıl tanıtabiliriz? Onların istifade edilecek dünya kadar zenginlikleri var. Bir dönemde dünya rampadan zenginliğe yürürken o rampanın idarecileri de bunlar olmuşlar. Bunların adesesiyle yeni oluşumlara bakmak, yani oturup bunları düşünmek, görüşürken bunları görüşmek... Ümitbahş olan şeyler bende inşirah hasıl ediyor tabii.

Şimdilik ufukta bir şey görünmeyen konularda da bu gayeyi hayali gerçekleştirmek için stratejiler üretelim, politikalar üretelim. Bu, daha yumuşak bir yaşayış oluyor benim için. Yani alakadar olduğum mevzular... Bizde bir atasözü vardır, hadis gibi bayağı derindir: Dervişin fikri ne ise zikri odur. Benim de fikrim hep o olduğu için hep bunları zikredip duruyorum. Arkadaşlarımızdan birisi 'Hocam bunlarla bizi çatlatacak' dedi.

Ben Amerika'ya ilk kez 92'de geldim. Amerika toplumunun katmanları içinde Türk varlığını, böyle ikinci Kristof Kolomb'luk sayılmasın da, keşfetmeye çalıştım. Hatta Diyanet Ataşesi'ne sordum, müftülere sordum. Ne kadar mevcudumuz var? Chicago'da, California'da, Washington'da sordum. Ciddi bir rakam alamadım. Hele Asya'dan milletimizden, yani Özbek gelmişse, Türkmen gelmişse, Kırgız gelmişse, milletimizle kader birliği yapmış veya bizimle beraber aynı ruh köküne dayalı, aynı mana köküne bağlı bu insanlar toplum içinde erimiş, kaynamış gitmişler.

Bizimle İrtibatları Kalmamış

Aradan bir sene geçti. Çok ciddi bir şeyler yapılamadı; ama ben buraya geldiğimde görüyorum ki, hem Washington'da, hem New Jersey'de, hem California'da, hem de Chicago'da bu mevzuda ciddi araştırmalar peşindeler. Yani oradaki Türk insanını çıkarmışlar ortaya. Onlardaki o teşebbüs gücünü coşturuyorlar. Önümüzdeki günlerde inşaallah buralarda da; ama temelde Türkiye'deki espriye uygun olarak.

Washington yakınlarında, Virginia'da küçük bir yerleşim birimi. Hastaneleri var. 1000 küsur talebe alabilecek bir bina. O hastaneyi kapatmayı düşünüyorlarmış. Arkadaşlardan birisi gezerken görmüş o binayı. Size bedava verelim demişler. Burayı tanzim edin. İç-dış dizaynını yapın, isterseniz kullanın. İngiltere'de kolej açmış bir arkadaşımız vardı. Kendisi matematik doktoru. Kendisi buraya gelince bu işe teşebbüs etti. Belediye Konseyi karar verdikten sonra, halk karar veriyor. Mevzuatın gereği var. Merkezi burada, Amerika'dan dünyanın her yerinden gelecek talebelere evet diyebilecekler. Şimdilik orası 1000 öğrencilik; ama daha sonra ek bina yapma imkanı olabileceği gibi onların da yardım etme ihtimalleri var. Yani biz eğer orada kendimizi iyi ifade edebilirsek, verdikleri bina verecekleri binalara referans olacak.

Amerikan toplumunu gözlemlediğiniz kadarıyla nasıl değerlendiriyorsunuz?

Amerikalıları çok tanımış sayılmam. Ancak münasebetim daha çok hastanelerde oldu. Ama yeni ifadesiyle gözlemlediğim bir husus var. Hastanelerde, arkadaşlara defaatle ifade ettim. Hem Cleveland'da bir check-up oldum. Sadece kalp değil çünkü benim yüksek şekerim de var. Yüksek tansiyonum var, onlara baktılar. Ve kulaklarımdan bir rahatsızlığım olmuştu Türkiye'de, tedavi olmuştum, ona da baktılar. Şekerin komplikasyonu olarak gözümde serum sızmaları oluyor. Ben burada hipokrat yemininin hayat halinde kliniklerde hükümferma olduğuna şahit oldum. Ciddi bir meslek ahlakı, ciddi bir hekimlik ahlakı, fevkalade bir metodoloji, çok ciddi bir mesai tanzimi ve fevkalade bir iş bölümü. Eğer Amerika toplumu elit sınıfıyla, entelektüeliyle böyle ise, bu toplum daha bir yarım asır yaşar.

'Siyaset'i Düşünmüyorum'

Washington muhabirimiz Ali Aslan, Hocaefendi'ye, kendisinin parti kuracağı yolundaki söylentileri sordu. Hocaefendi, bu tür iddiaları kendine yapılmış hakaret telakki ettiğini ifade ederek, bu söylentileri kesin bir dille yalanladı. 'Benim kendime ait bakış zaviyem var. Şundan dolayı diyorum: Siyasetle iştigal edenleri, uğraşanları hafife almış gibi görünebilirim. Ben öyle parti kuruyor, siyasete giriyor, siyasetle uğraşacak iddialarını hayatta kendime yapılan en büyük hakaret saydım. Ben kendime göre bir yolun adamı olmaya çalışıyorum. O da, Allah'ı arama yolu. Arayışımı yetersiz görüyorum. Çok samimi söylüyorum bunu. Yani şimdiye kadar Ravza'-i Tahire karşısında da hissettim bunu. Ya Resulallah, bende dedim eğer sana iştiyak duyan bir kalp olsaydı Mecnun gibi olurdum burada. Şimdi bu ölçüde kendine göre bir şey bulmuş insanın hala arayışta bir insan gibi telakki edilmesi yanlıştır. Allah'ı bulan, her şeyi bulmuştur belli ölçüde. Ve onun dışında arayış da abestir.

Elbette ki bu ülkede siyasiler olacak, ülkeyi idare edecekler. Dünya kadar var ve herkes bizden çok iyi biliyor. Bu ülkede ihmal edilen şeyler vardır. Bizim değerlerimiz var. Bunların hayata hayat olması, hayata taşınması lazımdır. Ben bu meselenin ihmal edildiğini gördüm. Bana daha çok gönüllü kuruluşlar çıksınlar, böyle kenarda köşede kalmış bu meseleleri, bizim kültürümüzü, bizim geçmişimizi, bizim insanlığa vereceğimiz değerleri, bunları yeniden hayata taşısınlar ve biz de bunları götürelim, yeniden kurulacak bir dünyada harç olarak kullanalım mülahazası var. Ufkumu bütünüyle bu doldurduğundan, hani bazen insanlar bir noktaya bakarken hayallerinde başka şey vardır, baktıkları noktayı göremezler.

Siyaset böyle bir kanlı arena gibi kavga yeri de olsa, orada kanlar, irinler gövdeleri götürse, benim nazarımı teksif ettiğim nokta beni o kadar üzerine çekiyor ki, ben görmüyorum onları.'