Sonsuzluk Yolunda

Yüce Yaratıcı ki, varlığı varlığımızın sebebi, ululuğu kâinatları ihâta etmiş; ışığı her şeyde nümâyândır. Gökler ve yer O'nun nurunun akislerinden birer parıltı, varlık bütünüyle, O'nun kulağı küpeli kölesidir. O, gönlü hakikata ermiş olgun ruhların ebedî mihrabı, O, duygularıyla kanatlanmış âriflerin duyup bildikleri tek varlık ve O, biricik kıble... O'nu bırakıp başkasına koşmak bir divânelik; O'ndan başkasına dert yanıp içini dökmek bir aldanmışlıktır. O'nun kapısından ayrılanlar ebedî hüsrana uğrar ve yolda kalırlar; O'nun ışığıyla aydınlanmayan gönüller serap kovalar ve beyhûde yorulurlar. Bir baştan bir başa kâinatlar O'nun ışığıyla aydınlığa kavuşur ve bir kitap hâline gelir. Zaman, O'nun yolundaki sihirli soluklarla itibarîlikten çıkıp, bir mânâ ve kıymet kazanır...

Eşyayı var edip düzene koyan ve bin bir dille konuşturan O'dur. O var etmeseydi, hiçbir şey kendi kendine meydana gelemez; O düzene koymasaydı, hiçbir şey nizam bilemezdi. O'nun inayetiyle kâinatlar bir insan, nizam da bir lisan hâline geldi. Her şey O'nu mırıldanıyor ve O'nun güzellikleriyle sermest!.. Varlık O'na ayna olmayacaksa, paslı demirden farkı ne? İnsan O'nu anlatmayacaksa ona insan denir mi? Âh, karanlık ruhlar; vicdanın feryadını duymayan sağırlar! Daha ne zamana kadar oyuncaklarla teselli olup gerçeğe gözlerinizi kapayacaksınız!..

İnsanoğlu, çepeçevre madde ile sarılı bir dünyada varlığa erdiği için, ilk defa "duyu organları" ile tespit ettiği şeylere inanır; sonra da bunların ifade ettiği mânâlarla, benliğinin boynuna dolanmış tasmayı kırarak, vicdanındaki hakikati görmeye çalışır. Ne var ki, bazen bu ince zincire takılıp kalanlar ve hayatlarının sonuna kadar, bir adım bile ilerlemeye muvaffak olamayanlar da az değildir. Onun içindir ki, etrafımızı saran eşya, her ele alınışında bir kitap gibi okunmalı ve bir koro gibi dinlenmelidir. Okunup dinlenirken de, kitabı yazandan, senfoniyi idare edenden gaflet edilmemelidir. Aksine, vicdanında hakikatin soluklarını duymadan, kâinatı didik didik eden ve delillerde boğulan budala, hiçbir zaman O'nu bulamayacağı, huzuruna eremeyeceği gibi; O'nun beyan ve kitabıyla göz ve kulağındaki perdeleri delip, vicdanındaki hakikata yükselemeyen talihsiz ruhlar da, O'nu tanıyamayacaklardır.

Ey varlığıyla varlığımızı ışıklandıran, gözlerimize nurlar serpip, bizleri nefsânî karanlıklardan kurtaran Rahmeti Sonsuz! Eğer Senin, kâinatları aydınlatan bu ezelî ışığın olmasaydı, bizler, hiçbir şeyi doğru göremez ve hiçbir isabetli hükme varamazdık. Biz hepimiz, Senin inayetinle varlığa erdik -inayetin başımıza taç olsun-! Senin bildirdiklerinle gerçeği öğrendik! Eğer lütfedip de varlığını ruhlarımıza duyurmasaydın, nereden Seni bilecek, nereden itminana erecektik..?

Her varlığı bir dil ve bu diller arasında insanı bir bülbül yapan Sensin -Seni anlatanlar eksik olmasın-! Evet, böyle yapıp da dört bir bucağa serpiştirdiğin âyetleri okutturdun ve vicdanlarımızdaki ebedî hakikati bizlere bir kere daha duyurdun! Bu sayede Var Eden'le varlık arasındaki münasebeti seziyor, kalbimizdeki mârifet fevvâreleriyle Sana yükseliyoruz. Ve yine bu sayede, nefsin karanlık labirentlerinden, hissiyatın girdaplaşan bilinmezliklerinden kurtuluyor ve korunmuş oluyoruz. Seni bilmekle bilginin özünü elde ettik ve eşyanın ruhuna işlediğin güzelliklere muttali olduk. Ve eğer şimdi her varlığın simasındaki hikmetleri seziyor, tabiattaki her seste, bir mûsıkî zemzemesi içinde en tatlı nağmeleri duyuyorsak bu, tamamen Sendendir -duyurana ruhlarımız fedâ olsun-!.

Önümüze serdiğin muhteşem kitabında, eşsiz güzelliğine ait tablolar teşhir edip, gönüllerimizi coşturdun. Dilimizin bağını çözerek, Sana ait bu güzellikleri destanlaştırma pâyesiyle bizleri şereflendirdin. Menendi bulunmayan Cemâlinin meşheri olan bu kâinat kitabını yüzlerce defa mütalâa etsek; defalarca varlığını mırıldanan nağmeleri dinlesek ve bu kitabı, bu nağmeleri tekrar tekrar Sana müştak seyircilerin nazarlarına arzetmek için kanatlansak, yine bu ışıklar iklimine doymayacak, yine Seni duymaya, Seni dinlemeye koşacak ve yolunun kara sevdalıları olarak, hep Seni mırıldanacağız.

Ey varlığının gizli güzelliklerine gönüllerimizi âşinâ kılan Sultan! Dünden bugüne Seni binlerce defa anlattılar; defalarca aşkına susamış gönüllere kâse kâse kevserler sundular. Yolunun tozu toprağı olmuş o pırıl pırıl ruhların cennetlerden esintiler misali nağmelerinin yanında, bu kesik ses, bu kırık rebap, bu beceriksiz elin de sözü mü olur?.. Ama, herkese söz hakkı bahşeden engin müsamahanı hicap bilmez yüzümüze sütre yaparak, dellâlların ve kapındaki Söz Eri'nin beliğ beyanları arasında "Bu da bizim kırık-dökük nağmemiz." diyor ve affına sığınıyoruz.

Mamafih, bu mevzuda gerçek söz, yine onlara aittir. Bunun böyle olduğunu bir kere daha itiraf ederek, onların çağlayanlara denk beyanları içinde, yeniden Seni anlatmaya ve mârifetinin sonsuz okyanuslarına ulaşmaya çalışacağız.

Şu âna kadar, Seni anlatan bir kısım dellâlları dinledik; seslere kulak verip işaretleri kolladık. Şimdi de, kalbimize açılan menfezlerin her birini birer pencere kabul ederek, değişik işaret ve işaretçilerinle Seni her şeyden sormak, her yerde aramak ve değişik bir yolla Sana yükselmek istiyoruz.

Nurunla gözlerimizi aydınlatıp gönüllerimize derman ver! Yolda kalmışların imdadına koşan bu sadık kapı kullarına Zâtını bir kere daha anlatma imkânını bahşederek, yolunun âzat kabul etmez kölelerini ebedî sevince erdir. Zâtına ululuk, onlara da dellâllık yaraşır...

Sızıntı, Haziran 1983, Cilt 5, Sayı 53
Pin It
  • tarihinde hazırlandı.
Telif Hakkı © 2024 Fethullah Gülen Web Sitesi. Blue Dome Press. Bu sitedeki materyallerin her hakkı mahfuzdur.
fgulen.com, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin resmî sitesidir.