Yazdır

Samanyolu TV'de Kemal Gülen'in Yaptığı Röportajın Transkripsiyonu

Yazar: Samanyolu TV Tarih: . Kategori Televizyon Röportajları

Oy:  / 4
En KötüEn İyi 

-Efendim iyi günler diliyorum. Bir kere daha geçmiş olsun. Allah sağlık ve afiyet versin.

-Teşekkür ederim.

-Görüşmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Sağlık sebeplerinden dolayı 5 yılı aşkındır Amerika'da bulunuyorsunuz. Bir insanın kaldırmaya zorluk çekeceği 3 önemli hastalıkla mücadele ediyorsunuz. En son bir stent operasyonu da geçirdiniz. Öncelikle kalbiniz ve kalp damarlarınızla ilgili durumunuzu sormak istiyorum. Kalbiniz nasıl, sıkışıyor mu? Siz nasıl bir tedavi uyguluyorsunuz, nelere dikkat ediyorsunuz?

-Kalp stentleri taktıktan sonra 1-2 defa daha eforlu test de yaptık, yaptırdık. Türk doktorlar da vardı yanımda Amerikalı doktor da vardı. Çok iyi olduğunu söylediler. Kalp adalelerinin de iyi olduğunu söylediler. Bir kalp rahatsızlığı var ama, şu anda ciddi bir problem olduğu görünmüyor. Allah'ın izniyle. O birazda kolesterolün belli bir seviyede tutulmasına bağlı, onun da çok iyi olduğunu görüyorum, her gün ölçüyorum. Şekerin de kontrol altında olması gerekiyor ve kontrol altında gidiyor, çok dikkat ediyorum buna. Şu anda kalbimle alakalı şekerimle alakalı çok ciddi problemin olduğu söylenemez.

-Stent takılmasından sonra bir rahatlama oldu, sıkışma olmuyor. Bunu korumak için özel bir gayret özel bir uğraşınız var mı efendim?

-Kolesterolün belli bir seviyede tutulmasına her iki kolesterolün de belli bir seviyede tutulmasına dikkat ediyorum. Banda biniyorum, hekimin tavsiyesine göre eskiden banda binmeden evvel bir İzodril alıyordum, bir sprey alıyordum, almadan binemiyordum. Şimdi sprey almadan banda binebiliyorum. Yarım saat bazen bir saate yakın yürüyorum. Bir problem yok şu anda. Kalbimle alakalı bir problemim olmadığı gibi şekerle alakalı bir problem de yok.

-Yüksek tansiyon da kontrol altında bu beyanınızdan o anlaşılıyor efendim?

-Evet, günde 5-10 defa ölçüyoruz onu da. Bir problem yok Allah'ın izniyle.

-Doktorların verdiği son durum herhangi bir problemin olmadığını ortaya koyuyor. Peki kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Bu hastalıklar günlük hayatınıza nasıl etki ediyor?

-Hastalıkların etkisine çok fazla takılıp kalmıyorum. Allah'ın izniyle yapmam gereken şeyleri yapıyorum. Kitap okuyorum, not alıyorum, bazı şeyleri yazmaya çalışıyorum. Yanıma gelen misafirlerle görüşüyorum, konuşuyorum. Bazen onlar konuştuğum şeyleri tespit ediyorlar. Bazen işte, bazı sitelerde çıkıyor bunlar. Hayatım normal seyrediyor. Problem görünmüyor gibi.

-Bugün şeker komasına girdiğinize dair bazı internet sitelerinde haber çıktı, bunun böyle olmadığı anlaşılıyor, ne düşünüyorsunuz bu tip haberlerle ilgili olarak?

-Böyle komplo teorilerine girmek istemiyorum ben. Haziran hadisesinde de böyle komplo oldu. Aslında o dönemde devletin ileri gelenlerinden bazıları 'bu bir komplodur' dedi. Bazıları da 'devlet komplo yapmaz' dedi. Ne kast ediyorlardı bilemem. Daha sonra bazılarının söylediklerine göre o gün için böyle bir hadisenin çıkarılmasına ihtiyaç varmış. Hortumlamaların tamamlanması için, bunların kamufle edilmesi için ihtiyaç varmış dediler bana, bilemiyorum. Ben bunlara çok iltifat etmiyorum. Böyle olduğunu da kabul etmek istemiyorum ama öyle dediler. İhtimal, böyle bir haberi çıkarmak suretiyle de bugün bazıları bir yere varmak istiyordur. Emellerine muvaffak olamazlar inşallah. Öyle diliyorum. Aklıma bazı ihtimaller geliyor. Böyle bir hadise yani 'şeker komasına girdi, işte Türkiye'ye gelecek, gelmeyecek' diyecekler orada, heyecan uyaracaklar, ihtimal; ya birileri bununla bir yere varmak istiyor veya bir muzip kalktı, haber ajanslarından birisine yalan haber düştü. Yalan demeden bile hicap duyuyorum ben terbiyemizin gereği. Medyayı meşgul etti, meseleyi akl-ı selimle tahkik edip gazetelere, internet sitelerine intikal ettirmek yerine aceleden hemen bu meseleyi değerlendiren insanlar, zannediyorum acele ettiler. Bunlarda aceleciliklerinden ötürü belki çok yakın bir gelecekte hicap duyacaklar, utanacaklar. Ne öyle bir problem bir şekerim var ne de komaya girdim. Ama şimdiye kadar birkaç defa öldürdüler, bunlar nereye varmak istiyorlarsa bilemiyorum.

Ben ölmedim, duruyorum burada. Kim bilir belki de bana öldü diyenlerin belki o öldükten sonra ben onlara fatiha okuyacağım. Allah'ın affetmesi için istiğfarda bulunacağım. Ondan sonra da yine sağlıkla selametle ülkeme, hasretini çektiğim ülkeme döneceğim Allah'ın izniyle.

-Şu anda Türkiye'ye dönüp dönmeyeceğinizle ilgili spekülasyonlar yapılıyor. Biliyoruz ki, büyük hasret çekiyorsunuz ülkeyle ilgili olarak. Dönüp dönmeyeceğinize dair bir kararınız var mı? Dönecek misiniz, ya da bir zaman var mı?

-Buraya geldiğim andan itibaren hep Türkiye'ye dönmeyi düşündüm. Ben burada da Türkiye hülyaları ile yaşıyorum. Türkiye'yi televizyonlardan seyrediyorum, Türkiye'yi kokluyorum. Yakında onlara bir camekan yaptırdım, koydum camekana. O toprak parçalarında Türkiye'yi seyrediyorum, temaşa ediyorum.

Türkiye sevdam, Türkiye'de bulunan Türkiye'yi seviyor gibi görünen insanların çok üstünde. Ben de mecnuncadır, delicedir. Çok arzu ediyorum, ama şimdiye kadar samimi dostlarım dediler ki; bir kısım kimseler böyle sürekli asparagas şeyler neşrediyorlar. Sansasyonel şeyler neşrediyorlar. 'Kalbin itibariyle şekerin itibariyle bunlar sana dokunabilir, orası da ormanın içi, daha salim bir yer. Orada kalmanız daha iyi olur' dediler samimi dostlarım, her seviyeden. Bana bu istikamette tavsiyede bulundular. Ben de Türkiye hasretimi sineme çekerek adeta böyle zıpkın acısı gibi acısını duyuyorum ama, fakat başkalarına sermaye olmamak orada, ben şahsım adına yıpranmamak için şimdilik burada kalmayı düşünüyorum.

Geleceğim zamanda orada yetkili ağızlar 'Türkiye'ye gelmem için hiçbir engel yok' dediler. Açıktan açığa bakanlar söyledi bunu. Gelmem de hiçbir mahzur yok. Gelirsem de kendi üslubuma göre gelirim ben öyle kalabalık halk, falan filan. Ben Türkiye'ye gelirken uçağın içinden telefon ettim, kimseye söylemeyin bir insan gelsin beni alsın. Öteden beri alayişten gösterişten öyle çoğu şeylerden nefret ederim, tiksinirim. Bağışlayın iğrenirim. O açıdan mesele ister aslı itibariyle ister meseleye ilave edilen asılları itibariyle tamamen uydurma. Benim karakterim nazar-ı itibara alınmadan uydurulmuş. Bu işi yapanlar adına işin doğrusu onların insanlıkları hesabına hicap duyuyorum, utanıyorum. Bir insan nasıl bu kadar şeylere tenezzül edebilir.

-Türkiye'de efendim bir yorum yapılıyor. Zat-i alinizin gelip gelmeyeceği ile ilgili olarak. Türkiye'den uzak tutmak için bu tip spekülasyonlar ortaya atılıyor diye yorumlar var. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Bu ihtimal dahilindedir. Yani ben oraya gelmeyeyim diye 'işte emniyet güçleri alarmda, jandarma alarmda' gibi böyle haberler neşrederek esasen benim gelmemi önleyecekler. Kanuni gelmeme bir mani olmadıktan sonra ben gelirim. Kimse de bir şey yapamaz ve oradaki mü'minler çok basiretlidirler, benim öyle bir cemaatim memaatim yok. Ben mü'minlerden bir mü'minim. Ayaklarım hep yerde bir insanım hep öyle yaşadım. Allah'ıma böyle kavuşmayı dilerim. Oraya geldiğim zamanda kimsenin nümayiş yapmasını o türlü şeylerde bulunmasını istemem. Öyle bir şey yapan olursa Allah huzurunda hakkımı helal etmem ben onlara. Bunu da bütün dünya duysun. Bunu ifade edeyim. Fakat gelmemi engellemek için yapabilecekleri gibi bu türlü şeyler bir kısım asparagas şeyler aynı zamanda zannediyorum bazı yerlerde bir kısım emniyet güçlerini tahrik etmek suretiyle Müslümanlara ait bir kısım müesseselere baskı yapmak, bir yerlere varmak istiyorlardır. Ya bu AB sürecinde o işi baltalamak veyahut da böyle birileri, üzerinde ısrarla duruyor. Müslümanlara ait müesseselerin kapatılması, bunların üzerine gidilmesi gibi şeyler müzakere ediliyor. Birkaç yeri bassınlar isterler, ihbar ederler. 'Falan yerde şunlar yapılıyor, filan yerde bunlar yapılıyor' derler. Ve 'Hoca'yı karşılayacakmış bunlar, pankartları varmış ellerinde' derler. Bağışlayın yalan söylerler. Ve emniyetin de vazifesidir, Türkiye'deki emniyet güçlerinin vazifesidir. Buralara baskın yaparlar, bazı kimseleri alırlar, bazı kimseler tahrik edilmiş olur. Birkaç tane provokatör de bulurlar, onun arkasına bir kısım saf kimseleri de katabilirler.

Hadise çıkarmak isterler, AB'ye girme sürecinde bu işi baltalamak için. Belli ölçüde kim yaparsa yapsın, Türkiye'nin kredinin yükseldiği bir dönemde NATO'nun toplantısının orada yapılması, dünyanın değişik yerlerinden birçok hariciye vekilinin gelip orada toplantı yapmaları, Türkiye'ye yeniden teveccühlerinin olması, Türkiye'nin o asırlardan beri o şuuraltı müktesebatı olan kredisi İslam Dünyası üzerindeki kredisi, esas bunun yeniden canlandığı bir dönemde zannediyorum bunlara gölge düşürmek için Türkiye'yi sevmeyenler tarafından uydurulan şeyler oluyor.

-Şimdi Türkiye AB sürecinde tarih müzakere meselesi gündemde. Diğer yandan NATO gibi büyük organizasyonlara ev sahipliği yapıyor. Türkiye'de iyi şeyler de oluyor. Türkiye'nin bu gidişatını biraz daha yorumlayabilir misiniz, değerlendirebilir misiniz?

-Şimdi bir realite var. Türkiye 1960 yılından bu yana AB'ye girme süreci yaşıyor. Eskiden ortak pazardı, daha sonra başka bir isimle anıldı. Şimdi de Avrupa Birliği şeklinde anılıyor, üzerinde duruluyor. Ve herkes bu istikamette gayret gösterdi. Turgut Bey'in de gayreti oldu, Bülent Bey'in de gayreti oldu. Başka devlet başkanlarını da gayreti oldu, hatta çok fazla gayretleri oldu. Bu gayretleri takdir etmemek mümkün değil. Kim olursa olsun takdir etmek lazım. Bir meselenin bu yanı var. Ben Türkiye'de olup biten şeylerin Türkiye'nin geleceği adına çok faydalı olduğu kanaatindeyim. Yeniden Türk milleti bölgedeki kredisini istirdat ediyor gibi, geri alıyor gibi esas. Şuur altlarında muhteşem bir millet olduğunu yeniden bir kere daha çevresine duyuruyor, bu çok önemli.

Türkiye'nin kendini peylemesi adına da Avrupa'ya karşı Amerika'ya karşı Çin'e karşı peylemesi adına da kredisinin bu kadar yükselmesi çok faydalı oluyor. Meselenin bir bu yanı var, bir de benim açımdan bu yanı var. Ben öteden beri hep AB'ye girmenin yanında oldum. Yani bazıları Hıristiyan Kulübü dediği zaman bile, ben o zaman dedim ki: 'Dininden diyanetinden şüphesi olanlar endişe etsinler. Ben Avrupa ile içli dışlı olurum. Kendi kültürümü onlara anlatırım, kendimi ifade ederim. Duygu ve düşüncelerimi onların sinelerine boşaltırım. Belki onlar müteessir olacaklar bunlar, daha iyi tanıyacaklar, yakından tanıyacaklar.

Ama bazılarının dinlerinden diyanetlerinden şüpheleri varsa 'Bunların içine girersek Hıristiyan oluruz' diye korkusunu taşıyabilirler. Ben o korkuyu hiç taşımadım. Ta baştan bu yana hep AB dedim. AB, Cumhuriyetten bu yana Avrupa ile beraber olma, aynı çizgide olma, Avrupalı olma, hürriyet nesillerinin rüyası oldu. Bu rüya, belli bir ölçüde gerçekleşiyor gibi. Ben baştan bu yana nasıl düşünüyorsam şimdi de öyle düşünüyorum. Türkiye iyiye doğru gidiyor, kime ait olursa olsun şu ana kadar birçok hükümet başkanları bu işe omuz verdi, belli bir noktaya getirdiler. Kim bilir belki noktayı koymak, şu andaki bu sivil inisiyatife kalmış. Bunlar da noktayı koyacak, olup bitecek. Ama ihtimal, içte ve dışta böyle bir şeyden rahatsız olan insanlar var. Türkiye'nin büyümesini istemeyenler var. Türkiye'nin kredisinin yükselmesini istemeyenler var. Herhalde onlar AB'ye girmemizi istemiyorlar. Demokrasiden rahatsız olanlar var, buna inananlar var. Vicdan hürriyeti, din hürriyeti adına istifade edecekler var, bunu istemeyenler var.

Vicdan ve din hürriyeti derken sadece kendilerine ait hürriyeti düşünenler var. Böyle bağnazlar var, mutaassıplar var. Bunlar da her zaman olacaklardır. AB bence Türk insanını arzu ettiği bir şeydir. Ben dilerim inşallah gerçekleşir. Takvim alınır ve sonra süreç başlar. Belli bir dönemde de alırlar. Bu mevzuda dedikodularıyla birlikte biter Allahu a'lem..

-Dönüşünüzle ilgili baskı yapan sevenleriniz, başka guruplar dönmenizi isteyen farklı guruplar var mı? Dönüp dönmemenizi isteyen fikirler var mı?

-Bazı dostlarımız, Müslüman kardeşlerimiz sadece hissi olarak 'ne olur gel filan, sizi seviyoruz, sizi içimizde göremeyince üzülüyoruz' diyorlar. Bana gelen bazı gözü yaşlı, ağlamalı mektuplar da var. Ama ben bunları baskı olarak görmüyorum. Çünkü bunlara biraz evvel size arz ettiğim hususlar ifade edilecek olursa zannediyorum o mülahazalarından vazgeçecekler. Aksine bana 'sen orada daha rahatsın, rahat edemezsen bana alternatif yer gösterenler de oldu.

Güney Afrika daha iyidir, yani orada daha iyi dinlenirsin, havası daha mutedildir. Demokrasi daha ileri falan diyorlar. Ben burada da bir problemle karşılaşmadım. Buradaki yabancı misyon şefleri 'burada kalabilir' falan diyorlar. Ben de kimseyle görüşmeden doktorların dışında bir ormanın içinde bir evcikte kalıyorum. Şimdilik dönmeyi düşünmüyorum, döndüğüm zaman da kendime göre döneceğim. Allah'ın izni ve inayetiyle. Dönmemem için bir sebep yok.

-Türkiye'de hoşgörü ve diyalog hareketi başladığında zat-ı alinizde bu hareketin önündeki isimlerdendiniz. Bu sezon Amerika'da önemli bir toplantı yapıldı: Abant Platformu. Bu süreç hızla yayılıyor. Bu diyalog çalışmalarından memnun musunuz? Beklentileriniz alınabildi mi? Nasıl yürüyecek, devamı ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

-Bu hoşgörü ve diyalog sürecinden fevkalade memnunum. Gelecek adına öyle kavga gürültü, harb u darp kehanetlerde bulunan insanlar vardı. Çok ciddi ağızlar bile bu tür şeyler söylediler. Bence bunlara karşı da yapılması gereken sulh adaları oluşturmak. Eğer dalgalar kabaracaksa gelip insanlığa çarpacaksa o telatumu da önceden kurmak da yarar var. Hoşgörü ve diyalog süreci zannediyorum bu misyonu eda edecek, bu vazifeyi görecek Allah'ın izniyle. 'Ben hal-i hazırda memnun değilim' diyemem. Fakat bazıları baltalamasaydı daha özgürce dünya çapında Türkiye'den fışkıran Türkiye'den kaynaklanan böyle bir diyalog hareketi Türkiye'nin itibarını yükseltecekti. Daha geniş çapta kendisini hissettirecekti. Şu anda olan şeylerden memnun olmakla beraber gönlüm öyle arz ediyor diyor ki: 'Keşke bu tür şeyler daha güçlü olsaydı, daha hızlı yayılsaydı' Hakikaten muhtemel kavgaların önü alınsaydı. Çevremizde olan kavgalara meydan verilmeseydi. Yani bir yönüyle işin alasını talep adına 'keşke daha ileri seviyelerde bir şeyler olsaydı' diyorum. Diğer taraftan da olanları takdirden kendimi alamıyorum.

Yapanlardan Allah razı olsun benim bir dahlim yok. Burada olan şeye iştirak bile etmedim, edemedim. Yani işte bazı şom ağızların değişik şekillerde yorumlamalarından endişe ettim. Günaha girmelerinden su-i zanda bulunmalarından endişe ettim. Onları günaha sokmayayım diye katılmıyorum, görünmüyorum ortada. Onlarda o uzun dilleri ile devreye girmesinler diye.

-Son olarak sevenlerinize Türk İnsanı'na bir mesajınız olacak mı? Hem sağlık durumunuzla ilgili, hem diğer anlattıklarınızla ilgili bir son mesajınızı alabilir miyim?

-Ben Türk milletine öyle mesaj sunacak durumda değilim. Ahad-i nastan bir insanım. Ama zannediyorum, bazılarının böyle bağışlayın uyduruk haberlerde hissiyatı umumiyeyi tahrik adına ortaya attıkları şeyler karşısında seri yürekli hareket ederler, soğukkanlı hareket ederler. Ezkaza birgün provokatörler de çıksa, bunlara uymazlar, böyle oyunlara gelmezler, temkinli davranırlar. Bir, ikincisi, söyledikleri şeyler adına endişeye mahal yok. Hususi ile yakınlarım, akrabalarım, benim kardeşlerim var, ablalarım var. Kız kardeşim var, ablam var. Yani bu hadiseler bunların sinelerine oturur, yani ıztırap olur bunlar üzerinde. Hususiyle onlara yani bu mevzuda endişe edecek bir şey yok. Sağlığım eskisinden çok iyi yerinde. Buraya geldiğimde gezemiyordum, şimdi çok rahatım. Diğer taraftan da gelme-gelmeme mevzuunda kendim karar verdiğim zaman endişe duymadığım zaman rahatsızlıklarım adına kalkar birgün bir meçhul gibi gelirim Türkiye'ye Allah'ın izniyle inayetiyle. Burada hasret yaşıyoruz diyenlerin hasretini gidermiş oluruz.

-Sorulara açık cevap verdiniz, bize vakit ayırdınız, tekrar geçmiş olsun. Sağlık ve afiyet diliyorum.

-Ben de müessesenize teşekkür ediyorum.