Yazdır

Rus ORT Televizyonuna Verdiği Mülakat

Yazar: ORT Tarih: . Kategori Televizyon Röportajları

Oy:  / 4
En KötüEn İyi 
-Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

FG- Onların sıkıntılarını ruhumuzda duymayı, onların sevinçlerini paylaşıp, onlarla beraber aynen lezzet duymayı, mütelezziz olmayı bir yönüyle insan olmanın gereği sayıyoruz. Bu duygu dünden bu güne değişik kimseler tarafından işlene işlene aynı zaman da herkesin bildiği bir konu haline gelmiş. Yani Peygamberimizle başlamış, orada kalmış değil. Daha sonra Ahmed Yesevi gibi kimseler yetişmiş, Mevlana gibi insanlar yetişmiş.. bunlar dünya çapında, sizin meşhur edipleriniz, şairleriniz gibi kimseler.. Yunus Emre gibi kimseler yetişmiş, Hacı Bektaş Veli gibi kimseler yetişmiş ve bunlar sürekli bu duyguyu işlemişler. Bediüzzaman da son zamanlarda yetişen ve bu duyguyu işleyen insanların önde gelenlerinden birisidir. Mevlana'nın meşhurdur, o Farsça orijinal metni ile Baza baza çihesti baza der. Ne olursan gel, yetmiş defa tövbeni bozsan da gel, hangi dinden olursan ol yine gel demek suretiyle bu mevzuda önemli bir noktayı ifade etmiştir. Yunus Emre Yaratığı severiz yaratandan ötürü demek suretiyle bütün varlığa ve insanlığa karşı sevgisini izhar eder. Dövene elsiz, sövene dilsiz der.. dövüyorlarsa elini kullanma, sövüyorlarsa dilini kullanma, kırıyorlarsa gönlünü koyma der.

Bediüzzaman bu mevzuda farklı bir sestir. Memleket memleket beni sürgüne gönderenlere, hapishanelerde bana yer hazırlayanlara, mahkemelerde mahkum etmek isteyenlere karşı hakkımı helal ediyorum der.

-Bir şey sormak istiyorum: Sizce Rusya ve Türkiye'nin kaderleri birbirine benziyor mu? Gelecekte ortak olabilecek bir kader noktası olabilir mi?

FG- Bir yönüyle hadiseler bizi öyle bir birliğe, beraberliğe zorlayabilir ama fakat o küreselleşen dünyada bir araya gelmeyi olumsuz değerlendirme gibi bir talihsizlik de olabilir. Ama onu değerlendirme gibi bir bahtiyarlık da söz konusudur her zaman. Şu andaki Rus idaresinin, başta Yeltsin Cenapları olmak üzere ben şahsen diyaloga açık, demokratik bir havanın estiğine şahit oluyorum şahsen. Bu da hem dünya ile hem de Türkiye ile entegrasyon için çok önemli şartlardan birisidir. Bu olunca arkasından pek çok şey gelebilir. Ama bir dönemde karşılıklı yapılan bazı şeylerin yaraları olabilir, bazı hadiseler bazı şeyleri çağrıştırabilir. Bunların unutulması için zamana ihtiyaç var ve biz bunların unutulması mevzuunda ciddi bir gayret göstermeliyiz. Rus idaresi ve Rus halkı bizim milletimizin beklediğinin üstünde civanmertlikle davrandı, istihdam ve iş imkanları açısından veya oralarda yatırımda bulunma mevzuunda ya da Türk müteşebbislerinin gidip oralarda okul açmaları konusunda yardımcı oldular. Bana göre önde gidiyorlar ve bu mevzuda yapılması gerekli olanları yaptılar. Bundan sonra yapılması gerekli olan şeyler de her halde bize düşüyor.

-Size resmi bir ödül verilmiş olsa idi veya ona layık olduğunuz söylense idi.. mesela Nobel ödülü gibi bir ödüle layık görülse idiniz siz onu nasıl karşılardınız ve alır mıydınız?

FG- Bana bir iki defa burada da ödül verildi. Onu biraz lehte aleyhte oluşan havadan ötürü kabul ettim de, aslında ben ödül alacak bir şey yapmadım. Ağır geliyor bana ayrıca. Hatta bazılarında ben kaçındım o türlü şeylerden, benim namıma başka arkadaşlar aldılar, Mesela eğitim ödülü, hoş görü ödülü aldılar ve bana veriliyordu. Nobel ödülü ise bizim başımızdan aşkın bir mevzuudur, Onun bir değeri bir kıymeti vardır. Layık olmadan öyle bir ödülü almak o ödüle karşı saygısızlık olur.

-O zaman sizi sevindirecek ödül nedir?

FG- Ben öldüğümde Allah'ın benden hoşnut olmasını görmeyi en büyük ödül olarak anlıyorum.

-Bildiğim kadarıyla hayatınızla bazı hususiyetler var. Yalnız yaşamak gibi, eşyanızın olmaması gibi... Siz bu eşyaları almak için vakit harcamaktan mı çekiniyorsunuz veya neyden kaynaklanıyor?

FG- Yalnız yaşıyorum. Belki bir dönemde yalnızlığı aşmak için gerekli imkanlara sahip değildim. Daha sonra da yirmi beş sene oldu, ciddi kala rahatsızlığım var, şekerim de var, tansiyonum var, hatta bir iç iltihabı da var. Bu açıdan da bu rahatsızlıklar beni fevkalade meşgul ediyor ve başka şeylerle meşgul olmaya vaktim kalmıyor adeta. İkinci husus imkanlarımın fazla olmayışı, bir şeye sahip bulunamayışımdan ötürü böyle misafirhanelerde kalıyorum. Eskiden de işte annemin, babamın yanında kalıyordum. Ne bir ev ihtiyacı duydum, ne başımı sokup barınacağım bir yer ihtiyacı duydum. Nasıl olsa tek başımayım diye böyle geçinip gittim. Bu açıdan da bir yerim olsun diye ısrar etmedim.

Bir üçüncü husus da bazı kimseler, inanıyor, itimat ediyor, güveniyorlar. Tavsiye ediyorsunuz, gidip yatırım yapıyorlar, tavsiye ediyorsunuz gidip okul açıyorlar.. eğer benim öyle geniş imkanlarım olsa idi o zenginlerle geçinip gidiyor derlerdi. Oysa ki ben onların bana olan teveccühüne saygılı olmalıydım. Arkadaşlarımın gönlünü kazanmak için uğraşırken dünyayı kazanmaya fırsat bulamadım ve arkadaşlarımın gönlünü kazanma uğrunda dünyayı kazanmaktan vazgeçtim.

-Çok güzel ifade ettiniz. Bir Rus atasözü var: İnsan hayatında ya bir ağaç dikmeli ya bir barınak yapmalı veya bir çocuğu olmalı. Türkçe'de buna benzer bir söz var mı? Veya siz bunu değişik şekilde görüyor musunuz?

FG- Türkçe'de de ona benzer sözler var, dinimizde de var. Mesela Peygamberimiz buyuruyor ki: Bu gün ağaç dikme bir yana, kıyamet koparken elinizde bir fidan varsa onu dikin de yine kıyamet kopsun. Ve yine buyuruyor ki: Evlenin, çoluk çocuğunuz olsun. Sizin çokluluğunuzla iftihar ederim. İnsanın bahtiyar olması adına iyi bir eşinin ve evinin olması önemli bir şart sayılır. Zannediyorum bunlar insan tabiatı ile alakalı şeyler olduğundan dolayı her halde bütün dinlerde de aynı yaklaşım söz konusudur.

-Sizce insan nasıl bir hayat yaşamalı veya size göre insanın hayatı nasıl olmalı?

FG- Bu çok geniş bir şey ve üzerinde derince durulması gerekli olan bir husus. İnsan bir kere inançlı olmalı bence. Çünkü insanın gönlündeki iman istidadı mutlaka kullanılmalı. Şuna buna değil, mutlak olarak o inanmalı diyorum. Çünkü inanma insanın gönlünde bir cennet meydana getirir. Ne olursa olsun insan kat'iyyen ye'se ümitsizliğe, karamsarlığa düşmemelidir. Onun bir yönüyle psiko-somatik rahatsızlıkları bir yana ...

-Bilindiği gibi insanlar yaşları ilerledikçe kendileri için bir şeyler açıyorlar, yeni yeni ilhamlar doğuyor. Size ilk ilham edilen, ilk açılan hakikat nedir?

FG- Ben şimdi onu çok kestiremeyeceğim de, belki hayatımda en önemli şey hakikaten dinin lüzumuna ve sevginin insanlar için çok hayati bir şey olduğuna inanma olduğunu söyleyebilirim.

-Fransız yazar Labri diyor ki: En iyi yönetmen, en iyi devlet adamı felsefe adamıdır. Sizce bu doğru mudur?

FG- Felsefeden felsefeye fark eder. Farklı felsefi cereyanlar vardır. İnsan gerçeğini dört bir yanıyla ele alan, kavrayan, yorumlayan, seslendiren bir felsefe ile müşterek düşünürüz. Ama insanı tek yanıyla, mesela sadece pozitivizm açısından ele alan veya sadece rasyonalizm açısından ya da sadece natüralizm açısından ele alan, realizm açısından ele alan felsefenin insanın bazı yönlerini ihmal ettiğini düşünürsek, bundan dolayı öyle bir felsefenin yorumları doğru değildir tabi. Felsefe, insanın düşünce hayatını, tefekkür hayatını temsil etmesi açısından Müslümanlıkta da ona karşılık kelam ilmi gelişmiştir. Bir yönüyle bazı gerçekleri onunla ispat etme, ortaya koyma ilmidir. Müslümanlar da onunla hep meşgul olmuşlardır, felsefe ile de meşgul olmuşlardır. Ama mutlak felsefe değil. İnsanı fizik ve metafizik dünyası ile, ruhu ile, bedeni ile düşünce dünyası ile geleceğe ait beklentileri ile emelleri ile kucaklayan bir felsefe.

-Bizim programımızın adı "Günaydın". Sizin gününüz nasıl başlıyor. Yani günümüzün hayırlı olması için neler yapıyorsunuz? Yani bizim insanlarımıza tavsiye edebileceğiniz hususlar nelerdir?

FG- Toplumdan topluma, kültürden kültüre tabi bu fark eder. Bizim inançlarımızda, bizim kültürümüzde millet olarak sabah erken kalktığımız zaman biraz abdest heyecanı ile sonra namazın zevk-i ruhanisi ile Allah'a yönelmekle güne başlarız. O bakımdan inanç eksenlidir. Herkes için de şunlar söylenebilir: Mesela iyi şeyler yapacağına inanmak, gönlünün iyi şeylerle dolması için gayret etmek, biraz güne ümit ile uyanmak, hayırlı işlerle karşılaşacağına inanarak güne başlamak, kararlı olmak yapacağı şeylerde ve sonra da elde edeceği şeylere daha baştan kanaat etmek. Zannediyorum o günü huzurlu geçirmek için çok önemli esaslar olsa gerek.

-Bildiğimiz kadarı ile sizin bir müzeniz var. Bir bakıma o müze sizin hayatınızı anlatıyor. Mümkünse onu görebilir miyiz?

FG- Estağfurullah çok ciddi bir müze denemez. Bana hediye edilen armağanlar var. Onlar şahsıma ait olmasın diye yine millete iade ediyorum. Geldikçe onları o dolaplarda bir köşeye koyuyorum. Öyle bir küçük müzecik İzmir'de vardı, bir odayı müzeye çevirmişlerdi. Sonra burada kaldığım sürece burada bana hediye edilen şeyleri de buradaki dolaplara koydum, yerleştirdim ve küçük bir müze teşekkül etti. İkisi bir araya getirilince belki geniş bir şey olabilir de ama bir kaç yerde olduğu için göz doldurucu bir şey olduğu söylenemez. Buradakini de görebilirler mahzuru yok. İzmir'deki daha ciddi bir şey. Bir daha geldiklerinde orayı da görebilirler.

-Bir sorum daha var: Rusya'ya gelme isteğiniz var mı? Veya gelecekseniz oradaki insanlardan, idaredeki söz geçerli insanlardan hangisi ile görüşmek isterdiniz?

FG- Hep arzum isteğim oldu da, acaba orada yapılan şeylere zararım dokunur mu diye endişe taşıdım. Çünkü istemeyenler, çekemeyenler de var, burada da var. Orada da vardır mutlaka. Yarayı kaşımamak için gelmemede fayda ve maslahat var diye düşündüm. Moskova'daki yetkililer de beni tanırlar mı, görüşme arzu ederler mi bilemiyorum. Arkadaşlarımız Milli Eğitim yetkilileri ile görüştüler. Herhalde anlatmışlardır onlar tanıyabilirler bir de Moskova Belediye Başkanı ile Moskova'daki o okulun açılması münasebeti ile görüştüler zannediyorum. Bu vesile ile bir tanışma var yine. Bu açıdan herhalde başta bizi tanıyan insanlarla görüşmeyi tercih ederdim.

-Siz gelirseniz sizi karşılarız.

FG- İnşallah.

-Ben günümüzün nasıl planlandığını bilmiyorum ama sanırım dakika dakika belirlenmiştir. Eğer müsaade ederseniz sizi yürürken, insanlarla görüşürken çekim yapmak istiyoruz.

FG- Estağfurullah. Bence bir mahzuru yok. Benim ne fevkalade yürüyüşüm ne de görünüşüm var.

-Siz bize bakmayın, o bizim işimizdir onun için. Çok teşekkürler, çok memnun oldum.