Paralel devlet ve kanaat meselesi
Ahmet Hakan diyor ki: "Paralel yapı" varsa, bu ilişkiyi somut delillerle tespit edip, şahısları adalete teslim edeceksiniz.
Gülay Göktürk diyor ki: AK Parti aleyhine kapatma davası açıldığında, bunun arkasında derin devletin olduğunu biliyorduk ama elbette somut bir ilişki kurmak mümkün değildi. Dolayısıyla, 17 Aralık operasyonuyla başlayan sürecin perde arkasında da bir "paralel yapı" mevcuttur. İspat etmek mümkün olmamakla birlikte, bu bir "kanaattir."
Gülay Göktürk'ü arkadaş olarak çok sevmeme, bağımsız duruşuna saygı duymama rağmen, bu tartışmada Ahmet Hakan'ın görüşüne katıldığımı söylemeliyim. Elbette Göktürk, bir yazar olduğu için, her konuda kanaatini ifade edebilir. Ama mesele, bir yazarın kanaati çizgisinde kalmayıp, ülkede "cadı avına" dönüşmüşse, "Cemaatçi" yaftası yapıştırılıp, binlerce polis adeta sürgüne gönderilmiş, soruşturmayı başlatan savcıların elinden yolsuzluk dosyaları alınmışsa, "değdi/değmedi" diye ülkede "McCarthy" havası esiyorsa, cadı avı giderek yaygınlaşıyorsa, kanaatten öte somut deliller aramak hukuk devleti olmanın gereğidir.
Neden yolsuzlukların üzeri örtülüyor endişesinin giderek derinleştiğini örneklerle açıklayayım:
İstanbul Başsavcı Vekili Zekeriya Öz ile Savcı Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç, 17 Aralık yolsuzluk dosyasından uzaklaştırıldı. *Savcı Muammer Akkaş'ın 25 Aralık operasyonu akim kaldı, kendisi de Tekirdağ'a atandı. *İzmir İmbad operasyonu kapsamında, önce dosyada koordinatörlük görevi yapan Başsavcı Vekili Ali Haydar İzmir Karşıyaka'ya gönderildi. Sonra, yolsuzluk dosyasını, Savcı Ali Çelik'in elinden alması istenen ve buna direnen İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Baş, Samsun Bölge Adliyesi'ne tayin edildi. Ve nihayet, onun yerine atanan yeni Başsavcı Mustafa Doğru, aynı İstanbul'daki Başsavcı Hadi Salihoğlu gibi davrandı. Salihoğlu Celal Kara'yı uzaklaştırmıştı. *İzmir'in çiçeği burnundaki Başsavcısı da, İmbad dosyasını Ali Çelik'in elinden aldı.
Ne yapalım, bütün bu kişiler "paralel devletin" adamlarıydı. Ben böyle bir kanaat taşıyorum diye omuz silkmek, sorumlu bir aydına yakışmaz. Bu da benim kanaatim.
Öcalan'ı yıpratmak
Barış süreci devam ederken, Öcalan'ın 1999 sorgulanması sırasında sarf ettiği sözlerin kamuoyuyla paylaşılması kime yarar? İki videoyu da, İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Hasan Basri Özbey, düzenlediği bir basın toplantısında açıkladı. Öcalan'ın taşeronluk yaptığı izlenimi yaratılarak, örgüt tabanındaki itibarı aşındırılmak isteniyor. Baktım bazı meslektaşlar, gene "paralel devleti" sorumlu tutuyor. Oysa İşçi Partisi ile Cemaat kanlı bıçaklı. Belli ki bu kaset hâlâ faaliyetini sürdüren devletteki Ergenekon kalıntılarının servisi neticesi İşçi Partisi'nin eline geçmiştir. Doğu Perinçek'in derin devlet ilişkileri öteden beri bilinmektedir. Amaç hükümete bir darbe daha vurmak ve ulusalcı yapının baştan beri benimsemediği barış sürecini baltalamak. Bu arada, suç "paralel yapının" üzerine kalırsa, ne âlâ! O da, Ergenekoncular için ilâve bir avantaj.
- tarihinde hazırlandı.