Hilafet Tartışmasını Süper Güçler Çıkarıyor

İzlenim

Misyonerlik Benzetmesine Üzülüyor
Fethullah Gülen, bütün röportaj boyunca kızgın ve hırçın bir insan portresi çizmedi. Hakkında yapılan ağır eleştirileri ve suçlamaları soru olarak yönelttiğimde de bu tarzı değişmedi. "Bağışlayın", "Bana yakışmaz", "Utanarak ifade diyorum" gibi kelimeleri çok kullandı. Bunların arkasını da; "Anlamıyorlar", "Bilmiyorlar", "Hislerine yenilmişler", "Ezbere konuşuyorlar", "Yalan söylüyorlar" gibi ifadelerle devam ettirdi. Gülen'de kızgınlık yerine üzüntü hâkimdi. Bazı 'İslami' grupların dinler arası diyalog ve hoşgörü sürecini misyonerlikle bağlantılı değerlendirmelerine ise gerçekten içerlemişti. Onlar için "Hilafı vaki beyanda bulunuyorlar deyip geçeceğim ama bağışlayın, yalan söylüyorlar" dedi.

Hilafetin tekrar canlandırılmasına nasıl bakıyorsunuz?

1924'te hilafet kaldırılacağı zaman İsmet Paşa "Türkiye Cumhuriyeti'nin itibarı olduğunu" gerekçe göstererek karşı çıkmış, aksine Fıkıh Metodolojisi hocası İzmir Milletvekili Seyit Bey mahzur görmemişti. Hatta, "Yeryüzünde bir halife yaratacağım" ayetinden hareketle, hilafet tarihini anlatan bir layiha (kitapçık) hazırlamıştı. Orada, hilafetin Müslümanlar tarafından devletin başındaki insana verilen bir isim olduğu üzerinde duruyordu. Raşit halifelerin tümünün farklı şekillerde seçildiğini gösterdikten sonra, seçim şeklini tek sisteme irca etmenin mümkün olmadığını anlatıyor ve vazifelerini hakkaniyet ölçüsü içinde icra ettikleri için onlara "hakiki halife" diyordu.

Yani dört halifeden sonra hilafetin bitmiş olduğunu mu söylüyor?

Hakiki hilafetin onlarla temsil edildiğini söylüyor, sonrakilerin temsil ettiğine "izafi hilafet" denilebilir, demiş oluyor. Zaten Efendimiz de, "Hilafet benden sonra 30 senedir" buyuruyor. Bu süre, Hz. Ali'den sonra Hz. Hasan'ın 6 ay süren hilafetiyle tamamlanıyor. Başka zayıf bir hadis-i şerifte de, "İstikamet içinde olursanız 70 senedir" diyor. Sonra "meliklik ve hükümdarlık" olacağını, sonra da "zalim kimselerin milletin başına geçeceğini" buyuruyor. Seyit Bey şöyle demiş oluyor: Sevad-ı azamın (çoğunluk) ya da en azından ashab-ı reyin (görüşüne değer verilen kişiler) seçtiği bir halife ve hakiki bir halife görevi yaparak hilafet düşüncesini korumuş bir insan bulunmadığına göre, bu izafi bir meseledir. Hilafet, TBMM'nin şahs-ı manevisinde mündemiç olarak kaldırılıyor. Kimse itiraz etmiyor.

Dini olmaktan daha çok siyasi bir konu olarak görüyorsunuz.

Dini bir konudan bahsedilince, önce ilgili ayet ve hadislere bakmak, Allah Resûlü'nün mesajları arasındaki yerini bulmak, üzerinde ne ölçüde durulduğunu araştırmak lazım. Mesela, "Hilafet unvanıyla temsil edilmeyen devlet meşru değildir" manasına gelecek şeyler var mıdır? Mesele ne kadar 'olmazsa olmaz' kabul edilmiştir? Seyit beyin mülahazasını arz etmeye çalıştım, kimse ona itiraz etmemiş.

Halifelik denilince ilk akla gelen İslami hareketler oluyor, hatta geçen sene 3 Mart'a farklı anlamlar yükleyenler oldu.

Esas önemli olan, Müslümanlığın milimi milimine yaşanmasıdır. Polemiklere sebebiyet vermek için tali, her zaman münakaşası yapılabilecek tarihi konuların öne çıkarılması doğru değil. Bir kısım ehl-i İslam dostlar bunun üzerinde duruyorlarsa, onların da kim tarafından kurulduğunu bilemeyeceğim. Sanki Emeviler, Abbasiler döneminde hakkıyla hilafet mi varmış? Yezid, Velid, hilafeti hakkıyla temsil etmişler mi ki, şimdi münakaşa yapılsın? Bu tartışmalar, Müslümanlığı yaşayamayanların, ayıplarını kapama adına farkında olarak ya da olmayarak ortaya koyduğu bir gayret de olabilir.

Bildiğiniz gibi Büyük Ortadoğu Projesi'yle ilgili bir tarafı da var.

Zannediyorum bir kısım süper güçler hilafet meselesini çıkartarak, sürtüşme vesilesi yapmak istiyorlar. Mesela Türkiye, Pakistan, Endonezya ya da başka bir ülkede bu mesele ortaya atılırsa, diğer ülkeler karşı çıkacaktır. Zira ulus devletler kurulmuş, herkes bağımsızlığını elde etmiştir. Başkaları da bazı hesaplarla bunu yapmak istemiş olabilirler. Eğer Türkiye'de bu meseleyi "İlle de olsun" diye öne sürenler varsa, onlara, "Mülahazalarını gözden geçirmeliler" diyebilirim; "birilerinin ajanı oldukları" iddiasında bulunmak istemem. Eğer dışarının bu mevzuda bir isteği varsa, o zaman da "dış teklif" olması açısından malul (sakat) nazarıyla bakarım; "Bu işe dikkat edilmeli –bağışlayın- bunda bir bit yeniği vardır" derim. Bunu gündemin en önemli meselesi gibi göstermeye çalışanlar dış güçler ya da onlara bağlı kimselerse, onlara karşı daha dikkatli olmak gerektiğini düşünürüm…

Bu hareketin sahip olduğu kurumlar dikkate alındığında, büyük bir maddi güç gözüküyor. Bu durumun da siz hayattayken problem teşkil etmeyeceği, fakat sizden sonra büyük paylaşım kavgalarına neden olacağı yorumları yapılıyor. Karşımızda nasıl bir yapı var, sizden sonra ne olur?

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, bazıları meseleleri tamamen kendi vehimlerine göre kurguluyor, bu yanlış kanaat üzerine pek çok fikri bina etmeye çalışıyorlar. Başlangıç noktası vehme dayanınca sonraki fikirler de yanlış olmaktan kurtulamıyor. Benim vefatımdan sonra, maddi imkânların paylaşımı ve liderlik seçimi ile alakalı olarak ortaya atılan iddialar da vehimlere dayanan ve zihinleri bulandırmak için, birileri tarafından maksatlı olarak dile getirilen asılsız iddialardır. Her fırsatta söylediğim gibi, bu hizmetler herhangi bir şahsa bağlı değildir, millete mal olmuştur; müesseseler de milletindir.

Ortada, paylaşmayı gerektirecek ne resmi bir organizasyon ve onun kolları vardır ne de elde etmek için kavga verilmesi gereken bir liderlik. İnsanlar, bazılarına saygı duymuş, hürmet ederek sözlerine değer vermiş ve onların tavsiyeleri doğrultusunda millete hizmet etmişlerdir ve ediyorlar. Söyleyen insan tavsiye kabul etmese de millet doğru bulduğu fikirleri bir tavsiye telakki etmiş ve uygulamıştır. Mesele, farklı yerlerdeki insanların aynı duygu ve düşünce üzerinde ittifak edip benzer faaliyetler ortaya koymalarından ibarettir ki bu da normaldir; bir din, dil, kültür birliği vardır bunlar arasında.

Hem unutulmamalıdır ki, etrafında toplanılan şeylerin değerleri zatî ise, yani bunlar öz itibariyle kıymetliyse ve kıymetleri de değişmez şeylerse, bugün olduğu gibi yarın da insanları etrafında toplayacak ve kendine bağlayacaktır. Bizim dini ve milli değerlerimiz şahıslarla kaim değildir; onların varlığı bazı şahısların varlığına bağlı değildir. Bu değerler yarın da insanları dağılmadan bir arada tutmaya yeterlidir. Bu hizmetler Allah'ın rızası istikametinde devam ettiği müddetçe Cenabı Hak iftiraklara, bölünme ve dağılmalara fırsat vermez. Biz O'na güvenir, O'na sığınırız.

Anadolu insanına çok vurgu yapıyorsunuz.

Türkiye, ciddi boyutlarda ekonomik krizlerle sarsıldı; bundan sonra bir daha kriz yaşanmayacağı da söylenemez. Bugün için realite planında ekonomi düzlüğe çıkıyor, işler iyiye gidiyor gibi görülebilir, fakat düzlüğe çıkmanın asıl dinamiği insanların birbirine güvenmeleri, -bu olayın psikolojik yönünü teşkil eder- ve bu güven sayesinde endişesiz hareket edip teşebbüste bulunma mülahazalarını canlandırmalarıdır.

Biz bazı krizleri bu kriz psikolojisinden sıyrılarak aşmışızdır. Mülahaza dairesi açık olmakla birlikte –inşallah- realite planında da ekonominin düzelmesini temenni ederiz.

Şimdi, üst üste krizler yaşanmış bir ülkenin insanları, kendi problemleri olmasına rağmen, bir de bakıyorsunuz ki adeta kendi dertleri yokmuşçasına bütün dünyaya destek oluyor.

Aklıma geldikçe gözlerim doluyor; ekmeğe muhtaç bir sürü işsiz insan var, içerde bir sürü problemler çıkıyor ama düşünün ki, bu mübarek milletin bazı fertleri bu arada dünyanın değişik yerlerinde ticari müesseseler kuruyor, eğitim müesseseleri açıyor ve adeta bütün dünyayı tenvire (aydınlatma) niyetlenmiş gibi bir hal yaşıyorlar. Birileri kavgaya çekmek isterken, birileri diyalog adı altında bile gittikleri yerlerde insanları vuruşturmaya matuf (yönelik) çalışırken, bizim insanımız insanları uzlaştırmak için gidiyor ve adeta dünyaya dostluk hesabına yeni bir usul öğretiyor.

Bediüzzaman'la irtibatınız, istifade ettiğiniz öteki isimlerle aynı oranda mı?

Zübeyir Gündüzalp'in ifade ettiği gibi minnet duyma, saygı duyma meselesi, biraz da istifadenin genişliğiyle mebsuten mütenasiptir (doğru orantılı).

Ben Efendimiz'e (sav) babamdan, annemden tevarüs ettiğim duygularla, düşüncelerle sımsıkı bağlıydım. Fakat Efendimiz'in (sav) insanlık çapında yaptığı şeyleri ister mucizatıyla ister reşhalarla Bediüzzaman'da gördüğüm zaman kendi kendime şöyle dedim çocukluğumda "Demek ki ben şimdiye kadar uzaktan bakıyormuşum, uzaktan bana göz kırpan o yıldızlar, neredeyse çocukların ellerini uzatıp yıldızları avlamaya çalışması gibi şimdi benim avlayabileceğim ufka girdi."

Bazı meseleler Bediüzzaman'ı okuduktan sonra benim için çok daha inandırıcı olmuştur. Mesela, yine, Zat-ı Uluhiyet (Allah'ın varlığı) meselesine "iki kere ikinin dört edeceğinden" daha kesin bir kanaatın bende hasıl olmasına sebep olduysa, Allah'ın kalbimde iman nurunu yakması onun rehberliğinde olduysa benim ona minnet duymam bir vecibedir.

Okuduğu istifade ettiği kişi kim olursa olsun, bence insan onu tereddüt etmeden, kuşku duymadan, rahatlıkla ifade etmelidir. Evet bu insan olmanın gereğidir.

Pin It
  • tarihinde hazırlandı.
Telif Hakkı © 2024 Fethullah Gülen Web Sitesi. Blue Dome Press. Bu sitedeki materyallerin her hakkı mahfuzdur.
fgulen.com, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin resmî sitesidir.