Yazdır

TRT 1'de Ateş Hattı'nda Reha Muhtar'la

Yazar: TRT1 Tarih: . Kategori Televizyon Röportajları

Oy:  / 12
En KötüEn İyi 

Reha Muhtar: Tanıtımlarımızda ve gazetelerde de izlediğiniz gibi birazdan son aylarda siyasî çevrelerde olay olan, büyük tartışmalara yol açan bir kişiyi konuk edeceğiz stüdyolarımızda. Bu kişinin adı Fethullah Gülen. Kimdir bu Fethullah Gülen? Ne yapmak istiyor? Neyi Amaçlıyor? Fethullah Gülen'le karşı karşıya geleceğimiz bu tartışmada bugüne kadar hiç duymadığınız şok açıklamaları işiteceksiniz, göreceksiniz. Son günlerde medyada ve siyasi parti liderleriyle arka arkaya görüşerek Türkiye'de en fazla konuşulan isim haline gelen hoca. Fethullah Gülen şu anda Ateş hattı programının İstanbul stüdyolarında. Hoş geldiniz, efendim.

Fethullah Gülen: Teşekkür ederim.

Reha Muhtar: Teşekkür ederiz, böyle bir programa geldiğiniz için. Güzel olacağını umduğumuz böyle bir söyleşi için. Efendim size ilk sorum; son günlerde siyasi parti liderleriyle Başbakan'dan başlayarak Türkiye'nin tüm siyasi parti liderleriyle hemen hemen görüşmeler yaptınız. Neden böyle bir açılıma gerek duydunuz. Bu kişiler içinde Başbakan var, Başbakan yardımcısı Hikmet Çetin ve DSP lideri Bülent Ecevit de var. Bu görüşmelere neden ihtiyaç duydunuz?

Fethullah Gülen: Ben düz bir vatandaşım aslında. Vatandaşlık hakkını kullanmayı hem milli, hem de dinî bir sorumluluk olarak biliyorum. Bir dönemde bunu yapma imkanı yok idiyse bu bana ait değildi. Benim gibi kimseler herhalde sayın başbakana ulaşamıyordu, muhalefet parti başkanına ulaşamıyordu, sayın Bülent Bey'e ulaşamıyordu. Şimdi böyle bir fırsat doğunca ben bunu dini ve milli bir görev bilerek bazı şeyleri anlatma fırsatı mülahaza ettim.

Reha Muhtar: İlk görüşme teklifleri sizden geldi değil mi efendim?

Fethullah Gülen: Büyük ölçüde benden geldi. Biz gelelim demelerine mukabil de devlet büyüklerine karşı terbiyemin gereği, 'Hayır ben sizin ayağıma gelmenizi istemem. Ben gelip ziyaret ederim' dedim. Aslında bir vatandaş olarak, devleti idare edenlerle görüşebilecek dünya kadar mesele var zannediyordum. Bir vatandaş olarak beni, devlet ricalini alakadar edecek kadar beni alakadar ediyor bir PKK mevzuu' son zamanlarda biraz da belki şişirilerek, büyütülerek, provoke edilerek meydana getirilmeye çalışılan sünnî ve alevî mevzuu beni çok alakadar ediyor' Hem iktidar partisinin başındaki insana, hem iktidar ortağına, hem muhalefet partisinin başındaki insana anlatmada şahsen fayda mülahaza ettim. Arkadaşlarımla görüştüm-konuştum. Beni sevenlerle. Onlar da hüsn ü kabul gösterdiler. Çok centilmen buldum. Halktan bir insanın kendileriyle görüşme talebine 'evet' dediler. Daha önce bendeniz de Mesut Bey'le görüştüm. Daha sonra sayın Başbakan'la görüştüm. Mesut Bey'le daha sonra bir kere görüşme oldu. Bülent Bey'le görüştüm. Hikmet Bey'le görüştüm. Daha sonra yine Mesut Bey'le görüştüm. Hepsinden de şahsen memnun çıktım. Bu ülkede yer yer ülkeyi idare etmiş insanları, şimdiye kadar bildiğimiz gibi öyle olmadıklarını gördüm. Hatta uzlaşmaya açık olduklarını gördüm, ben şahsen. Ve hissiyatımı bir vatandaşlık mülahazasıyla ifade etmeye çalıştım.

Reha Muhtar: Efendim, siz diyorsunuz ki; mütevaziliğinizden böyle söylüyorsunuz; 'düz bir vatandaş olarak görüştüm' diyorsunuz. Oysa ki siz bir düz vatandaş olmanın- elbette düz bir vatandaşsınız Allah'ın indinde- ama onun ötesinde kimlik olarak, kişi olarak, etkinlik olarak; hem gazeteler, televizyonlar, Zaman Gazetesi, Samanyolu Televizyonu, Aksiyon dergisi ve onun gibi dergiler var' Yani bir çeşit, son günlerde çok görülen 'medya imparatorluğu' Tabii bu çok fazla görünüyor. Tabii sizinki çok farklı bir durum ama böyle bir durumunuz var' Artı sizin bir cemaatınız var' Belki siz ona tam cemaat demiyorsunuz. Size çok fazla inanan, sizin peşinizde çok gelen var. Dolayısıyla böyle çok düz bir vatandaş portresi çizmiyorsunuz. Bu kendi etkinliğiniz altında bulundurduğunuz şeyler nasıl oldu? Nasıl bu noktalara geldi? Sizin ağzınızdan dinleyelim.

Fethullah Gülen: Sizin de açıklamada buyurduğunuz gibi ne televizyonla doğrudan doğruya, ne radyolarla, ne gazetelerle, ne mecmualarla, ne de onca okulla alakam olduğu söylenemez. Ancak öteden beri halk, ister bir içtihat hatası olarak bana inanmış olabilir' -ki ben halkın içtihat hatasından dolayı Allah'ın affedeceğine inanıyorum. Çünkü dini yaklaşımla yanlış içtihatta sevap bile kazanılabilir- Ben dinlenecek bir insan zannedilmiş olabilirim, bunda halk yanılmış olabilir. Bir teveccühü olabilir halkın. Ben halkın bu teveccühünü bir kredi kartı olarak milletim adına kullanmada fayda mülahaza ettim. Mesela bizim düşmanımız, cehalettir, fakr u zarurettir, tefrikadır. Halkımızın bu mevzuda bir şey yapması gerektiğine inandım. Ve halkın o teveccühünü, o kredi kartını bu istikamette kullanmaya çalıştım.

Reha Muhtar: Parti liderleriyle görüşmek anlamıyla..

Fethullah Gülen: Hayır. Yani mesela kültür seferberliği mevzuunda okul açın dedim.

Reha Muhtar: Kaç okul var bu şekilde.?

Fethullah Gülen: Türkiye'nin içinde zannediyorum yüz kadar diyorlar.

Reha Muhtar: Türkiye'nin dışında var. Azerbaycan'da, diğer devletlerde. Hatta İspanya'dan, İtalya'dan bahsediliyor.

Fethullah Gülen: Zannediyorum 150'den fazla sadece Asya'da var, herhalde.

Reha Muhtar: Orada yapılan eğitim sadece Anadolu liselerinde yapılan eğitim değil mi?

Fethullah Gülen: Evet.

Reha Muhtar: Onun dışında farklı bir eğitim var mı?

Fethullah Gülen: Hayır katiyen.

Reha Muhtar: Sadece Anadolu liselerinin eğitimi.

Fethullah Gülen: Orada Anadolu liselerinin müfredat programı ve burada Milli Eğitim'in evet dediği, talim-terbiyeden geçen kitaplar. Burada yani Türkiye'de bir Anadolu lisesini nasıl görmek isterseniz, giden devlet ricali de zaten öyle görüyor, orada köşemiz, büstümüz, İstiklal Marşımız mevcut.

Reha Muhtar: Burada öyle bir tartışma oldu. Dendi ki, orada Fethullah Hoca'nın kurduğu okullarda Atatürk büstü yok, İstiklal Marşı okunmuyor. Nasıldır?

Fethullah Gülen: Hayır, katiyen. Burada da gezilebilir, orada da. ister devlet ricalinden, parlâmenterlerden, ister üniversite camiasından, isterse emekli olmuş askerlerden şahit gösterilebilir. Ben şahsen gitmedim. Dünya kadar insan gelip gidiyor. Ülkemiz insanının hüsnü niyetle, samimiyetle yapılan hizmete orada atılan bir çamur gibi' Şu tabirleri de ben yakışıksız buluyorum burada: Çamur gibi bir şeydir. Ben o arkadaşların haysiyetini koruma adına diyeceğim ki, devlete ait okullar, nasıl işliyorsa oradakilerde farklı bir şey yok. Katiyen ve katibeten. Hatta bazıları çok hayret ettiler. Asya'da bazı okullarda daha altı ay geçmeden İstanbul aksanıyla okuyan çocuklar karşısında ister bizim hariciyemiz gözyaşlarını tutamadı, hıçkıra hıçkıra ağladılar.

Reha Muhtar: İstiklal Marşı okunuyor değil mi?

Fethullah Gülen: Tabii İstiklal Marşı.

Reha Muhtar: Atatürk büstü de var.

Fethullah Gülen: Tabii köşesi de var, büstü de var. Her okulda muhakkak. Ona ait kitaplar var.

Reha Muhtar: Sizin son zamanlardaki yaklaşımınız çok daha yumuşak. Toplumun değişik katmanlarıyla ilginç bir yakınlaşmayı içeriyor. Mesela İstanbul surlarının kapatılması olmuştu. O mevzuda ağızlarını kapattım, fermuarı kapatırım dediniz. Yani Refah partisiyle aranızda bir hafif uzaklık görülüyor. Siz bütün siyasi parti liderleriyle hemen hemen görüşürken Refah partisiyle görüşmenizde bakıyoruz Oğuzhan Asiltürk'le görüşüyorsunuz, Necmettin Erbakan'la görüşmüyorsunuz. Şartlar belki uygun olmamıştır. Ama bütün bunları topladığımızda Fethullah Hoca'nın çizgisiyle Refah Partisi arasında belirgin bir farklılığın olduğu görülüyor. Neden?

Fethullah Gülen: Kastî, iradi öyle bir farklılıktan söz edilemez. Bunların hepsi Kur'an ve sünnetin yorumudur. Bu millet kendi dinini, diyanetini, kitabına, sünnetine bağlı olarak yorumlamıştır. Ben bunu herkesi kendi konumunda kabul etme şeklinde anlıyorum. Bu ülkede huzur ve emniyetin ancak hoşgörüye dayalı olarak gerçekleşeceğine inanıyorum. Bütün bunları semadan indiğine katiyen inandığımız kitabımızla telif ediyorum. Sünnetle telif ediyorum. Başkalarının bu konuda farklı mütalaaları varsa bu benim kuran tarzı telakkime sünnet tarzı telakkime aykırı geliyor. Ama Refah Partisi öyle düşünüyor mu düşünmüyor mu ben Öyle bir arayışa girmedim. Onlar hakkında bir tecessüse girmedim. Onlar benden farklı düşünüyorlar demedim. Ne var ki benim Kur'an ve sünnetten anladığım 9 asırdan beri Türk milletinin İslam'ı yorumlamasından anladığım şey budur. O da bu ülkede olan herkesle ala külli hal eğer bir diyalog noktası varsa onu mutlaka değerlendirerek, onlarla anlaşma ve herkese hoşgörüyle muamele etme, aramızda bunca faslı müşterek varken birbirinize karşı böyle farklılıkların şamar oğlanı olmayalım mülahazasıyla hareket ediyorum. Allah bir, kitap bir, din bir, ülke bir ve şimdilerde mağduriyet bir, mazlumiyet bir, mahkumiyet bir. Dünya kadar hasımlarımız var. Bu milletin büyüklüğe sıçramasını istemiyorlar. Bu mülahazayla evvelâ içte bir tevhit ve vahdet diyoruz.

Reha Muhtar: Peki efendim Türkiye'de çok farklı bakış açıları, görüş açıları var. Ve zaten son zamanlarda laik-dinci, Kürt-Türk gibi çatışmalar yaşıyoruz. Daha doğrusu bu tip bölünmeler meydana getirilmeye çalışılıyor. Herkesinde kendisine göre bir inancı var. 7abii ki Türkiye'de herkes sizin yaşamış olduğunuz bu inançlar sistemine uymuyor. O zaman o sizden farklı insanlar için ne tip bir şey öngörüyorsunuz. Beraber yaşama adına ne tür bir şey öngörüyorsunuz.

Fethullah Gülen: Günümüz insanına neden? olduğu nazarıyla bakıyorum. Zannediyorum düşüne düşüne, konuşa konuşa, meseleleri müzakere ede ede eğer başkalarına anlatmayı planladığım bir şeyim varsa, dinim adına, milletim adına bunları anlatmada yarar görüyorsam, medenilere meselelerin anlatılması ikna yoluyladır. ilmi usullerle mi? metodolojinin değerlendirilmesiyle ancak mümkün olacaktır. Kaba kuvvetle, huşunetle,hırçınlıkla şimdiye kadar bedeviler bir yere varsa bile ki vahşete varmışlardır. Medeni insanların bir yere vardığı gösterilemez.

Reha Muhtar: Pek ikna olunmadı diyelim efendim, illa ki demokrasilerde herkes sonunda aynı şekilde düşünmek zorunda değil, ikna olmuyor. Yine de yaşamaya devam edeceğiz. Nasıl devam edeceğiz?

Fethullah Gülen: Bu bizim iknaa dönük bir tavrımız olabilir de. Herkese ille de ikna etmek, kendi anlayışımıza çekme meselesi değildir. Başta arz ettiğim gibi herkesin bir kere başta kendi konumunda kabul etme meselesi var. Benim ekonomi adına parlak bir düşüncem varsa, inanç adına parlak bir düşüncem varsa, insanlara huzur, itminan verecek, aşk adına, şevk adına, marifet adına, zevk i ruhani adına inşirah verecek bir düşüncem varsa ben bunları anlatmaya çalışırım. Kabul eder veya etmez. Ben öyle inandığım için, yararlı olduğuna inandığım için onları anlatırım. Kabul etmediği zaman onlarla kopma meselesi mevzubahis değildir. Temelde herkesi kendi konumunda kabul etme, onları öyle kabul ederek onlarla diyalog yollarını araştırma meselesi vardır. Ve arkadaşlarım, yakınımda bulunan insanlar bilirler. Bana göre iyi insan, yüksek performans sahibi iyi bir insan akreplerle, yılanlarla anlaşmasını bilen iyi bir insandır. Herkesle mutlaka bir koalisyonu olabilmelidir bu insanın. Ve zaten zannediyorum dünyada gelişen hadiselerde cebren, zoraki olarak bizi böyle bir noktaya itiyor. Küreselleşen bir dünyada, Amerikalılarla sırt sırta vereceğimiz bir binada, böyle bir dünyada kavganın yeri yoktur

Reha Muhtar: Peki size geleceğim bu arada. Çok sorulur böyle bir soru ama Çok somut soracağımı Siz kişisel inanış olarak laikliğe inanıyor musunuz, laik misiniz, kendinizi laik olarak nitelendirir misiniz?

Fethullah Gülen: Şahıslar laik olur mu bilemiyorum. Şimdi ben dinimi milimi milimine yaşamaya çalışan bir insanım. Bunu söylemek burada fahirlenme olabilir. Sabahlara kadar namaz kılsam yine bir insanın kelime-i tevhidine denk bulmam onu. Derim ki keşke bin rekat kılsaydım. Abdestsiz olmamaya çalışırım. Ben şahsen böyle bir Müslümanım. Ama laiklik belli bir dönemde sistem adına kabul edilmiş. Herkese bir kısım duygularını, dini düşüncelerini yaşama hak ve imkanlarını veren bir sistemin içinde bir parçadır. Bence, böyle bir sistem içinde herkes rahatlıkla dini duygusunu, dini düşüncesini hem ifade edebilir, hem yaşayabilir.

Reha Muhtar: Bu sistem içinde!

Fethullah Gülen: Evet bu sistem içinde.

Reha Muhtar: Laik sistem içinde.

Fethullah Gülen: Evet. Eğer laikliğin tam tatbik edilme meselesi söz konusu ise ve onun bir kısım arızalı yanları varsa demokrasi hemen herkes için çok rahatlıkla duygu ve düşüncesini bağrında böyle tohumlar halinde saçabilip ve ürün alabileceği bir sistemdir. Eğer bu sistem insanlara yetmiyorsa bir gün yetmeyecekse o, sistemin kendilerine yetmediği insanlar tarafından düşünülecek bir mevzudur. Ben günümüzü değerlendirmeye bakıyorum.

Reha Muhtar: Günümüzdeki bu durum kişilerin inançlarını, ibadetlerini istediği şekilde yapacağı bir sistemdir diyorsunuz. 'Bu laik sistem içinde kendi dini inançlarımıza uygun nasıl yaşayabiliriz? Sizin siyasi parti liderleriyle bir görüşmeniz vardır. soldaki iki parti lider, Hikmet Çetin ve Bülent Ecevit'le görüşmeniz vardı. Merkez soldaki bu iki parti liderinin görüşmesi daha bir ilginç karşılandı. Onun için önce bir Bülent Bey'le röportaj yaptık, onu dinleyip görüşmemize devam edelim.

Bülent Ecevit'le Röportaj Bandı

Bülent Ecevit: Fethullah Gülen benimle görüşme isteğini belirtti. Ankara'ya kadar geldi. Evimde beni ziyaret etti. Yaklaşık bir saat kadar sürdü. Çok ilginç bir görüşme oldu benim açımdan. Sayın Gülen'in bazı kitaplarında dinsel inançta kuşkuculuğa yer olmadığı belirtiliyor. Bu doğrudur. Ancak iş bilim konusuna gelince kuşkuculuk gerekiyor. Bu ayrımı kendisinin de normal karşıladığını gördüm. Din görevlerinin veya din bilginlerinin siyaset adamlarıyla da görüşmelerini çok normal karşılıyorum. Zaten partimin üyeleri de bunu çok doğal karşıladılar. Onun için benzer bir ziyaretin CHP'de yadırganmasını ben yadırgıyorum Dinsiz bir toplum yoktur. Çünkü tabii insan bilimsiz ilerleyemez. Ama bilimin hiç bir zaman yanıt veremeyeceği sorular vardır. Bunu Gogen bir resminde çok güzel özetler: 'Nereden geldik, neredeyiz, nereye gidiyoruz.' Bilim, bunların yanıtlarını hiçbir zaman veremeyecektir. Din inanç yoluyla o yanıtlarını bulmaya çalışmakta veya o konularda insanları tatmin etmeye çalışmaktadır. O bakımdan önemli bir gereksinmedir.

Soru: Fethullah Hoca'yla aranızda dini bir yakınlaşma oldu diyebilir miyiz?

Bülent Ecevit: İşte artık. Tabii sorunuza çok net bir şekilde yanıt verdiğimde sayın Fethullah Hoca adına da konuşmuş olurum. Onun için ben kendi görüşlerimle çok rahat bir diyalog oldu. Birbirlerimize anlayışla karşıladığımız izlenimini edindim.

Soru: Görüşmeye karşı çıkanların savunduğu şey Laiklik. Lâiklik konusunda ödün vermek istemiyoruz' diyorsunuz?

Bülent Ecevit: Biliyorsunuz, ben laiklik konusunda en ön safta mücadele veriyorum, DSP'yle birlikte. o konuda hiçbir ödün vermiyoruz. Ancak dinde bağnazlık olabileceği gibi laiklikle de bağnazlık olabiliyor. Bazı kimseler sanki laikliği dindarlıkla bağdaşmaz bir kavrammış gibi gördükleri izlenimini veriyorlar. Bunu da dinde veya dini siyasal amaçla istismar etmek isteyenler bunu da kullaşıyorlar. İslâm'la laikli bağdaşmaz diyorlar. Oysa Türkiye Cumhuriyeti döneminde Türk ulusu İslam'ın çağdaşlıkla, demokrasiyle, laiklikle çok uyumlu bir şekilde bağdaşacağını kanıtlamıştır. Bu şekilde İslam'a da bir çağdaşlık, güç kazandırmıştır. Benim Fethullah Hoca'yla görüşmem partililer arasında hiç yadırganmadı. Ama CHP'de sayın Hikmet Bey'in görüşmesini çok yadırgadılar. Ben de bu davranışlarını yadırgadım. Ortaasya'da ve Kafkasya'daki okullaşmaya gelince; devletimizin maddi olanaksızlıklar nedeniyle bıraktığı boşluğu Fethullah Hoca veya ondan ilham alan bazı çevreler ve varlıklı kimseler doldurmuşlar. Bu şu açıdan da hayırlı bir hizmet. Biliyorsunuz o Türk ağırlıklı cumhuriyetler, tam bağımsızlıklarına kavuştuktan sonra çağdışı bir din ve rejim anlayışını benimseyen bazı ülkeler; Örneğin İran, Suudi Arabistan, belki Sudan o ülkelere sızmaya,o ülkeleri kendi doğrultusunda çekmeye çalışmışlardır. Eğer Fethullah Hoca'nın girişimiyle kurulan okullar bu girişimlere bir set çekebildiyse ki çekebildiğini umuyorum- bu olumlu karşılanması gereken birşeydir.

Soru: CHP'de bu durum çok büyük bir tepkiyle karşılandı. Hatta CHP genel sekreteri Adnan Keskin; ''Modern Papazla görüşmüş bir insanla görüşme yapılması' bizim alet edilmemiz gibi yorumlarda bulunmasına ne diyorsunuz?

Bülent Ecevit: Bir Hıristiyan ülkesinde bir sosyal demokrat gerekirse modern papazla da görüşür. Öyle bir tanımla Fethullah Hoca için uygundur anlamında söylemiyorum. Fakat öyle olsa bile bunun yadırganacak tarafı yok. Din toplumun bir gerçeğidir. Ve solcular, sosyal demokratlar da toplumun gereksinimini öncelikle gözetmek zorundadırlar. Din de bir insan ve toplumsal gereksinmedir. önemli olan dine bağlılıkla devlet yönetimini, toplum düzenini bir birinden ayırabilmektedir. Türkiye'de de bu yapılmıştır, yapılmaktadır.

Soru: CHP'de muhalif sesler, özellikle Adnan Keskin olmak üzere; 'Biz laik bir partiyiz. Biz Atatürk devrimlerine bağlı bir partiyiz. Bu görüşme olmamalıydı diyorlar.

Bülent Ecevit: Benim bildiğim Atatürk de din görevlileriyle görüşmüştür. Hatta hatta Ankara'yı kurtuluş savaşının hareket merkezi ve kurulacak cumhuriyetin başkenti olarak kabul ettiğinde birçok değerli din adamlarından büyük destek görmüştür.

Reha Muhtar: Sayın Ecevit'in görüşlerini beraberce dinledik. Çok olumlu bir hava görülüyor. Peki biraz önce benim sorum vardı. Yarım kalmıştı. Niçin Necmettin Erbakan'la görüşülmedi efendim?

Fethullah Gülen: Necmettin Erbakan'la eskiden görüşmemiz oldu. Hastaydım ziyaretime bir kere geldi, ilk siyasete atılacağı zaman benim, İzmir'de imam-hatip ve ilahiyata talebe yetiştirme derneğinde Kestanepazarı'nda, çok eski yıllarda, talebelerle dışta beraber kalıyorduk, oraya da gelmişti. Bunun dışında kastî görüşmeye karşı bir tavrı olduğu söylenemez de belki fırsat olmadı.

Reha Muhtar: Ama bütün siyasi partiler varken. Mesela Oğuzhan Bey oluyor? Bir uzak durma var sanki?

Fethullah Gülen: Uzak durduğumu söyleyemem. Arzu ederlerse onla da görüşürüm. Görüşme ufkumu daha geniş tutarak, hatta genelkurmay başkanıyla da görüşürüm, demiştim daha evvel. Sayın cumhurbaşkanıyla da görüştüm. Aslında çocukluğumdan bu yana genel havam budur. Size çok garip gelecek ve beni yakından bilen arkadaşlar da belki duymamışlardır şimdiye kadar. Ben 15 yaşındayken İsmet Paşa'yla da görüştüm. Erzurum'a geldiklerinde, yılını tam hatırlayamayacağım, Edirne'ye ayrılıp gitmeden önceydi.

Reha Muhtar: Nasıl görüştünüz?

Fethullah Gülen: Geldiğinde herkes gidip ziyaret ediyordu. Ben de gittim, konuşuyordu, dinledim. Tabii bir çocuktum. Bir çocuk olarak bana ne kadar alaka gösterilirse işte o kadar alaka gösterdi. İlk defa açıklıyorum 15 yaşında İsmet Paşa'yı ziyaret etmiştim.

Yani eskiden beri ben herkesle görüştüm. Bu görüşmede hiçbir mahzur görmüyorum. Aksine bunda çok insani yanlar, insani yönler görüyorum. Görüşülmesinde yarar var diyorum. Sayın Ecevit'in de ifade ettikleri gibi Atatürk de görüşmüş değişik kimselerle. Meclis açılırken Rıfat Börekçi dua etmiş. Bir sürü sarıklı hocalar var, mücahitler var. Beraber oturmuş, kalkmış. Ve son CHP'nin bir bakanı da eski şeyhülislamı gibi o da bir din adamı, bir ilahiyatçıdır. Doktora yapmış bir ilahiyatçıdır. Geçende bir arkadaş da köşesinde yazdı bunu. Bu meselenin yadırganmasını ben anlayamadım. Benim görüşmemin anlaşılmaz bir yanı yok. Niçin bu meseleyi yadırgadı, parti için muhalefete vesile yaptılar. Onu anlayamadım, anlamış değilim. Hele o mevzuda düşüncelerini, duygularını ifade ederken bir parlâmenterden beklemediğim yakışıksız sözler herhalde hislerine yenik düştü mağlûp oldu' Yoksa 40 bin insanı temsil eden birini ben o tabirleri ifade ederken bir parlâmentere karşı yakışıksız buluyorum. O türlü konuşmalara başkası olsa ben ulu-orta derim. Dikkatsizce, temkinsizce konuşma derim.

Reha Muhtar: Beraberce dinledik.

Fikri Sağlar: 'Laik demokratik cumhuriyete karşı olan bir insanla ne diye görüşeceksiniz. Fethullah Hocayı değiştiremeyeceğinize göre neye görüşüyorsunuz?'

Fethullah Gülen: Evvela şunu arz edeyim. Benim laik cumhuriyet esaslarına, cumhuriyete, hele cumhuriyete karşı söylediğim bir kelime varsa, yazdığım bunca kitap, 35 sene kürsülerde vaaz ettim, bunca sohbetlerim var, Türk toplumuyla bütünleşmiş bir insanım. Eğer bir kelimem varsa. Doğru derim, hakikaten benimle konuşulmasın derim. Bunu ispat edemezler. Bu mevzuda o bakımdan zannediyorum bakanlık yapmamış bir insan olsaydı şöyle derdim ben: Ezbere konuşuyor ve kendi itibarlarına, saygılarına dokunduruyorlar. ikinci mesele. Muhal farz. Muhal farz dedikten sonra her şey caizdir. Diyelim ki ben onlardan evvel cumhuriyetçiyimdir. Hatta İslam'ı ilk dönem itibariyle ben cumhuriyet kabul edenlerdenim. Aksi iddia edilemez bu meselenin. Muhal farz diyelim ki ben onlara karşıyım. Karşı olan bir insana başkalarıyla görüşmesinin bu kadar yadırganmasını anlayamıyorum. Tâbii onların verdiği gibi tabii ben gaybe hüküm vermeyeceğim. Çimdi benim gıyabımda hükümler veriyor. Şöyle düşünüyor, böyle düşünüyor diyor. Böyle düşünen bir insanla laikliğin savunucusu bir partinin genel başkanın konuşması, laikliğin bombardıman edilmesi gibi bir şeyler söylüyor. Başarılı bir hariciye vekilliği yapmış bir insanı bayram ziyaretinde bayram ziyareti olarak ziyaret etmek, zannediyorum dünyada, hatta değil böyle demokratik ülkelerde, zannediyorum bir kısım sosyalist, komünist ülkelerde bile böyle masum bir ziyaretin yadırganacağına ihtimal vermiyorum.

Reha Muhtar: Laik ve demokratik cumhuriyete karşı mısınız efendim?

Fethullah Gülen: Diyorum ki ben; Benim bu mevzuda söylenmiş bir kelimem varsa, bunu söylesinler. Ben de çıkıp televizyonda diyeyim ki; arkadaşlarım doğru söylüyormuş. Ben de zaten ülkeden ayrılmak istiyordum. Bu kadar tanınıp bilinme bana fazla geliyor. Gaybubet düşünüyorum şimdi, çekip gideyim. Laik cumhuriyete karşı bir söz söylediğimi ispat etsinler ülkeden ayrılırım.

Reha Muhtar: 1970 döneminde bir hapse girmişliğiniz var. Bir de 12 Eylül döneminde 6 yıl aranmışsınız. Nedir efendim bu aramalar?

Fethullah Gülen: Hapse değil de tutuk evine girdim. O dönemde muhtıra verildiğinden herkesi tutup götürüyorlardı. Dünya kadar üniversite hocaları da gitti. Hem sağdan, hem de soldan bir sürü insan girdi. O arkadaşlarla beraber bir koğuşta kaldık. Hatta sol adına tutup getirdikleri bir insanla çok da iyi geçindik. Halef-selef olduk. Koğuş başkanlığı yaptık.

Reha Muhtar: Nasıl buldunuz efendim solcuları?

Fethullah Gülen: Biz anlaştık orada. Tabii bu anlaşma biraz da mağduriyet, mazlumiyet, mahkumiyet anlaşmasıydı. Benim kanaatim odur. Bir kısım fasl-ı müştereklerde farklı düşünüyorlar. Bana göre inanmama çok önemli bir meseledir. Ve benim için inanma çok Önemli bir mesele. Ama bu ülkede bunların altında da bir kısım insanlarla anlaşabileceğimiz bazı doneler vardır, bazı dinamikler vardır. Onlara bulunup sorulabilir. Çok iyi geçindik. Hiç kavga etmedik. Affa uğrayıp çıktık, ben yine vazifeme döndüm. Nedenine gelince? Ben nurları okumuş bir insanım. Kürsülerde de yine şimdilerde olduğu gibi halkın içtihat hatası bir teveccühü vardı. Bazı çevrelerde bu hazmedilemedi. Dolayısıyla' belki o günkü emniyet yapısı da biraz öyleydi. işin içinde askerî müdahale vardı. Kılı kırk yararcasına hakkaniyete riayet edilmiyordu. Böyle bir dönemde götürdüler. 12 Eylül'e gelince bir ölçüde yine aynı durum yaşanıyordu. Bazılarına göre, komünistler geldi geliyordu. Bir bakıma onlara karşı bir darbe olunca bizi de yine arananlar listesine koydular. Ben de daha evvel ağzım yandığı için' Hatta bilmem bunları söylemem doğru olur mu: Mesela eve geldiklerinde ben evde yoktum. Validenin yanına geldiklerinde ben oradan ayrılmıştım. Böyle üç-beş ben ayrıldığım yere gittiklerini görünce galiba dedim kendi kendime, tefe'ül ettim, galiba bir müddet bekleme de yarar var dedim. Sonra da iş aydınlığa kavuşmadı. Daha sonra Burdur'da yakalandım. Orda asker ziyaretine gitmişti. Sonra İzmir'e getirdiler, saldılar beni.

Reha Muhtar: Orada bir şey söylediler. Sizi yakalayan emniyet müdürü başka bir göreve sürülmüş deniyor. Siz yakalanıyor sonra serbest mi bırakılıyorsunuz?

Fethullah Gülen: İzmir'de biz aramıyoruz dediler. Arıyorlardı belki aslında. Sıkıyönetim arıyoruz deyince arıyorlardı. Burdur'da kendi üzerinden atmak istedi. O zaman herhalde yukardan bazıları dediler ki ne diye arıyorsunuz? Nesi var bu insanın? Senelerden beri devlet memurluğu yapmış. Devlet memurluğu yaparken siz bunu derdest ettiniz, dediler. Ve ben Salıverildim. 12 Eylül döneminde aranırken yukardan bazıları galiba beni kolluyordu.

Tahdit de kalktı. Hatta o sene ben hacca gittim. Ben hacda iken başka bir yerde bir hadise oldu, yeniden onunla irtibat kurarak, hakkımda yeniden tahdit koydular. Hava yollarıyla gelmedim de ─her şeyi doğru ifade etmek lazım─ Halep'ten geçtim. Doğru İzmir'e gittim. 'Ben' dedim 'hakkımda tahdit konmuş, ben aranıyormuşum' dedim. ifademi aldılar, bir kere daha aldılar ve takipsizlik kararı verdiler ve o günden sonra da hiç bahis mevzuu edilmedi.

Reha Muhtar: Artık geldi geçti bu dönemler. Nerede kalıyordunuz, nerede saklandınız? Elbette sürekli bilinen mekanlarda değildiniz. Sakıncası var mı?

Fethullah Gülen: Hayır. Dünyada çok akrabası olanlardan birisiyim ben. Belki İstanbul'da yüz tane akrabam vardır. Erzurum'da da o kadar vardır. Ankara'da da bir hayli tanıdığım vardır. Bunların yanı başında da arz etmiştim halkın isabetli isabetsiz fakire bir teveccühü var.

Reha Muhtar: Şimdi bir başka döneme geçmek istiyoruz. Sizin konuşmalarınızda diyorsunuz ki vatandaşlık görevidir oy verme. Oy verme görevini de teşvik ediyorsunuz. Geniş bir taraftar kitleniz var. 9iz kendinizin bir tarikat lideri olmadığını söylüyorsunuz. Tam bir cemaat liderini de olduğunuzu söylemiyorsunuz. -cı,- cu gibi kelimelerden hiç hoşlanmıyorsunuz. Ama çok geniş bir kitle, rakamını saptayamayacağımız, en azından benim bilmediğim bir kitle de sizin etrafınızda toplanmış. Şöyle sormak istiyorum Kaç kişilik bir kitle vardır, etrafınızda etkilenen ne kadarlık bir kitle var.

Fethullah Gülen: Sevgi duyan, sempati duyan insanlar benden etkileniyor, şeklinde meseleye yanılmışlığa veriyorum. Ama şahsen kendim içlerinde bulunduğumdan dolayı iftihar edeceğim ülke yararına hizmet eden insan derseniz ben de şahsen onların sayısını bilmiyorum. Onun kemmiyet buutlarını bilmiyorum. Türkiye'de gitmediğim üç-dört vilayet vardır. Ege'de gezici vaizlik görevinde bulundum. Birçok beldeleri gezdim, kasabalara kadar gittim. Yani mesele medyaya intikal edene kadar bile değişik bir platformda milletin çok iyi tanıdığı bir insandım. Benim adıma bunu Cenab-ı Hakk'ın bir lütfu,bir ihsanı sayarım. Ama belli bir dönemden sonra tabi medyayla münasebet oldu. O günlerde belki kendimizi anlatamadığımızdan dolayı bazıları aleyhte yazılar yazıyordu. Kusur bizdeydi. Biz kendimizi anlatamadık.

Reha Muhtar: Şimdi anlatmaya başladınız. Hem televizyon, hem gazete, hem dergilerde yer alıyorsunuz?

Fethullah Gülen: Biraz fazla oldu tabii.

Reha Muhtar: Fazla mı anlatmaya başladınız.

Fethullah Gülen: Fazla oldu biraz. O da beni ayrıca sıkıyor. Çünkü mahviyet, tevazu, hacalet kendimi biraz ona zorluyorum. Bilinmeden, milletime, ülkeme, ülküme hizmet edeyim, sonra da kenara çekilmeyi planlarken birden bire hiç farkına varmadan medyanın gürül gürül içine girdik. Ondan da işin doğrusu çok sıkılıyorum.

Reha Muhtar: Efendim biz de bu TV, medya dünyasının içindeyiz. Bu tip şeyler çok büyük paralar, dünyanın en büyük teknolojilerini gerektiriyor. Gazete, radyo, TV neredeyse bir medya grubu sizin etrafınızda duruyor, örgütlenmiş bir şekilde. Nereden geliyor bu paralar?

Fethullah Gülen: Bu paraların bence nereden geldiği mevzuu üzerinde evvela şahsi durumum, aile yapım üzerinde bir araştırma yapsalar zannediyorum soru sormazlar. Şahsen ben dünyanın çok fakir insanlarından biriyim. Bir de eğer bunda kuşkuları varsa, ailemden sorabilir, kardeşlerim vardır. İzmir'de bir matbaada işçi olarak çalışıyorlar. Geçende bir tanesi durumunu anlatırken 15 milyon alıyorum dedi. Bunun ne demek olduğunu, 3O senelik matbaacı bunu siz anlarsınız. Bir kardeş olarak gözlerim doldu. Budur, aslı da budur. Erzurum'da kardeşim var, matbaacı babadan kalma bir matbaa var onunla geçiniyor. Bunlara bakınca, bence ben bu sorunun muhatabı değilim. Öyleyse nedir? Başkaları da dedi. Değirmenin suyu nereden geliyor? Değirmenin suyu değişik yerlerde milletin hamiyetinden geliyor, milletin millete sahip çıkmasından geliyor. Biraz evvel arz ettiğim gibi ben halkın bana olan teveccühünü çok yerinde değerlendirmeyi düşündüm. Eğer seviyorsanız, mesela gününüzde Önemli bir dildir, bir TV kurun. Yüz adam, iki yüz adam, üç adam bir araya gelin bir TV, bir radyo kanalınız olsun. Bir taraftan bu insanların teveccühlerini rantabl değerlendirmeyi çalışma. Ve diğer taraftan da isabetli yönlere yönlendirmeye çalışmadır. Eğitim, kültür faaliyetlerine ve bir de medyaya yönlendirmeye çalışmaktır.

Reha Muhtar: Zaman Gazetesi'nde Atatürk resminin kazınması mevzuu. Sizin bilginiz olsaydı o şekilde gazetede çıkar mıydı?

Fethullah Gülen: Hayır katiyen. Bir kere o gazeteye bağışlayın avamca yaklaşacağım böyle zır zır müdahale hakkım yoktur. Gazetenin kendine göre genel müdürü vardır, yayın yönetmeni vardır, pikajın başında birisi vardır. Gazeteyi daha çıkmadan, basılmadan evvel böyle sayfa sayfa görme imkanı yoktur. Hele ben çok uzakta bulunuyorum. Göremeyebilirim. Ama böyle bir şey sorulsaydı mani olmak şöyle dursun bu işi düşünen insanı oradan uzaklaştırırdım. Eğer elimden geliyorsa, öyle bir gücüm varsa uzaklaştırırdım. Yakınımda bulunan arkadaşlara o andaki hissime, heyecanıma şahittirler. Fevkalade rahatsız oldum. Bu başkalarının emeline hizmet etme demektir. Bağışlayın belki de bu ne rezalettir, dedim. Tabi işin gerçek yüzünü bilemiyorum. Belki orada çok aşağılarda pikajda bir tanesi, bir küçük bir insan şahsen öyle bir tasarrufta bulundu. Belki genel yayın yönetmeninin bile haberi olmadı bu meselede. Bana dedikleri şey şu oldu: Koyduğumuz yer itibariyle ya aşağıdan kesmek icap ediyordu, ya yukardan. Öyle kesince de bütününü silmenin ona karşı belki daha iyi olacağı kanaatine vardık, gibi dediler. Belki benim de çok inanmadığım bir yorum, bir yaklaşımdı. Fakat şurası bir gerçek ki, Zaman gazetesinin açıklamaları oldu. Ondan evvel Zaman Gazetesi dünya kadar Atatürk'ün resmini bastı. Para olarak bastı. Bir 30 Ağustos'ta da, bir 23 Nisan'da da bastı. Şimdi bir dönemde basarken başka bir dönemde basmama meselesini kastî göstermek doğru değildir. Orada böyle bir kasıt yoktu, burada böyle bir kasıt vardı demek doğru değil.

Reha Muhtar: Peki bu olaydan dolayı uzaklaştırılan arkadaş oldu mu?

Fethullah Gülen: Zannediyorum o arkadaş uzaklaştırıldı. Zaman Gazetesi'nde Atatürk'ün fotoğrafını sildiklerinde, bu ne rezalet dedim. Onu yapan kişi görevden alındı.

Reha Muhtar: Bugünlerde yeni bir dönemle beraber artık bir farklı, sanki bilinen anlamdaki bir radikal portresi çizmiyorsunuz. Çok daha yumuşak, hoşgörüyle, toplumun diğer kesimleriyle bağlantı içerisinde görünüyorsunuz. Mesela bazı demeçlerinizde Picasso'yu çok sevdiğinizi söylüyorsunuz. Oysa biz biliriz ki radikal çevrelerde resme karşı bir mesafe konuyor. Bunları -kusura bakmayın- Rahmetli Turgut Özal dönemindeki bir tabirle takıyye mi?

Fethullah Gülen: Ben iyi bir Sünni olduğunu zannediyorum. Ama bu Sünniliği de Alevîsine ve başkasına kanatlarını şefkatle açan bir Sünnilik şeklinde görüyorum. Rahatlıkla kardeşimiz diyebiliyorum. onların bana tevcih ettiği sualler karşısında bir manada ben de Aleviyim. Çünkü çocukluğum talebelik dönemin bir ölçüde tasavvufi çevrelerde geçti. Kerbela türküleri söyleye söyleye ben yetiştim. O açıdan zannediyorum Hz. Ali'ye, ehl-i beyte en yakın olanlardan birisiyim. O camiadan dünya kadar insan da gelir gider çok rahatlıkla görüşürüz.

Onların problemleri, müşterek meseleleri beraber çözmeye çalışırım. Bu açıdan aleme karşı açık olma meselesi biraz tabiatım gereği. Takıyye meselesine gelince takıyye meselesi Farslıların icat ettikleri Alevilik içinde bir prensiptir. Türk Aleviliğinde de bu yoktur. Sünni insanda yoktur takıyye meselesi. Hatta başkalarına oyun oynamak, başkalarını aldatmak-haşa- imam Cafer'e isnat ederek takıyye bir esastır derler. O Fars Alevilik ki Şiilik diyebiliriz bir esastır. Bizim Türk Aleviliğinde de bilinmez o mesele. Hele Sünnilerde takıyye mevzubahis hiç değildir. Bana takıyye isnadı, nifak isnadı, küfür isnadı gibi bir şey gelir. Dünden bugüne nasıl inanıyorsam hep Öyle görünmeye çalıştım. Yani 3O sene evvel bir komünistle konuşurken oradaki tavrım, üslubum, hatta onun Allah hakaretinde nasıl sabır göstermiş ve sonra da bir iki lafla kendim edebilmek için fırsat kollamışsam şimdiki halim, şimdiki durumum bundan farklı değildir. O gün 9 sene evvel beni tanıyanlar, şu anda tanıdığı insanla fark görmezler. Bülent Bey'le görüşmede de biraz Picasso mevzubahis edildi. Vakıa Picasso yerinde müşahhas, yerinde mücerret sanata yönelmiş. Biraz içinde yaşadığı dönemin krizden o da müteessir olmuş. Ben onu mücerrede sanata yöneldiğinden dolayı islamî sanat anlayışını da onunla telif edileceği açısından onun hakkı da Birankuş gibi takdirlerim var.

Hatta Bülent Ecevit Bey'le görüşmem de genelde mevzuları herhalde bunlar teşkil etti. Onun zaten öyle bir kitabı var. Kitabı vermişti, okuma fırsatını bulmuştum.

Reha Muhtar: Radikal İslam? çevrelerde resme karşı bir uzak durma var. Onu nasıl değerlendiriyorsunuz, bu hareketinizle nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Fethullah Gülen: Picasso'nun resim telakkisi de farklı biraz. Zannediyorum radikal dediğimiz İslâmî çevreler, Picasso'yu tanıyor mu bilemeyeceğim.

Reha Muhtar: Hikmet Çetinkaya Bey'in görüşlerini dinledik. İzmir'in değişik yerlerinde bir röportaj yapıyor. Kamplar oluyor. Bu kamplar da sizin yetkinizdeki eşrafın düzenlediğini söylüyor. Orda ben çocuklara sordum onlar da cevap verdi. 'Dinsizleri öldüreceğiz, imansızları keseceğiz' dediler. Bu 20 yıl önceydi, şimdi o çocuklar 30-35 yaşındalar. Bu çocukların etkisinde olduğu kişi Fethullah Gülen'dir diyor..

Fethullah Gülen: Ben, Hikmet Çetinkaya Bey'e falan yalan söylüyor, filan yalan söylüyor tabirlerini ben saygısızca buluyorum. Zannediyorum ben bundan dolayı kimseyi ne tekzip, ne tashih, ne tavzihle karalamak istemedim. Hatta onların karalamalarına bile cevap vermeyi düşünmedim. Fakat böyle üst üste gelince zannediyorum Cumhuriyette çıkan tekzip sayısı 100'ü geçmiştir. Son tekziplerden birinde Hikmet Çetinkaya Bey'e 50 milyon mahkumiyet aldı. Ben bir espriyle, eğer mahkeme yapabiliyorsa Mehmetçik Vakfı'na versin dedim.

Reha Muhtar: Mehmetçik Vakfına verilmesini mi istediniz?

Fethullah Gülen: Öyle iki tane oldu. Tazminat yiyecek halimiz yok. Alınırsa tabii. Hilafı vaki beyanlarda bulunuyor.

Reha Muhtar: Var mıdır efendim böyle kamplar?

Fethullah Gülen: Şimdi kamp meselesi zannediyorum, Türkiye'de her yerde çok eskiden beri var. 60'lı yıllarda ben Kestanepazarı'na geldiğimde kamp yapıyorlardı. Bunlar genelde, bir orman kenarında, ağaçların, çamların altında olur. Bu sorulsa, araştırma yapılsaydı, ben orada idareciydim. Başka hocalar da vardı. Mesela Avcılarda kamp yaptık.

Reha Muhtar: Peki o çocukların dedikleri?

Fethullah Gülen: Katiyyen ve katibeten. Mümkün değil bunu demeleri. Çünkü öyle bir şeyin denmesi için öyle bir şeyin söylenmesi lazım. O çocukların öyle bir şeye şartlandırılması lazım. Hikmet Çetinkaya Bey zannediyorum kendi hayallerini söylüyor. Bu senaryoları oturup, düşünüp yazıyor. Mesela yine yazdığı şeylerden biri de şuydu, -elli defa tekzip aldı-; 'Fethullah Hoca bu kamplarda aranıyordu'. Ben katiyyen aranmadım. Kamplarla alakalı güvenlik mahkemesinde duruşma olduğu zaman güvenlik mahkemesi reisi Halim Bey'le bir muarefemiz, dostluğumuz vardı. O dönemde Yahova şahitlerinin meselesi vardı. Ehl-i vukuf olarak on!arın kitaplarını tetkik etme işini Halim bey bana verdi. Hala hayatta olan emekli bir albaydır, İzmir'de tanırım.

Reha Muhtar: Peki efendim Hikmet Çetinkaya kaç yılın gazetecisi. Görüştüğü kişi neden böyle bir şeye ihtiyaç duysun. Yani biz de görüşüyoruz, konuşuyoruz onları demeç olarak yayınlıyoruz. Hayali şeyler gazetecilikte pek görülmez.

Fethullah Gülen: Ama tekzip ediliyor, tavzih ediliyor. Belki şimdiye kadar o mevzuda isabetli olan bir-iki şey oldu. Zannediyorum Hikmet Çetinkaya Bey farklı düşünüyor, tam benim gibi düşünmüyor. Bu ülkede aynı vatanın evlatları olmayı yeterli bulmuyor. Bu ülkede aynı şeyi yaşamamızı, mahkumiyetimizi, mağduriyetimizi, mahkumiyetimizi vatandaşlık adına yeterli bulmuyor. O mini küçük farklılığı çok büyüterek, abartarak mevcudiyetimizden rahatsızlık duyuyor. Ben o rahatsızlığı duymuyorum.

Reha Muhtar: Hikmet Bey'in söylediği ikinci bir iddia daha vardı. 10 Mart 1992 tarihli İçişleri Bakanlığı raporunda Fethullahçılar olarak bilinen grup polis kolejlerinin içine giriyor, oradan sonra geri alıyor. Bunlar devlet güvenlik mahkemesinin raporu diyor. Siz de devletin size ait raporlarında devletin sizin hakkınızda tuttuğu raporların PKK'dan bile tehlikeli olduğunu yazdığını söylüyorsunuz. Peki devlet neden böyle raporlar tutuyor efendim?

Fethullah Gülen: Aslında güvenlik mahkemesinin o mevzuda öyle bir raporu olamaz. Güvenlik mahkemesi rapor merci değildir. Olsa olsa böyle bir meselede emniyet genel müdürlüğünün, istihbarat daire başkanlığının olabilir.

Reha Muhtar: Savcılığın?

Fethullah Gülen: Savcılığın da olamaz. Yani güvenlik mahkemesi bir intikal etse mahkeme görülür, ya mahkumiyet verilir, ya da takipsizlik kararı. Öyle birşey hatırlamıyorum. Böyle bir şey Cumhuriyet'te yayınlandı. Sonra Emniyet Genel Müdürlüğü onu tekzip etti.

Reha Muhtar: Efendim bir de THK alakalı bazı söylediğiniz şeyler var. Orada da l985'de sizin, bu grubun esas yükseldiği, maddî açıdan da yükseldiği yıl olarak söyleniyor. Yani onun içerisinde THK bağışlanacak kurban derileri yerine kendileri kurban derileri alıyor ve yaklaşık bir trilyonluk bir gelir elde ediyorlar. Ben de Zaman gazetesinin yayınlarında görmüştüm. En azından THK'ya kurban derisi bağışlanması yanlısı bir politika izlemiyor. Siz biraz önce tazminat parasını Mehmetçik vakfına verilmesini istediğinizi söylediniz. THK da bu devletin bir kurumu. Neden öyle verilmesinden yana bir tavır izlenmiyor ve böyle bir trilyonluk bir bağıştan söz ediliyor. Ne düşünüyorsunuz?

Fethullah Gülen: Hayır aksine. Bence kurban bayramı sath-ı mailine girildiğinde isteyen herkes deriyi toplayabilsin. Deri toplama meselesi 85 yılı meselesi değildir. Ben 66'da İzmir'e geldim, Kestanepazarı deri topluyordu, ben de o işin içinde bulundum. Herkes de topluyordu. Değişik Kur'an Kursları ve İmam-Hatipler deri topluyordu. Yer yer bakanlığın bu mevzuda tamimi oldu: Sadece THK deri toplayabilir. Çekişmeler oldu, farklı mütalaalar oldu. Değişik hayır kurumları, hayır yapıyoruz, burs veriyoruz, diye hayır yaptığına inanan herkes deri topluyordu.

Açık oturumlar oldu, ATV'de de oldu. Türk hava kurumu da toplasın. Zaten netice olarak o programda da öyle bağlandı, öyle neticelendi. Başkaları da toplasın. Demokratik ülkelerde bu böyle olur. Amerika'da, İngiltere'de dünya kadar vakıflar, vakıf hastaneleri, okulları var.Hıristiyanların var, Yahudilerin var. Bunlar bu türlü yardımları topluyor ve sonra özel okullar, üniversiteler açıyorlar. Dünyanın her yerinde tatbik edile gelen demokrasiden bu ülkenin insanı da nasibini alıyor. Bence bunu çok görmemek lazım. Bence bunu bir hava kurumuna karşı bir faaliyet bir hareket olarak da görmek de bence yanlıştır. Demokrasinin gereği o.

Reha Muhtar: Bazı gazeteler THK'yı terörist ilan ettiğini söylüyor. Ne diyorsunuz?

Fethullah Gülen: Ben Zaman gazetesinde öyle bir şeye rastlamadım. Varsa, şu yazar öyle yazdı diyorlarsa, arkadaşlarla oturup görüşüp konuşalım, telafi edelim. Bence o büyük bir yanlışlıktır. Cumhuriyet döneminin başlamasıyla kurulmuş bir kuruma karşı, hizmet verdiğine inandığım bir kuruma, pilot yetiştiren bir müesseseye karşı o türlü tavır doğru değil. Arkadaşlarım THK'ya terörist demişlerse fevkalade yanlıştır oturup düzeltelim.

Reha Muhtar: Bir taraftan Bakan geliyor, fikir danışıyor bir yandan iftar programınıza bütün sanayi, siyaset, spor çevrelerinden insanlar katılıyor. Bu çıkartmayı niye yapıyorsunuz?

Fethullah Gülen: Evvela bu çıkartma mı? Yoksa milletimizin birliği, beraberliği adına müsait bir zemin mi? Zamanlama önemlidir çok. Bir taraftan bazıları Türkiye'de yeni bir kısım iftiralar çıkarmaya çalışırken, bazıları bölmeye parçalamaya çalışırken, beri taraftan da insanımızın artık bu türlü iftiraklardan bıkmışlığı, usanmışlığını görerek acaba zamanı mıdır deyip değişik kuruluşlar adı altında hemen herkesin Türk toplumunun zenginliğin remzi sayılabilecek, sizin de buyurduğunuz gibi hemen herkesin Yeşilçam'dan futbola kadar her çevreden insanı bir araya getirme, bir kere daha en azından onların uzlaşabileceği bir zeminde, bir masanın etrafında, geleceğimiz adına, diyalogumuz adına çok önemli bir adım gibi geliyor bana.

Reha Muhtar: Bir demecinizde İslam'ın emirlerinin %95'i kişiseldir. %5'i devleti ilgilendirir. Bu da bir şekilde düzenlenir, diyorsunuz. Bu nasıl düzenlenir? Bu ifadeler radikal çevrelerde tepkiyle karşılanıyor. %5 nedir?

Fethullah Gülen: İçice sorular oldu, ilk soru Hakan'la alakalıydı galiba. Evet, Hakan geldi. Başkaları da geliyor. Dünya kadar gelen insan var.'

Reha Muhtar: Hamza da geliyor galiba.

Fethullah Gülen: Evet, Hamza da gelmiş olabilir. Yanıma gelen insanların hepsini tanıma fırsatını bulamayabilirim. Ekranlarda gördüğümüz tanıdığımız simaların hal ve hatırlarını sorabilirim, isteklerini alabilirim. 'Milletimize şeref getireceksiniz, milletimizi tanıtacaksınız' dedim. GS'lı Hakan yanıma geldi, İtalya'ya gitmesini ben istedim.

Reha Muhtar: Galatasaraylı olduğunuzu söylüyorsunuz?

Fethullah Gülen: Olma mevzuu mu? Aslında olma mı fazla alaka duyma mı denilir. Bunun da nedeni ve objektif saikleri olabilir. Bu saiklerden biriyle en çok alaka duyduğum olabilir Aslında sporu da ben diyalog adına çok önemli bir müessese olarak görüyorum. Farklı görüntüdeki insanların aynı tribünde oturup bir takım etrafında toplanmaları uzlaşma adına önemli görüyorum. Uzlaşma adına önemli gördüğüm her şeyin yanındayım. Demokrasiden geriye dönülmez, sözünü Gazeteciler ve Yazarlar vakfının ilk toplantısında söyledim. Bu bizim için de herkes için de hatta inanan için de inanmayan hatta bir yönüyle uzlaştırıcı bir zemindir. Bunun aleyhinde olmayı çok anlamsız buluyorum.

Reha Muhtar: Yani şöyle diyebilir miyiz? Radikal İslamcı bir parti seçimleri kazandı, dört yıl iktidar hakkını kazandı, muhalefet partileri aynı şekilde kalacak, siyasi sistem değişmeyecektir. Bir daha seçimde kaybetti veya kazandı devam etti. Bu sistem devam mı etmeli Türkiye'de?

Fethullah Gülen: İşin doğrusu ben o hususlarda hiç meşgul olmadım, hiç düşünmedim. Hatta değişik iki yönden ben onu mahzurlu da buluyorum. Bu yönlerden bir tanesi geleceğe matuf olması meselenin. Gelecek neslin düşüneceği bir mesele. Diyelim ki biz bir zaman mutlak idareyle idare ediliyorduk. O günlerde Fransa'yı bile vesayetine alan Kanuni'ye denseydi ki senin bu sisteminden daha mükemmel bir sistem var, inandıramazlardı ona. Denebilir ki maşeri vicdan açısından hüsnü kabul görecek bir sistem ve bugün herkes bu demokrasinin yelpazeleri altında belli duygu ve düşüncesini daha rahat yaşayabilir. Devlet idaresiyle alakalı çok az bir şey bu işin dışında kalır. Eğer bu mevzuyla alakalı bir şey söylenecekse bence onu demokrasiyi aşmış insanlar söylemeliler. Çok erkendir bugün için. Sistem odur. Biz bugün daha demokrasi tam değil diyoruz. Öyleyse hal i hazırda olan nedir? Demokrasi gelince bir gün, şimdilerde iki ayağı bir kap içine koyan demokrasiye biz ne diyeceğiz acaba? Spekülasyonlara girmemek gerekir bence.

Reha Muhtar: O bir sonraki aşamadır diyorsunuz.

Fethullah Gülen: Aşama değildir efendim. Önce bir demokrasi otursun, demokrasiyi yeterli bulmayıp da insanî bulmayıp da küreselleşen bir dünyada sistemin arızalarına binaen şu tarafı rötuşlanmalı, bu tarafı rötuşlanmalı diyecek insanlar varsa onları alakadar eden bir meseleyi bugün benim bahis mevzuu etmem yakışıksız olur. Tarihe karışmam gibi bir şey olur. Meselenin bir diğer yanı şudur: Ben sadece Allah'ı anlatmayı vazife edinmiş bir insanım. Allah'ı anlatıp Allah'a inanma etrafında insanların kalplerini marifetle, muhabbetle, zevk i ruhaniyle kenetleme peşindeyim. Benim gibi düşünenlerle, Mevlana'yla, Ahmed Yesevi'yle, Yunus Emre'yle, Hacı Bektaşi Veli'yle beraber Bediüzzaman'la beraber hep aynı düşünceyi paylaştım. Onu insanları bağlayıcı önemli bir esas olduğuna inanıyorum. Bu açıdan da ben bu saf, bu duru düşünceme başka dünyevî mülahazalar katmayı Rabbimle aramdaki münasebeti bulandırma sayıyorum, onunla pazarlık, saygısızlık sayıyorum. Siyasetin işin içine girmesini, siyasetle bir yere varmayı Rabbimle aramdaki münasebet açısından Rabbimle aramdaki münasebete toz dokundurma kabul ediyor ve saygısızlık sayıyorum. Hatta kendime göre diyorum ki eğer buna misyon denecekse, hanüman dediğim, marifet dediğim, zevk i ruhani dediğim bu mesele, insanları gönülde pekiştirme, sonra irade de pekiştirme, sonra teşebbüste bir araya getirme meselesi bu mevzuda benim yapacağım bir şey kalmazsa benim yeryüzünde durmam abestir.

Reha Muhtar: Yani, hiçbir şekilde siyasete girmeyeceksiniz.

Fethullah Gülen: Aklımın köşesinden hiç geçirmedim de ben onu bulduğunu bulmuş bir insanın, Rabbisiyle münasebete geçmiş bir insanın Yunus'un vadilerini araladığı bir kapıdan sızan birisinin bence o türlü şeylere girmesine yeniden birkaç merdiven aşağıya inme-kabul ediyorum. Siyasete hiçbir zaman girmeyeceğim, girenleri birkaç basamak aşağıda görüyorum.

Reha Muhtar: Peki yine sizin yakın çevrenizden sizden etkilenen birileri siyasete girerse?.

Fethullah Gülen: Birisi siyasete girecekse eğer, akıl edip diyeceğim müsaade ederlerse, danışacaklarsa şayet onlara da aynı mülahazalarımı anlatacağım. Ye nitekim yanımda çok sık bulunan arkadaşlara aynı şeyleri tekrar ediyorum. Bu mevzuda ahd-u peymanımız vardır, inşallah bu işi sonuna kadar bu anlayış içinde götüreceğiz. Girme meselesi falan da kendi hesabıma o kadar zaid görüyorum ki şu samimane, halisane yapmaya çalıştığımız bir yönüyle ben arkadaşlarımın teveccühlerini bir kredi olarak değerlendirip eğitim deyip kültür deyip Goethe'nin Faust'unda ifade ettiği gibi 'insanın problemi, insanın kendisidir ve kültürdür, onu onda çözmemiz lazım' biz bu işlerle meşgul olurken nasıl oluyor da bazı kimseler günlük meseleleri gireceğimize, karışacağımıza ihtimal veriyorlar, işin doğrusu bunu da bir türlü anlayamıyorum.

Reha Muhtar: Biraz da Refah Partisiyle aranızdaki fark bundan mı kaynaklanıyor?

Fethullah Gülen: O da içtihat meselesi.

Reha Muhtar: Birkaç merdiven aşağıda görüyorum dediniz, ondan mı?

Fethullah Gülen: Halihazırdaki işim itibariyle, Rabbimle münasebetim itibariyle bu mevzuda her şey çok büyük görüyorum.

Reha Muhtar: Hanımların elini sıkmıyorsunuz, Başbakan içeriye girerken çok büyük olgunluk gösterdi, elini uzatmadı diyorsunuz, elbette ki siz ona içtihat diyorsunuz. Necmettin Erbakan'ın kadınların elini sıktığı söyleniyor. Siz daha çağa uygun söylemler söyleyen birisi olarak görülüyorsunuz. Mesela Bülent Ecevit böyle bir yorumda bulundu. Ama bazı davranışlarınızda daha farklılıklar var.

Fethullah Gülen: Bu da yine demokratik çerçeve içersinde kabul edilmeli. Sayın Başbakan'ın olgunluğunu veya bir başkasının o mevzudaki öyle davranmasını onun demokrasi anlayışındaki seviyesine atfederim. Bence bu ülkede herkes kendi konumu ve kendi anlayışı ile kabul edilmeli. Bir bayanın elinin sıkılmaması meselesi, bir gericilik gibi algılanmamalı. Yanlış olur, insanların kanaatları vardır, tarzı telakkileri vardır. Eğer bütün insanlık adına yapacağım şeyler hepsi gelip bir el sıkma meselesinde kilitleniyorsa doğrusu hakikaten ben de incinmiş olurum. Ama bayan olsun bay olsun yapacağım dünya kadar centilmenlik varsa başımı ayaklarının altına kaldırım taşı gibi koymaya kadar bunların hepsini tereddüt etmeden yaparım. Fakat bazı meselelere getirip işi bağlamak, insanları onunla yorumlamak, takılmışlık gibi geliyor bana.

Reha Muhtar: Hiç evlenmemişsiniz, neden hiç evlenmediniz? Edirne'de günaha girmemek için caminin penceresine taşındığınız doğru mu?

Fethullah Gülen: Askerlik öncesiydi. Gençlik döneminde içtihat hatası, şahsî mülahazalarım vardı. Güçlüydüm, güreş tutardım, spor yapardım, imamlık da yapıyordum. Hassasiyetim de vardı. Talebelik dönemim büyük ölçüde hep tasavvufi çevrede oldu. Onların bana telkin ettikleri hassasiyet vardı. Bu dönemde mesela ellerimi açıp dua etmiştim: Allah'ım bana -öyle hastalık ver ki kendimle meşgul olayım da nefsimin gayyalarına itilmeyeyim. Bunlar şahsi içtihatlardır. Rabbimle aramdaki münasebeti, inceliğiyle koruma cehdi gayretidir. Hastalık istemek yanlış bir şeydir. Çünkü Allah Resulünün dediğini terstir. O buyuruyor ki: Sabalı akşam Allah'tan avf u afiyet isteyin. Halkın içinde Kanunin dediği gibi sıhhat kadar muteber bir nesne yoktur. Bu açıdan böyle bir çıkmaz sokakta bir ev tutmuştum. Oraya giriyor, çıkıyor sonra da üç şerefeli camiye imamlığa dönüyordum. Kadınlara karşı tavırdan değil de utanıyordum. Bu biraz da yetiştiğim muhit itibariyle olabilir. Ben hususi din hocalarından ders aldım. Tasavvuf çevreleriyle temasım oldu. Girip çıkarken bayanların bakması -belki de bakmıyorlardı- bana ağır geliyordu. Onun için caminin penceresine taşındım. Ye üç sene orada kaldım. Bu da yine o günkü benim içtihatlarıma verilmeli. Düşünün askerlik yapmamış bir genç delikanlı bazı meselelere karşı korunma serası budur deyip, korunduğu bir şeydir. Mazur görülebileceğine inanıyorum. Evlenme meselesine gelince sizin de buyurduğunuz gibi evlenmeye karşı tavır almak dine karşı tavır almak demektir. Çünkü din yerinde ona mübah diyor, yerinde ona sünnet diyor, yerinde vacip, yerinde de hafazanallah insan günahlara girecekse, nesil tükenecekse, bir milletin nesli kuruyacaksa orada o bir farzdır. Tıpkı ibadet u taat gibi farzdır, öyle bir şeye karşı gelmek bizi aşar.

Değişik zamanlarda bir-iki defa aklımdan geçmiş, belki mini teşebbüsler de olmuştur. Olmayınca da o bir kör düğüm olmuştur. Bir başka dönemde de kendi mantığım devreye girmiştir. Ben az maaş alan bir insanım. Yiyeceğim, içeceğim şeylere de çok dikkat etmeye çalıştım. Bu subjektif şeyler de makul karşılanmalı. Yani olmadı, ben de hayır vardır dedim. Demek ki ben çoluk çocuğuma bu maaş yetmeyecek, nerden bulacağım ne yedireceğim. Dini bir esastır; Bir insan kendi şüpheli şeylerle geçinse bile, bir başkasına onu yediremez. Ben de helalinden onları tatmin edebilecek bir şeyi bulacağım ümidine hiç sahip olmadım. Babam orta halli bir rençperdi. Bana bakması mümkün değildi. Bir imamlık maaşının bir vaizlik maaşının bu işe yetmediği de muhakkaktır. Böyle bu türlü çok da objektif olmayan bu türlü mülahazalarla evlenemedik demek daha doğru olur. Bu yaştan sonra da şeker hastası olan, tansiyonu olan ve fevkalade hassas olun, bir hazan mevsiminde yaprağın düşmesi karşısında bile oturup ağlayan, bir karıncanın yuvarlanıp helaya gitmesi karşısında yarım saat uğraşan bir insan olarak bir kadını başına bela olmaktan başka bir durumum söz konusu olmadığı için.

Reha Muhtar: Son bir sorum olacak. Teşekkür ederiz. Sorularımıza açıklıkla cevap verdiniz. Atatürk hakkında neler düşünüyorsunuz.

Fethullah Gülen: Askeri ve idari bir dahiydi.