Yazdır

Show TV Ana Haber'de Reha Muhtar'la

Yazar: Show TV Tarih: . Kategori Televizyon Röportajları

Oy:  / 4
En KötüEn İyi 

REHA MUHTAR: Efendim öncelikle geçmiş olsun, iyi akşamlar.

FETHULLAH GÜLEN: Teşekkür ederim sağ olun.

RM: Nasıl bir sağlık bir probleminiz var, anlatabilir misiniz?

FG: Kalbimin üç ana damarında, üç tane de tali damarında tıkanıklık var. İki sene evvel Amerika'ya geldiğim zaman da ameliyat demişlerdi. Bir defa da Mayo Clinic'e çağırılmıştım. Sait Bey ismindeki, hastanenin başında bulunan dostumuz, Türkiye'de bulunduğu zaman misafirimiz olmuş ve bir tetkikten geçirilmenin iyi olacağını söylemişti. Mayo Clinic'teki tetkiklerimizde de yine ameliyat dediler. Ben de şu anda alternatif bir tedavi yöntemi sürdürüyorum. Ameliyat yerine bir alternatif yolu seçtik. Tedavi oluyorum.

RM: Tekrar, tekrar geçmiş olsun efendim.

RM: Elimde 89 sayfalık Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir rapor var. Bu raporda hakkınızda iddialar var. İddiların başında Laik cumhuriyet için büyük bir tehdit oluşturdugğunuz iddia ediliyor. Ne diyorsunuz bu konuda?

FG: Ben başka televizyon programlarında da bu duygu ve düşüncemi dile getirdiğim gibi, Cumhuriyeti hiçbir zaman Müslümanlıkla ters görmediğimi, Müslümanlık için çok önemli bir sistem olduğunu hemen her fırsatta vurguladım. Buna sizlerde şahit olmuşsunuzdur. Bu bir iddia, şimdiye kadar da bir kaç defa oldu. Bu mevzuda Devlet Güvenlik Mahkemeleri tarafından verilmiş Ankara'da ve İstanbul'da verilmiş ikişer karar var. Bu kararların numaralarını dercettirdim. Şu an önümde bulunuyor. Böyle bir iddia daha evvelde bahis mevzuu olmuştu. Ama Ankara DGM tarafından (hazırlık dosyası 1997/18 Karar No: 1998/24) böyle bir şeyin varid olmadığına karar verilmişti. Bunu iddia eden insanla, Türkiye Cumhuriyeti Güvenlik Mahkemesine karşı saygısızlık yaptıklarını ifade edebilirim.

RM: Bunu bir defa daha tekrarlar mısınız efendim, Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından yazılmış olan, 89 sayfalık raporu DGM ciddiye almadı ve dava açmadı mı? Onu mu söylüyorsunuz?

FG: Hayır. Dava açmadı demiyorum. Daha evvelde böyle bir isnatta bulunulmuştu, ve Ankara DGM, (1997/18 hazırlık dosyası, Karar No 1998/24) böyle bir şey yoktur, varid değildir, bu bir iddiadır şeklinde karar vermişti. Aynı mesele İstanbul DGM için de söz konusu olmuştu, onlarda, 1998/1283 Karar No:1998/209 numaralı karar ile böyle bir şeyin vaki ve varid olmadığını ifade etmişlerdi. Şimdi bu kararlar varken, emniyetteki bazı memurlar haklarında telefon dinlemesi ile ilgili Anayasa suçu işlediklerinden dolayı bir dava açılmışken, suçu üzerlerinden atmak için ve meseleyi çarpıtmak ve kaydırmak için atf-ı cürümde bulunmak suretiyle hüküm verme yoluna gitmişlerdir. Ben zannediyorum bu tutmayacaktır. Bunların hepsi boş isnatlardır. Ben 40 seneye yakın vaaz ettim, 40 senelik vaazlarımın kaseti bandrollü satılıyor. Bunların bir tanesinde bir tek kelimeyle, bir tek cümleyle, Cumhuriyet aleyhtarlığı yaptığıma dair bir şey söylesinler, ben o raporda söylenen şeylerin hepsini kabulleniyorum. Aksine Cumhuriyet lehinde çok konuşmalarım vardır.

RM: Bu kararları iki DGM'nin verdiğinden bahsediyorsunuz?

FG: Evet biri Ankara DGM, bir de İstanbul DGM.. Ayrıca Cumhuriyet gazetesinin bir iddiasıyla ilgili olarak da Emniyet Genel Müdürlüğünün, uzun tahkikattan sonra verdiği 'böyle bir şeyin vaki ve varid olmadığı sübut bulmuştur' diye bir kararı var. Zannediyorum Emniyet Genel Müdürlüğüne sizlerde sorsanız size bu kararla alakalı bilgi vereceklerdir.

RM: Peki efendim bu son çıkan raporda bazı iddialar var, bu iddialardan bir iki tanesiyle ilgili sizin cevabınızı almak istiyorum. Raporda şöyle deniyor: ' Fethullah Gülen ne adına yöneldiği tam olarak anlaşılmayan, yüklendiği misyon doğrultusunda tipoloji yetiştirmek iddia ve isteğindedir.' Ayrıca, 'Kendi konuşmalarında satır aralarına sıkışmış sözleri legal ve masumane görünüm altında son derece kapsamlı ve şimdilik yeterince açığa vurulamayan özen gösterilen hedeflerle illegal bir yapılanma, yani yasadışı yapılanma içerisindedir' deniyor. Siz bu konuda ne diyorsunuz efendim?

FG: Biraz evvel de arz etmeye çalıştım, 40 senedir vaaz ediyorum. 20 yaşımdan itibaren başladım. Eğer insanın böyle bir duygusu varsa şimdiye kadar cami cemaatına konuşurken, duygu ve düşüncesinden bir satırlık olsun bir şey açığa çıkardı. Ben vazife hayatım süresince 25-30 sene hiçbir zaman tahkikata maruz kalmadım. Hiçbir zaman hakkımda bir dava açılmadı, hiçbir vaazımdan dolayı istinkaka tabi tutulmadım, hiçbir vaazımdan dolayı mahkeme edilmedim, hiçbir vaazımdan dolayı en küçük bir ceza almadım. Ben ki Kırklareli gibi, Edirne gibi, İzmir gibi yerlerde daima amirlerimden takdir aldım. Şimdi bir insanın böyle bir duygusu, böyle bir düşüncesi varsa, şöyle veya böyle er geç, açığa çıkar. Yazdıkları raporun satır aralarında yaptıkları şeyin niyeti ortaya çıkıyor. Mesela diyor ki, 'Şevk mesleği yoldur bize'.. Şevki, şavka karıştıracak kadar, bağışlayın, çok bağışlayın özür diliyorum, cahilce bir yaklaşımla, şavk ışık demektir, şevk ise iştiyaktır, bir insanın neşelenmesi, sevinç duyma meselesidir. Ben bir mümin sevk mesleğine mensuptur diyorum, zannediyorum bir manzumede 'şevk mesleği yoldur bize.' şeklinde geçiyor. Maalesef kelimenin manasını bile anlamadan, yerlerini değiştirerek, gönüllerine göre bazı yorumlar yaparak ondan bir şeyler çıkarmaya çalışmışlar ve şevk tarikatı (ışık tarikatı) yakıştırması yapılmıştır. Bu insanlar telefon dinlenmesinde nasıl anayasal bir suç işliyorlarsa, benim sözlerimi alıp değerlendirme mevzuunda da yine kanunen suç işliyorlar. Benim öyle bir suçum varsa adliyeye verilir, ve adliye onu ehl-i vukufa verir, bilirkişiye verir, o bilirkişi yapar bu tahkikatı. Satır aralarından, cümle aralarında mesele çıkarmak, hüküm çıkarmak emniyetteki memurun işi değildir. Onlar bunu yapmaları hasebiyle ikinci bir suç daha işliyorlar.

RM: Şu anda arada kimsenin yorumuna gerek bırakmayacak şekilde, bizzat canlı yayındasınız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti hakkında görüşleriniz nelerdir?

FG: Türkiye Cumhuriyeti Devleti belli yüz defa söylemişimdir, Türk milleti için bence Allah'ın büyük bir lütfudur. Türk milleti büyümek istiyorsa ancak bu müsait zeminde büyüyebilir. Diyanetine bağlı olan insanlar da ancak bu zeminde dinlerini diyanetlerini yaşayabilirler. Hatta bu mevzuda o kadar ısrarlı konuştum ki, sağ kesimden radikal bazı kimseler tarafından tenkit bile aldım. Nitekim Cumhuriyet gazetesinin 9 Haziran 1999 tarihinde emniyetin raporuyla ilgili yayınlanan haberinde aynen şöyle deniyor; 'İstihbarat bülteninde devletin sorunu ve Türkiye başlıklı kitaplarda, Gülen ve taraftarları, geleneksel dini akımlar çerçevesinde değerlendirildi. Hizmete özel maddesiyle yayınladığı Terörizm sorunu ve Türkiye adlı kitapta, Müslüman olan bir kişinin terörist olmayacağı görüşünü savunmak için Gülen'in yazısından yararlandı' demek suretiyle emniyet yetkilileri iddia edilenlerin vaki ve varid olmadığında ısrar ediyorlar.

RM: Raporların dışında ben size özellikle laik cumhuriyetle ilgili, Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili görüşlerinizi rica etmiştim?

FG: Sadece şimdi değil, başka zamanda, sizinle daha evvel yaptığımız röportajda da, başkalarıyla yaptığımız röportajlarda da Türkiye Cumhuriyeti'nin İslam dünyası içinde bulunduğu bölgede her şeyiyle çok mükemmel olduğunu defaatla ifade ettim. Biz başkalarından daha fazla cumhuriyetçi olduğumuzu ısrarla vurguladık. Her defasında vurguladık.

RM: Şu andaki cumhuriyetten bahsediyorsunuz değil mi?

FG: Evet şu andaki cumhuriyetten bahsediyorum.

RM: Mustafa Kemal Atatürk hakkındaki görüşlerinizi de rica edebilir miyim efendim?

FG: Evet. Bu hususta düşüncemi ifade ediyorum, karşı taraf kaldırıp diyor ki, biraz evvel bahsettiğiniz şeylerde de, yok takiyye yapıyor, yok şunu yapıyor, bunu yapıyor...

RM: Kimsenin söylediği önemli değil. Biz sizden birebir normal görüşünüzü alalım.

FG: Evet, Ben Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri bir dahi olduğunu, idare bir dahi olduğunu, istiklal mücadelesi ile ezilmiş bir milleti yeniden istiklalinin kazandırma suretiyle, ona hürriyeti tattırdığını, ve her şey olmaya müsait hale getirdiğini defaatla arz ettiğim gibi bir kere daha sizin vasıtanızla bütün Türk toplumuna arz ediyorum.

RM: Atatürk ifadesini kullanıyor musunuz, kendisinden bahsedildiği zaman?

FG: Her zaman. Hem ismini, hem soy ismini, hem de Türk milletinin içinden gelerek verdiği o ismi her zaman kullanıyorum.

RM: Peki kullanabilir misiniz efendim?

FG: Mustafa Kemal Atatürk diyorum. Bunu Kanal D'deki programda da açık seçik olarak söyledim. Birilerinin onu bir taraflara çekip, dinin karşısındaymış gibi göstermelerine karşılık, hatta orada uzun boylu olarak onun çok iyi bir dindar olduğunu, Şemsettin Günaltay ile olan bir mülakatı ifade etmek suretiyle, onun başka tarafı çekilmeye müsait olmadığını ısrarla ifade ettim. O bu milletin içinden çıkmıştır, bu milletin evladıdır, bu millet için yüreği çarpmıştır, bizim mukaddes bildiğimiz, saygı duyduğumuz her meseleye saygı duymuş ve millet nezdinde, kalbinde saygın bir yeri olan bir insandır.

RM: Efendim bu 89 sayfalık raporun sonuç bölümünde bir cümle var. Bu konudaki görüşlerinizi de sizden rica edeceğim; 'Önlem alınmakta gecikildiği takdirde, tarih sayfaları arasında kalan Babailer isyanından Şeyh Bedrettin ve Şeyh Sait'e kadar uzanan din görünümlü isyanların belki de en ciddi, en sinsi, en kapsamlı ve en tehlikelisi olabileceğini işaret etmek yanıltıcı bir tahmin olmayacaktır.' diyor rapor. Ne dersiniz efendim.

FG: Bu hiçbir aklıselimin, hiçbir mantığın kabul etmeyeceği fevkalade sevimsiz alabildiğine kabaca, iftiradan başka bir şey değildir. Şeyh Bedrettin isyanı karşısında her zaman tavrımı belli etim. Babailer, Selçuklu devletinin sonuna doğru, Osmanlı devletinin başında bu büyük Türk milleti için her zaman bir gaile olmuştur. Bu konudaki görüşlerime bantlarımı dinlediğiniz zaman şahit olacaksınız. Şeyh Sait isyanının yanında olmak ise mümkün değildir. İsyan isyandır. Devlete karşı her isyan, isyandır ve her isyan melundur.

RM: Bir şey daha öğrenmek istiyorum. Bu raporlar sizin kanaatinize göre neden çıkıyor?

FG: Türkiye'de bir hoşgörü süreci başlatılmıştı. İçte ve dışta artık sağ, sol birbiriyle çarpışmasın, dini olan ve dine karşı çok ciddi bir bağlılığı olmayan insanlar arasında geçimsizlik olmasın, sürtüşme olmasın, kavga ettiğimiz yeter, hoşgörü ortamı içerisinde Türkiye'yi biraz da sulh havası içinde paylaşalım, yaşayalım mülahazaları ortaya atılmıştı. Benim bu mevzuda ciddi bir dahlim yoktu. Fazla bir şey yaptığımı söyleyemem, iddia edemem, çünkü hep iddialardan uzak yaşadım. Ama hoşgörü denince adımdan bahsediliyordu. Bir hoşgörü istemiyorlar, Türkiye'de kavga olsun istiyorlar. Bana telefon edenler de oldu. Yani şimdiye kadar komünistler böyle vuruşuyordu. Bunu durduracak mısınız falan gibi... Zannediyorum bütün bu iddiaların arakasında esas bu hoşgörü sürecini baltalamak var. İkincisi anayasal bir suç işleyen insanlar, öyle iddia ediliyor, ben bir şey söyleyemem, onlar hakkında tahkikat var, hakkında tahkikat olan bir mevzuda benim fikir beyan etmem saygısızlık olur. Nitekim onların bu mevzuda bir şey varsa emniyet tahkikat yapıyordur. Böyle bir tahkikat esnasında medyaya haber ulaştırma onlar adına bir saygısızlıktır. Fakat ben onlara saygısızlık isnadında bulunmak saygısızlığında bulunmayacağım, çünkü şu onda ortalık kafi derecede saygısızlık düşünceleriyle sarsılıyor.

RM: Bir de emniyet teşkilatının içerisinde, hatta, zaman zaman ordunun içerisinde de sizin taraftarlarınız olduğu ve bundan dolayı da görevden alındıkları yolunda isim isim bazı haberler çıktı basında. Sizin böyle emniyet teşkilatının içerisinde, ordunun içerisinde taraftarlarınız var mı? Böyle bir çalışma var mı? O ayrılanlar kimlerdir?

FG: Bunları tahkik etmek meselesi devletimize düşer, ordu mensuplarına düşer, askeri şuralara düşer. Şimdiye kadar bir kaç türlü iddialar oldu. Bunların hiçbirisi doğru değildir. Bunlar mahkemelere gidildiğinde zannediyorum öyle olduğu ortaya çıkacaktır. Herhalde insanların bazı dönemlerinde jurnallama ve gammazlama dönemleri oluyor. İnsanlar öyle dönemlerde bir yerlere varmak için birbirlerini gammazlıyorlar. Zannediyorum o türlü gammazlamalar oldu. Benim hiç bir taraftarım yoktur. Bağışlayın özür dilerim.

Sevenler, sempati duyanlar vardır. Bir dostumuz bir anket yapmıştı. Türkiye'de halkın yüzde 85'i bu yapılan hizmetleri, bu hoşgörü teşebbüslerini ve okul yapma teşebbüslerini olumlu buluyorlar, sempati duyuyorlar hatta yüzde 85 nispetinde taraftarlık gösteriyorlar.

Hatta bunların yüzde 15 nispetinde CHP'den insanlar var. Şimdi bu insanlar fakir hakkında hüsnü-zanlarını ifade ediyorlarsa, iyi şeyler yapıyor diyorlarsa bunların hepsi zannediyorum benim taraftarım gibi gösteriliyor. Bir yerde bir vaaz dinlemiş olabilir, bir sohbet dinlemiş olabilir, sempati de duyabilir. Ben bildiri neşredemem, bana karşı sempati duymayın diyemem. İnsanlar doğru olarak da birini sevmiş olabilirler, yanılmış olarak da sevebilirler. Hepimizin bu tür yanılgıları olabilir. Ben bana karşı sempati duyanların, beni sevenlerin isabetli bir şey yaptıklarını iddia etmiyorum. Bağışlayın bu küstahlık olur. Benim saygım milletime karşı küstahlık olur. Ama birileri beni seviyorsa, saygı duyuyorlarsa, sempati duyuyorsa, 'niye seviyorsunuz' diyememem. İhtimal ben adlarını, namlarını, nişanlarını bilmem ama emniyetin içinde belki askeriyede sevenler sempati duyanlar vardır. Bunları hiç sevmediğimi bir tabirle 'Fethullahçı' diye karalamak çok yakışıksız bir şey oluyor. Bir kere Türk toplumu içinde 'ci'ye'cı'ya' karşı benim kadar mücadele veren uğraşan bir ikinci insan gösterilemez zannediyorum. Bunu yakın çevreden uzak çevreye kadar herkes bilir.

RM: Bütün taraftarlarınıza. Size inanan daha doğrusu sizi seven bütün insanlara şu mesajı söyleyebiliyor musunuz efendim? Bir defa daha almak isteyeceğim bunu, Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir, o laik devlet güzel bir cumhuriyettir, ve Mustafa Kemal Atatürk'te bu cumhuriyetin önderidir, kurucusudur diyebilir misiniz?

FG: Aynı şeyleri tekrar ettiğim gibi, TBMM'de yemin ediyor gibi söylüyorum ben bu meseleleri: Cumhuriyet bir fazilet rejimidir, bunu Mustafa Kemal Atatürk de söylemiştir. Ve demokrasiye gelinmiştir. Demokrasi Allah'ın bir nimetidir. Elverir ki insanlar bu ortamı çok işi değerlendirsinler. Gelecek adına bir büyük Türkiye inşa etsinler. Allah'ın izniyle, inayetiyle, inşallahu teala. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'nin çok kritik bir dönemde halaskarı olma unvanını kazanmış bir insandır. Bütün Türk milleti bunu bilir. Benim bu mevzuda teyidime desteğime yeni bir açıklama yapmama da bir ihtiyaç yoktur. Bunun aksini benim hakkımda iddia eden insanlar sadece karalama, millet düşmanlığı, din düşmanlığı, iman düşmanlığı yapıyorlar. Zannediyorum sayıları çok azdır ama tahrip kolay olduğundan, çok gürültü çıkardıklarından sadece onların sesleri duyuluyor. Ve dolayısıyla bir olumsuz hava oluşturabiliyorlar. Ama bütün millet bunun böyle olduğunu çok iyi biliyor. Benim de düşüncelerimi tanıyor. Yüzde 85'le bu hareketleri, bu faaliyetleri tasvip ediyorlar.

RM: Size çok çok teşekkür ediyorum efendim, tekrar geçmiş olsun diyorum. Ne zaman Türkiye'ye döneceksiniz?

FG: Doktorlar bir on beş gün kadar daha yerinizden ayrılmayın dediler..