Nakşilerin Sefer Hakkındaki Esasları

"Sefer der vatan"; hak yolcusunun fena huylardan, cismanî ve bedenî arzulardan sıyrılarak, melekî vasıflarla ittisaf etmesi mânâsına kullanılagelmiştir ki, Hazreti Muhâcir-i ekber'in (sav) (...) –Gerçek muhâcir, Allah'ın yasak ettiği şeylerden uzaklaşıp hicret edendir" beyanına mutabık düştüğü söylenebilir.

On bir esas ve on bir tabirden diğerleri de şunlardır:

1. Hûş der dem; bu, sâlikin nefeslerini bilerek, duyarak alıp vermesidir ki, bu sayede o, her zaman âdetâ bir zâkir sayılır.

2. Nazar ber kadem; bu da, hak yolcusunun, bütün dikkatini, ayağını basacağı yere teksif edip, her zaman gözünü ağyârdan koruması ve gönül gözlerine başka hayallerin girmesine yol vermemesini ifade eden bir tabirdir ki, sâlikin, Hazreti Hak'tan başka her şeye kapanması yerinde kullanılır.

3. Halvet der encümen; zâhirde halk ile, bâtında Hak ile bulunma yerinde kullanılan bu tabir, Nakşîlerde halveta karşı bir tavır da ifade eder gibidir. Onlara göre, halvette gizli bir şöhret hissi söz konusudur. Halk içinde bulunmak ise, hem böyle gizli bir şöhrete kapalı bulunma, hem de insanlara yararlı olma açısından her zaman tercih edile gelen bir tavırdır.

4. Yâd kerd; hatırlamak demek olan bu tabir, hak yolcusunun sürekli kendi iç âlemini gözden geçirip murakabe etmesi ve nefesini tutup, kalbinden Allah'ı zikretmesi yerinde kullanılır ki, buna kalbî zikir de diyebiliriz.

5. Bâz keşt; zikrini bitiren sâlikin, (...) fehvasınca, başka bir hayra geçme sadedinde, "Allahım, Sen biricik maksûdum ve rızan da yegâne matlûbumdur" mânâsına gelen (...) cümlelerini tekrar etmenin işareti gibidir.

6. Nigâh daşt; mâsivâyı (Allah'tan gayrı her şey) hatırdan geçirmemeye çalışma yerinde kullanılan bu tabir, iç murakabeden daha öte bir mânâ ifade eder ve istidâtlara göre farklı farklıdır.

7. Yâd daşt; sâlikin, her zaman Hakk'ın kendisini gözettiği şuurunda bulunması yerinde kullanılan bu tabir, "ihsanla" anlatılmak istenen şeyin aynıdır.

8. Vukûf-u zamânî; bir müntehînin, yaşadığı zamanın her parçasında temkin ve teyakkuz içinde bulunması ve hep basiret üzere olması mânâsınadır ki, sona doğru önemli makamlardan biri kabul edilegelmiştir.

9. Vukûf-u adedî; sâlikin durumuna göre, mürşüdin ondan, belli sayıda belli kelimeleri zikretmesini istemesi yerinde kullanılagelmiş bir tabirdir.

10. Vukuf-u kalbî; müntehînin bütün letâifiyle Allah'a yönelip, her zaman tam bir konsantrasyon içinde bulunmasından kinaye bir tabirdir ve zirvedekilere ait bir hâli işaretlemektedir.

Pin It
  • tarihinde hazırlandı.
Telif Hakkı © 2024 Fethullah Gülen Web Sitesi. Blue Dome Press. Bu sitedeki materyallerin her hakkı mahfuzdur.
fgulen.com, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin resmî sitesidir.