Yenilenme Fantezisi

Târihî tekerrürler devr-i dâimi içinde şimdilerde bir de yanılmalar devr-i dâimi yaşıyoruz. Cihan harbinden sonra, hemen herkes, o güne kadar görüp-bildiğimiz, bilip-tanıdığımız din-diyânet, örf-âdet her şeye nefret duymaya başladı ve yenilik vaat ediyor kuruntusuyla bir kısım fantezi düşünce, hemen herkesin alâka odağı haline geldi. Bu dönemde bilhassa sol ideolojiler, insanlığa yeni bir dünya vaat etme aldatmacasını çok iyi değerlendirdiler. İçinde ezen-ezilen, sömüren-sömürülen sınıfların, dolayısıyla da, kinin, nefretin, kavganın, harbin olmadığı yepyeni bir dünya ütopyasını allayıp-pullayıp propaganda etti ve topyekün yeryüzünü bir başkaldırma arenası haline getirdiler.

Bu kaoslu dönemde herkes sokaklara dökülüyor, herkes sihirli bir dünya ile alâkalı bir şeyler mırıldanıyor.. ve husûsiyle de gözleri buğulu, gönülleri heyecanla dopdolu gençler, yitirilmiş bir cenneti arıyormuşçasına her yolda yürümeyi deniyor, her kapıyı zorluyor, o güne kadar saygı duyduğu bütün değerleri yıkıyor, her gün bir sürü olmazlarla yaka-paça oluyor ve yeni baştan bir insanlık cemiyeti hezeyanlarıyla köpürüp duruyordu. Ve tabiî, bu serâzad ve çakırkeyf gençlerin çılgınlık senfonilerine kantarmış entellerden iltihak edenlerin sayısı da az değildi.

O zamanlar, bu tür yeni düşüncelerin büyüsüne kendini kaptıranlardan hemen hiç kimse, herhangi bir tenkit, tetkik, muhakeme ve mukayeseye başvurmadan, "yeni" deyip kendini bir kısım fantezilerin içine salıyor ve elinde kâsesi meykeşler gibi; "yeni dünya", "yeni düşünce tarzı", "yeni sistem", "yeni toplum", "yeni idare" diyor, durmadan târihî dinamiklilere, mâziye, dine ve atalarına saldırıyordu. Bu dönemde sadece başkaldırmanın romanı yazılıyor, başkaldırmanın tiyatrosu yapılıyor ve topyekün sanat bir isterik düşüncenin elinde korkunç bir yıkım yaşıyordu. Bir zümre her şeyi yıkmaya, her şeyi değiştirmeye karar vermişti ama, nelerin nasıl değiştirileceğini, değiştirilen şeylerin yerine nelerin ikâme edileceğini düşünmeden karar vermişti. Oysa ki, değiştirilmek istenen şey ne bir at, ne bir araba, ne bir ev ne de bir urbaydı; o, bin seneden beri milletin canıyla-kanıyla bütünleşmiş ve benliğinin her parçasına işlemiş bir mânâ idi. Onun için de yeniler tutmadı; eskiler sarsıldı ama oldukları yerde kaldı... O günkü yeniler ve yenileyicilerin yıldızları birer birer söndü ve daha üzerinden çeyrek asır geçmeden, partal birer elbise, eskimiş birer eşya gibi ya şuraya buraya atıldı veya târihî bir fosil olarak korunmaya alındı.

Şimdilerde bir kısım mihraklar yine, yeniden yapılanmadan ve yeni bir dünyadan bahsetmeye başladılar. Öyle ki "yeni" kelimesinin sihriyle ruhuna gençlik aşılayacağı vehmine kapılmış ve aslında yeniliğe kapalı bazı içi geçmiş ruhlar bile bu fanteziden kendilerini alamadılar. Ev değiştiriyor, elbise değiştiriyor gibi büyülü bir metamorfozla, hemen içinde bulundukları durumdan sıyrılıp, yepyeni bir kimliğe, taptaze bir mahiyete ulaşacakları zehâbına kapıldılar. Aslında, ilkinde olduğu gibi, şimdilerde de, bu sihirli yeniliği, hemen herkesi alâkadar eden bir meseleymiş gibi gösterenler, yığınlar üzerinde bu ruh haletini oldukça başarılı değerlendirdi, onun büyüsüyle çoklarının başını döndürdü, kitleleri şaşkına çevirdi ve kendi hedeflerine yürüdüler.

Biz, bugüne kadar öyle davranageldiğimiz gibi, bu defa da yine kendi hesabımıza harikalar kuşağında hisse arayaduralım, şimdiye kadar dünyanın her yanını elli kere hallaç edip sömüren güçler, yeniden yapılanma düşüncesiyle gerilmiş saf yığınların heyecan ve anilmerkez kuvvetlerini, hem de onlara rağmen, bir kez daha kendi hesaplarına istismar ettiler bile. Evet onlar, açık-kapalı dünyanın dört bir yanında modern çağın gerek ve icaplarına göre çıkartmalar düzenleyerek yeni bir koloni devri başlatadursunlar, Türk ve İslâm dünyasında bütün bu hokkabazlıkların perde arkasını sezemeyen yığınlar, âdeta büyülenmiş gibi gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve beşerî tasavvurları aşan hârikalar kabilinden bir şeyler beklemekte. Evet biz, hülyalarımızla teselli oladuralım, Batı, haçlı seferlerinde yaptığından farklı ve daha yumuşak bir çizgide bütün saldırı, tecavüz ve işgallerini devam ettiriyor. O, eskiden açıktan, mertçe ve tepki alabilecek şekilde "salib" deyip yürüyordu. Şimdilerde ise daha yumuşakça ve daha az reaksiyon görebilecek bir üslupla hedeflediği şeyleri gerçekleştiriyor. Hem de yerinde kendilerini demokrasi havarisi ve işgal edecekleri ülkeleri de terörist göstererek; yerinde bizzat o ülkelerde sun'î terör meydana getirerek (Sudan ve Irak misallerinde olduğu gibi) ve tabiî, hemen her defasında hilal'i haç'a paravan yaparak herkesi çok rahatlıkla yanıltabilecek bir üslupla. Bu itibarla, günümüzde yenilik adına sahneye konan şeylere "yeni işgal metotları" dense de, bunlara kat'iyen yenilenme ve yeniden yapılanma denemez.

Rica ederim, Körfez'de çevreye kabadayıca gözdağı vermenin.. süperlerin petrol hisselerini bir kere daha gözden geçirerek kendilerine arslan payı ayırmanın.. Batıya tam piyonluk yapmayan bazı ülkeleri parçalamanın ve bazılarını da parçalama plânına almanın.. komşu ve kardeş devletlerde milletimize karşı belirmeye başlayan güveni sarsmanın ve bu dünyanın hakimiyet merkezinin Batı olduğunu kanla-irinle bir kere daha hatırlatmanın dışında yenilik adına ne yapılmıştır..? Gerçi bu da bir yenilik sayılır ama, hem getirdikleriyle hem de götürdükleriyle aleyhimizde bir yenilik! Zaten kuvvetin temsilcisi ve zulmün çocuklarından başka bir şey de beklenemezdi.

Şu anda dahi, ayyuka yükselen zulümleriyle bu gaddar dünya, bir kere daha gerçek kimliğini ortaya koydu ama, keşke bize de bir şeyler anlatabilseydi! Saraybosna kan revan.. Karabağ, Azerbaycan feryat u figân.. Keşmir alev alev.. Somali istismar ağında inim inim.. Sudan baskı altında.. Filistin kaynayan bir kazan.. Ve bu koskoca âlemde çektiren dinsiz ve hıristiyan, çeken de Müslüman.. ne acı ki, bu bile bir şey anlatmıyor bize...

Aslında Batı, bin seneden beri bu dünyanın hakk-ı hayatı olmadığına inanmaktadır. Bundan sonra da inanacağa benzemez. O sadece kuvvete, natürel seleksiyona inanır.. onun hayat felsefesi hep menfaat ve çıkar eksenli olmuştur; gücü yettiği zaman ezer; başa çıkamayacağını anladığı zaman da el-etek öpmekten geri kalmaz.. yaşamayı kuvvetin tabiî hakkı sayar; zayıfı sağmal gibi görür ve sağar.. gaddar ve gözü kanlıdır; hiç tereddüt etmeden en küçük bir çıkarı uğruna bütün dünyayı ateşe verebilir.. fevkalâde zorba, olabildiğince mütecâviz ve tam bir pragmatisttir.

Düşünce dünyası bu küflü felsefeye kilitlenmiş bir âlemin, ortaya ne bir yenilik koyabilmesi ne de insanlık adına bir yeniden yapılanma gerçekleştirebilmesi mümkün değildir. Onun bu çizgide her hareketi bir illüzyon, her vaadi de bir aldatmacadır. Zaten dayandığı dinamikler itibariyle tükenmiş bir dünyanın, ne yenilenmeye ne de başkalarına yenilik düşüncesi ilham etmeye gücü yetmez.

Eğer önümüzdeki yıllarda dünya çapında bir yenilenme söz konusu olacaksa, hiç şüphesiz o, yıllar ve yıllar boyu, çeşit çeşit mağduriyetlerin, mahkumiyetlerin, mazlumiyetlerin bilediği, keskinleştirdiği ve çağıyla hesaplaşmaya hazırladığı şu bizim dünyamızda, İslâm'ın zamanları, mekânları aşan prensipleri ve Kurân'ın her gün biraz daha gençleşen ölümsüz düsturları sayesinde gerçekleşecektir. Daha şimdiden, düşünce dünyamızın ayları, güneşleri yüzler-binler ellerinde o mutasavver dantelanın önemli bir parçası, onu örgülemeye çalışıyor ve gözlerini açıp-kapayıp mutlu geleceğin rüyalarından bahisler açıyorlar. Az daha bekle, sen de inayetle tüllenen o günleri göreceksin.

Sızıntı, Ocak 1994, Cilt 15, Sayı 180

Pin It
  • tarihinde hazırlandı.
Telif Hakkı © 2022 Fethullah Gülen Web Sitesi. Blue Dome Press. Bu sitedeki materyallerin her hakkı mahfuzdur.
fgulen.com, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin resmî sitesidir.