Çağın Mimarları İş Başında

"Dost bi-vefa, felek bi-rahm, devran bi-sükun;
Dert çok, derman yok, düşman kavi, talih zebun."

Yukarıdaki mısralar çok güzel yansıtıyor, bir dönemin yokluk portresini. Bu dönem neredeyse bir asrı aşkın süren kabusunu sindirmiş memlekete. Ağıtlar, inlemeler ve hicranlardan geriye kalan sefalet, çaresizlik, taklit ve hıyanetler kaderimiz gibi algılandı bu dönemde. 'Söğüdün bağrında diriliş' yerini tükenişe, adeta yeryüzünden kaçışa terk etti. 'Dünya muvazenesinde bir millet' yalnızlığın ve etkisizliğin mahkumu oldu. Yine bu dönemde bütün çabalar, gayretler, himmet bulamadığından toplumu heyecanlandıracak seviyede projelere dönüşemedi. Sanki tarih ve talih küsmüştü bize. Uzun süre bu münbit vatan hasat vermedi, öz evlatlarına.

Arnavutluk M. Akif Kiz KolejiTalih döndü ve şimdi tarih yeniden yazılıyor. 'Diriliş nesli'ni çağırmasını bilenler, onların geldiğini de gördüler ve gösterdiler topluma. 'Geleceğin mimarları' ve 'hasretini çektiğimiz el'ler geldiler ve geleceği tüm hızıyla inşa etmeye başladılar. Mercan sabrı ötesinde, çile, sabır ve ceht ile 'Kırık Mızrab'ına dokunarak, çağa seslenen, zihinlerimize varoluşun egzersiziyle, aklımıza evrensel hakikatin menejerliğini yaparak, ruhlarımızda diriliş düşüncesini mayalayan 'Izdırap İnsanı' eserde yaşamanın pratiğini talim ettiriyor, niyeti hüsn olanlarımıza. M. Akif, İstiklal mücadelemizin kahramanları için 'Gömelim gel seni tarihe, desem sığmazsın.' derken yaşadığı zamanı aşan insanı takdir etme çabasına soyunmuştu. Tarihin bu döneminde bu millet, yine Anadolu'dan çıkan bir 'ışık hareketi'yle yeni bir destanı yapmaya koyuldu. 'Ölümsüz ruhlar', 'Garipler', 'Diriltici ruh', 'Işık süvarileri', 'Zirvedeki ruhlar', 'Izdırapla bütünleşen ruhlar', 'Fütüvvet ruhu', 'Gel' ve 'Neredesin' gibi çağrı ve öğreti niteliği taşıyan, uzun zamana yayılmış çabalarıyla 'Yeni dünya düzeni' arefesinde Türk milleti tüm insanlığın lehine dünya muvazenesinde hak ettiği ve olması gerektiği yere doğru emin adımlarla yürüyor.

Dünyayı silkeleyerek arındırma ve yeniden kurma vazifesini omuzlarında taşıyor ufuk insanlar. Bu, aynı zamanda insanlığın, altında yaşadığı kubbeyi genişletme projesi içeriyor. İlk defa 'Mağdur ülkelerin mesaj yüklü feryadı'na cevab-ı sevap veren 'Çile İnsanı' oldu. O kendi elleriyle yetiştirdiği 'kudsiler' ve 'yeniden varolmanın erleri'yle mağdur, mazlum ve mahkumiyeti, zirveden düştükten sonra acı tadan milletimize yeniden'zirve'nin yollarını gösterirken, 'Zamanın altın dilimine' yollar açıyor. Bu hareketin toplumsallaşması tarihin bu döneminde tüm insanlığın şansınadır.

Türk Eğitim Vakfı Başkanı Ahmet Aydın Bolak Beyefendi, bu ufku yetmişinden sonra tanıdığını, ifade ederek mutluluğunu dile getiriyor. Türk milletinin tarih boyunca ortaya koyduğu başarılar arasında, bu yeni 'sevgi eksenli eğitim hareketi'nin çok özel bir yere sahip olacağı kanaatinde olduğunu ilan ediyor.

Aydın Bolak Beyefendi'nin 5 Aralık 1997'de bir solukta yaptığı sohbeti arz ediyorum.
Mehmet Gündem

Okullar Türkiye'nin Vizyonu

Aranızda cumhuriyetle yaşıt olanlardan bir tanesiyim. Cumhuriyetle doğdum ve bu güne kadar geldim. Cumhuriyetin başlangıcında, Türkiye'de henüz İslâm dini üzerinde söz sahibi ulema vardı. Birkaçını hemen zikredebilirim; Babanzade Ahmet Naim vardı, Kamil Miras Bey vardı, Elmalılı Hamdi Efendi vardı, Fatin Hoca vardı. Velhasıl sayıları bir hayli çok olan din alimi vardı. Çocukluk hayatımda bunların hepsiyle tanışmak imkanına sahip oldum ve hep şunu müşahede ettim: Yüksek bir ilim, mutena bir seciye ve ahlâk vardı bu zatlarda. İyi tefsirler yazdılar, iyi bir Sahih-i Buhari tercümesi hazırladılar. Fakat hiçbir zaman bir mücadele insanı olma kabiliyetinde olmadılar. Ne çevrelerinde yeni kişiler yetişti, ne de büyük topluluklara ruh ve iman aşılayarak, onları büyük kavgaların insanı olarak yetiştirmediler. Şimdi hepsi Allah'ın rahmetine göçtüler.

70'ten Sonra Tanıdığım Ufuk

Biz talebelik hayatımızda daha heyecanlı idik. 1942-1947 seneleri arasında İstanbul'da üniversite talebesiydim. O senelerde yalnızca Türk'ün hasletlerini ve Türk'ün inançlarını söyleyen ve yazan bir Yahya Kemâl Beyatlı vardı. Şiirlerinde yer yer o temayı işlerdi. Arkasından bir Nihat Sami Banarlı geldi ve o da 'Türk'ün İslâm anlayışı' üzerinde dikkatle durdu. Sonra hocalarımızdan Ömer Lütfi Barkan'ın 'kalonist Türk dervişleri' üzerine çalışması oldu. Fuat Köprülü Bey de, Hoca Ahmet Yesevi'yi anlatan 'ilk Türk Mutasavvıfları' kitabını yazanlardandı. Hepsinde fikir kırıntıları vardı, ama hiçbiri bana ufuk vermiyordu. Halbuki sürekli okuyor, araştırıyor ve tetkik etmeye çalışıyordum. 70 yaşıma geldiğimde ilk defa ufuk ve fikirle tanıştım ben. İlk defa bir ufku tanıdım bu yaşımdan sonra. O ufuk bize bambaşka bir şeyi söylüyordu, güçlü bir sesle ve güçlü bir mantıkla. Söylediği husus şuydu; 'Türk Müslümanlığı' diyordu.

Türk Müslümanlığı

Azerbaycan Bakü Türk Lisesi'Türk Müslümanlığı' derken Hocaefendi Hazretleri'nin kendi kelâmlarıyla Maveraünnehir'de hicretin 4 ve 5. asırlarında yaşanan büyük İslâm Rönesansı'nın insanlarını kastediyordu. Bu insanlar İslâm'ı tetkik etmişler, İslâm'ı idrak etmişlerdir. Hazreti Türkistan diye anılan Hoca Ahmet Yesevi'nin Peygamber Efendimiz'in 63 yaşında vefat ettiğini bilerek, 63 yaşında toprağın içine girip taa vefatına kadar gün yüzü görmemek kaydıyla yaşayacak kadar İslâm'a ve Resulü'ne sadık, seven bir insan olan Hoca Ahmet Yesevi'nin evlatlarının kol kol Horasan erenleri olarak Türkiye'ye ve Anadolu'ya doğru yayıldıkları devir. Temelinde sevgi olan, insan sevgisi ve insan saygısı olan, Allah'ın yarattığı her şeye, Yaratan'dan ötürü ilgi ve muhabbet duyulan bir İslâm anlayışı bu. Sevgi eksenli bir kuşatma hareketi. İslâm'ı böylece seslendiriş İran'da yok, Arabistan'da da yok, Suriye'de de yok. Diğer İslâm devletlerinde de yok.

İslam'ın Şaşaalı Bir Devri

Öyle olmadığı için Türkler, Müslüman olup, İslâmiyet'in kılıcı oluncaya kadar ki, 10. asırda oldular topluca. 10. asırdan sonra İslâm'ın şaşaasını bir kere daha bütün dünyaya yaşattı Müslüman Türkler. Hâlâ kin, Türklerin üzerindedir İslâm'dan dolayı. Araplara bir kini yoktur Avrupa'nın. Ama İslâm'ı Viyana kapılarına kadar götüren Türklere karşı kini vardır hâlâ kilisenin. Avrupa Birliği'ne girmemizin ret sebepleri arasında Avrupa'nın kültürüne karşı, Türkler'in İslâm kültürüyle yetişmiş olması sebep gösterilir. Hocaefendi Hazretleri'nin burada yaptığı şey, gayet dikkatli ve gayet isabetlidir. İslam'ın şaşaalı bir devrinin arefesinde bulunuyoruz.

İman, Feragat, Mefkure

Hocaefendi'nin isabetini takdir etmek bana düşmez ama, işte Türkiye'de, Orta Asya'da, Avrupa'da tüm dünyada yapılanları görüyoruz. Mefkuresizlikten bunalan Türk gençliğine mefkure vermiştir. Yalnız menfaat, köşeyi dönme talimi yaptırılan Türk milletinin gençlerine iman aşılıyarak, feragatın mefkureye, sadakatın dünyada en büyük haslet ve Allah 'ın nezdinde de en büyük takdire mazhar olacağı fikrini bu gençlerin zihnine zerk eden Hocaefendi'nin kendisi, yaşayışı ve fikirleridir.

İlim, Bilgi ve Hüsn-ü Ahlak

Nedir İslâmı Türk'ün anlayışı? İşte dünyanın her bir köşesinde açılan mekteplerde görülen anlayıştır bu. Rus çocuğuna Türkçeyi öğretirken, İslâmiyet'le alâkalı hiçbir bilgi verilmemektedir. Hocaefendi Hazretleri: 'Onlara ilmi veriniz, bilgiyi veriniz, ilmi ve bilgiyi alıp, hüsn-ü ahlâkınızı, yâni sizdeki insan sevgisine, insan saygısına dayanan feragatınızı gördükçe onlar 'işte bunlar iyi insanlar, bu iyi insanlar hangi kaynaktan geliyor ve besleniyorsa biz de o kaynağa gidelim' diyecekler ve diyorlar' yaklaşımını sergiliyor. Düşününüz, yazın +35, kışın -65 derece olan bir memlekette cüz'i bir maaşla yaşamaktadır bu eğitim ve sevgi seferberliğinin erleri. Bu seferberlik ve feragat hissi tarihin nadirattan rastladığı bir vakıadır. Hani Hıristiyan misyonerlerinin bir hedefi vardı, insanları Hıristiyan yapmak. Çağın yeni tanıştığı bu hareketin hedefi ise, insan yetiştirmek, güzel insan yetiştirmek ve bu insanları tüm insanlığa hediye etmektir. Mesela Moskova'da yetişen Rus çocuğu, Türkçe öğrendiği zaman, bu onun için önemli bir kazanç, ama insanlık için de daha büyük bir kazançtır. Çünkü görecektir ve anlayacaktır ki, asırlardır çarların Petro zamanından beri Rus milletine aşıladığı Türk düşmanlığı manâsız bir düşmanlıktır.

Türk Tarihinin Yüce İnsanları

İşte Türkler karşısındadır Rusların. İşte onlar bu mekteplerde Türklerin İstiklâl Marşı'nı okumaktadırlar. Orada Rusların aleyhine bir tek kelime yoktur. 'Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin İstiklâl' denmektedir. Nedir o hak? Bahsedilen (hak) senelerce kominist rejimin altında Hakk'ın ne olduğunu bilmeyen Rus çocuğunun çok iyi bildiği bir nesnedir. Bu, idealist, fedakar ve genç insanlar, tahminim sayıları beş bini bulan bu öğretmenler, bir gün gelecek 'Türk tarihinin yüce insanları' diye anılacak. Bizlerin, toplumun yapabileceği şey, Türk Milleti'nin yapabileceği yardım, bu çocukların arkasından gelecek nesilleri ve bu çocukların başlattıkları güzel hamleyi devam ettirmektir. Hiçbirimizin hayatı ebedi değildir. İman ebedidir. Allah ebedidir. Sevgi ebedidir. Hayır ebedidir. Bu oluşumların bir güzel tarafı da, hepimizi gönülden hayırlara sevk etmektedir. Bu hayır yeni hayırları doğuracaktır.

İslam'ın İmajı Değişiyor

Rusya St. Petersburg Türk LisesiŞimdi bakınız, 'Hoşgörülü İslâm' başlığıyla Aksiyon mecmuası, Hocaefendi'yle yapılan bir mülakata yer vermiş. Orada ne diyor Hocaefendi? Bu cümlelere hasret olan bir neslin çocuğu olarak okuyorum. 'Bu mânâda Türk Müslümanlığı tabiri uygundur kanaatindeyim, bunun bir diğer yanıda Müslümanlık bizdeki kitabın, sünnetin yanında, İslam'ın ruhî hayatına açık, tasavvufa açıktır. İslamın ruhi hayatının ele alınmasının yanı sıra, fünun-u müsvete'ye yani, müsbet ilimlere de ayrı bir bakışımız olmuş. Bütün bunlar müşterek ve beraberce gelişmiş. Biz fıkıh medreselerinin, mekteplerinin yanında sürekli tekke ve zaviyeleri ve ilmi müesseseleri de beraber götürmüşüz.' Bu tespitin yani, 'Türk Müslümanlığı' tespitinin bu derece sahih yapıldığı ilk defa vakiidir. Bundan evvel müteaddit ulema geçmiştir hayattan, hepsine Allah rahmet eylesin. Ama 'Türk Müslümanlığı' tabirini bize anlatan, bize öğreten ve Türklerin İslâmiyeti anlayış tarzının bütün insanlığa şamil, cihan şümul bir anlayış olduğunu ve böylelikle İslam'ın cihan şümul bir din olduğu hakikatini bir kere daha kavramamıza sebep olmuştur. İslam'ın bir kavga, bir iftira, bir çirkinlik dini değil, bütün güzellikleri nefsinde toplayan bir inanç manzumesi olduğunu anlatan Hocaefendi Hazretleri'dir. Bu müesseseleri oluşturan, pırıl pırıl genç işadamlarıyla beraber Asya'da ve başka yerlerde yapılan yatırımların gayesi şudur:

Oradaki insanları tanımak, sevmek ve onlarla beraber yaşamak. Yoksa onlara malûmatfüruşluk yapmak, onlara bilgi satmak, onlara bazı fikirleri telkin etmek değil. Onlara cihan şümul bir sevgiyi anlatmak ve onlara 21. asra girerken insanlığın hayrına kullanılacak tüm arayışlara sevk etmektir. Ve bu sebeple Kazak Liseleri'nde, Özbek Liseleri'nde, okuyan, Azeri Mektepleri'nde okuyan, Türkmenistan Liseleri'nde okuyan (Saymakla başa çıkılmıyor.) çocukların Dünya Bilim Olimpiyatları'nda aldıkları dereceler şimdi bu beş bin öğretmenin her birisinin birer iftihar madalyasıdır.

Kahramanlar Sade ve Fakir Yaşarlar

Bu çocuk yaştaki öğretmenler, bütün yemeklerini kendileri pişirerek, gittikleri yerde gayet sade ve fakir olan hayatlarını kendileri düzenliyorlar. Genç yaşlarına rağmen büyük işlerin adamı olan bu gençler, yalnızca mefkureye inanarak gelecekteki ışığa gönül vermiş olarak yürüme azmini kendilerinde bulabiliyorlar.

Devlete Moral Veriyorlar

Bir eski büyükelçi Ankara'da bana şunu söyledi: Ulanbatur'a sefir olarak tayin edilen genç hariciyeci, tecrübeli üstadına gelmiş ve 'Hiçbir bilgi yok, gideyim mi?' diye sormuş. Büyükelçi, 'Git biraz incele, şartlar müsait değilse dönersin.' cevabını vermiş.

Tayyareden indiği zaman lacivert elbiseli bir beyefendi genç, sefiri 'Hoş geldiniz beyefendi.' diyerek karşılamış. Şaşırmış sefir ve 'Siz kimsiniz?' sorusuna, 'Ben buradaki iki okulun koordinatörüyüm. Teşrifinizi duyduk, hoş geldiniz demek için geldim. İkametiniz için yer hazırladım, sefaret için bina hazırladık. Buyurunuz hizmete başlayınız. Biz de bekliyoruz, Moğollar da bekliyor.' cevabını alıyor. Arkasından 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı gelince sefir yine düşünüyor, tahsisatı yok, imkânı yok ve yabancı bir yer, kimseyi bilmiyor. Yine yardımına lâcivert elbiseli o genç adam yetişiyor. Mekteplerin bir tanesinin salonunu açıyor ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını Moğollarla birlikte yapıyorlar. Genç sefir hayretler içinde Türkiye'ye dönüşünde, üstadım dediği eski sefire ağlayarak anlatıyor ve soruyor: 'Bu ne ruh halidir, kimdir bunları yetiştiren?' Evet, kimdir bu gençlere bu mefkureyi veren? Kimdir bu gençlere bir Türk büyükelçisinin geleceğini daha evvelden haber alıp, tayyarenin merdiveninde karşılama nezaketini verip, onun kalacak yerini hazırlayan? Kimdir bir Cumhuriyet Bayramı'nı onunla beraber kutlamak için bütün imkanlarını seferber eden ve kendi yemeklerini getirip sofralarda ikram eden? Kim bunlar?

'İmkanını Bulsam da Gidip Ellerini Öpsem'

Sefirin bunların kim olduğunu öğrendiği zaman, söyleyebileceği tek şey şu, 'İmkanını bulsam da gidip ellerini öpsem.' Bir güzelliği anlamak ve bir güzelliği idrak etmek, güzelliği bilmekle mümkündür. Bizler hepiniz hepimiz güzelliği ve sevgiyi bilecek çağdayız. Sevgileriniz aranızdadır. Sevgilerinizi yaydığınız zaman bütün bütün mekanlar kudretli olur. Kimsenin yıkması, devirmesi topla tüfekle mağlup etmesi mümkün değildir artık. Sözüme ibret dolu şu ifadelerle nihayet veriyorum:

İstiklal Harbini Kazanan Ruh Var Bunlarda

Atatürk, Cong Bayırı'ndadır. Anzaklar yukarıya doğru tırmanmaktadır. Asker saf saf gelmekte ve giren alaylar yalnız alay sancağıyla dönebilmektedir. Hepsi şehit olmaktadır. Gelenler kimisinin elinde bir evrat, kimisi ezberden Yasin-i Şerif okuyarak, Kelime-i Şehadet getirerek ve kıymetli eşyalarını arkadaşlarına bırakarak, 'dönersem alırım' diye ve daha evvelki alayın tamamen öldüğünü bilerek şevkle ölüme gitmekte ve on dakika sonra o alay tükenmektedir. Arkasından yeni alay gelmekte ve yine orada, Cong Bayırı'nda şehit olmaktadır. Atatürk, Ruşen Eşref'i o sahada ilk defa gezdirirken, ona şunu söylemiştir: 'Türk milletinin bu yüksek imanını, Türk milletinin bu yüksek seciyesini görmeseydim, yaşamasaydım onlara 'ölümü emrediyorum size' dediğim zaman, hiçbirisi Kelime-i Şehadet getirmeden koşmasaydı, onları öyle görmeseydim, İstiklal Harbi'ne başlayamazdım.'

Başka Yol Bilmiyorum

Şimdi sizlerden bir ricam var. Hepiniz bu sevgi halesinin etrafında toplanınız. Hepiniz bu sevgi halesi aleyhine söylenen bütün dedikoduları cevaplandırınız. Hepiniz bu kadar kişinin bir iyiniyet ve sevgiyle bir araya geldiğini ilan ediniz. O zaman Türkiye 'Gerçek İslâm'ı, 'Gerçek İslâm'ın icabını ilimle beraber yaşamak imkânını bulacaktır. Çocuklarımızda İslâm'ı da yaşayarak, ilmi de yaşayarak, refahı da yaşayarak mesut ve müreffeh bir Türkiye'nin çocukları olurlar.

Bu Hareketi Sevip Duyurunuz

Bu yolda gayret gösteren, insanlık için hüsnüniyet taşıyan, güzellikleri takdir etmesini bilen Türk insanına sağlık ve selâmet niyaz ediyorum. Allah sevginizi artırsın diyor ve o sevgi etrafında toplanmanızı diliyorum. Evlerinizi seviniz. Çocuklarınızı seviniz. İslâm'ı seviniz. Memleketi seviniz. Ve bu teşebbüsleri, bu öğretmenleri seviniz. Böylelikle bu hareketin daha da büyümesine, gelişmesine, dünyanın her tarafına daha güçle yayılmasına yardımcı olunuz. Bilmeyenlere, duymayanlara duyurunuz. Hürmetlerimi kabul ediniz.

Pin It
  • tarihinde hazırlandı.
Telif Hakkı © 2020 Fethullah Gülen Web Sitesi. Blue Dome Press. Bu sitedeki materyallerin her hakkı mahfuzdur.
fgulen.com, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin resmî sitesidir.