Çamlıöz Kardeşler Edirne Günlerini Anlatıyor

1952'den 1958'e kadar altı senedir Erzurum'daki medreselerde okuyordu. Gitmediği medrese, görmediği hoca kalmamıştı. Artık Erzurum ona kifayetsiz gelmeye başlamıştı. Arkadaşları arasında çekememezlikler oluyordu. Genç Fethullah Gülen ilim ve tahsil hayatını daha büyük yerlerde devam ettirme düşüncesindeydi. Fakat annesi buna karşı çıktı ve onu Edirne'deki akrabaları Hüseyin Top Hocaefendi'nin yanına gitmesini söyledi. Böylece kaderin ona çizdiği yola çıkmış olur. 47 yıl önce yine böyle bir ramazan mevsimiydi. Fethullah Gülen Hocaefendi. Elinde tahta bavuluyla Erzurum'dan yola koyulmuş ve Edirne'nin yolunu tutmuştu. Ramazan yaklaşıyordu. Bir an evvel gidip akrabası Hüseyin Top'u bulmalı ve bir vazifeye başlamalıydı. Öyle de yaptı. Önce gitti Hüseyin Top'u buldu ve müftülükte yapılan bir imtihanla ramazanda imamlık yapma hakkını elde etti. Aslında taşradan gelenleri Edirne'nin köylerine ramazan hocası olarak gönderiyorlardı. Fakat bu genç hoca daha başkaydı. Müftü yardımcısı İbrahim Efendi'ye verdiği cevaplarla dolu, dolu olduğu kadar olgun, vakur ve vazifesine düşkün biri olduğunu gösteriyordu. 'Bunu köylere göndermeyelim, burada Edirne'nin içinde bir vazife verelim' denildi. Yıldırım Mahallesi muhtarlığına verilmek üzere hemen bir görev yazısı hazırlandı. Görev zarfı genç Fethullah Gülen'in eline tutuşturuldu. Akmescit Camii'nde göreve başladığı kendisine orada söylendi. Tahta bavulunu alarak Yıldırım Mahallesi'ndeki Akmescit Camii'nin yolunu tuttu. Orada Şaban hocayı buldu. Kalacak yer ayarlandı. Bir ay boyunca ramazan imamlığı diye gittiği Edirne'de 1959'dan 1965'e kadar arada iki sene askerliği hariç tutarsak tam dört yıl kaldı. Kader onun yolunu bir başka çiziyordu.

Burada öncelikle Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Erzurum'dan ayrılıp Edirne'ye gidişini Mehmet Kırkıncı Hocaefendi'den aktarmak istiyoruz. 1959 yılında ramazan ayı yaklaşırken henüz 19 yaşındaki genç Fethullah Hocaefendi, Mehmet Kırkıncı Hocaefendi'ye gelerek Erzurum'dan ayrılmak istediğini söyler. Mehmet Kırkıncı Hocaefendi bu hadiseyi şöyle anlatıyor:[1]

'Ramazan'a 15 gün vardı. Fethullah Hocaefendi bana gelerek: 'Bizim Edirne'de bir akrabamız var, oraya gidip biraz vazife yapmak istiyorum. Ramazan'ı orada geçirdikten sonra gelirim' dedi. Ben de 'Olur' dedim. 'Yalnız mısın?' dedim. 'Evet' deyince de arkadaşımız Hatem'le beraber çıkmasını söyledik. Edirne'ye ilk çıkışı böyle oldu. Sonra anladık ki oradaki müftü efendi onu bırakmamış ve dört yıla yakın orada kaldı.

Bir mektup yazıp selam etmiş. Mektupta 'Hocama selam edin, buradaki müftünün (Edirne müftü vekili İbrahim Efendi ve Hüseyin Top) hatırı için biraz kalayım, ben gene gelirim' diyordu. Öyle rahatsız oldum, öyle rahatsız oldum ki... Gönlüm çok bağlı ona yani. Kurban bayramına birkaç gün kala izne geldi. 'Hocam Müftü Bey beni yalnız koymadı' dedi. Zübeyr Ağabey'e de anlattım bunu. 'Getir İstanbul'a, bize misafir olsun' dedi. Sonra askere gitti, bölük kumandanı sevdi. Ardından İzmir'e geçti. Orada da İzmirliler alıkoydu.'

Şimdi de Fethullah Gülen Hocaefendi'nin 47 yıl önce ilk defa göreve başladığı Akmescit günlerine ait iki hatırayı dikkatlerinize arz edeceğiz. Bunlar Muhip ve Mehmet Çamlıöz kardeşlerin bizzat yaşadığı ve şahit olduğu hatıralardır.

Mehmet Çamlıöz Anlatıyor

Fethullah Gülen Hocaefendi 1959 yılı Ramazan ayından önce Edirne'ye gittiğinde akrabası Hüseyin Top Hoca ona sahip çıktı. Müftü vekili İbrahim Efendi'nin huzurunda imamlık imtihanına sokarak vazife verildi. İlk vazifesi Yıldırım Mahallesi Akmescit Camii'nde ramazan hocalığı yapmaktı. Henüz askere bile gitmemiş genç Fethullah Hocaefendi ilk vazife yaptığı bu Akmescit Camii'nde cemaatle hemen kaynaştı ve onlarla sohbetlere başladı. Orada ramazan boyunca bir ay gibi kısa bir müddet kalmasına rağmen sözleri, davranışları ve temizliği çok dikkat çekti. Muhip ve Mehmet Çamlıöz kardeşler Yıldırım Mahallesinde oturuyor ve babaları Halil Çavuş da mahalle ihtiyar heyetinde birinci aza idi. Ramazan ayı boyunca Hocaefendi'nin vaaz ve sohbetlerini bırakmayan Muhip Çamlıöz ve kardeşi Mehmet Çamlıöz Hocaefendi'nin peşini bırakmamışlardı. O günlerde askerden yeni gelmiş olan Mehmet Çamlıöz Fethullah Hocaefendi'ye akşamları yemek götürüyordu. Fakat Hocaefendi yalnız yemek istemiyor 'gel beraber yiyelim' diyor ve oturup beraberce iftar ediyorlardı. Mehmet Çamlıöz o günleri şöyle anlatıyor:

—Öncelikle aileniz ve kendiniz hakkında bilgi verir misiniz?

5 Mart 1936 Edirne doğumluyum. Babamın adı Halil, annemin adı Zehra hanım. Babama Çavuş Ağa da derlerdi. Biz iki kız, iki erkek dört kardeşiz. En büyüğümüz ablam, Muhip ağabeyim, ben ve en küçüğümüz de kız. Yıldırım Hacı Sarraf mahallesinde oturuyoruz. 1949'da ilkokulu bitirdim. 1950'de sanat okuluna kaydoldum fakat okulu bitiremedim. Maalesef buradan mezun olamadım. Ortaokul diplomasıyla kaldık.

Sanat okulunu bırakınca Alpullu[2] Şeker Fabrikasında marangoz atölyesinde çalışmaya başladım. Benim askerlik yaklaşırken 1955 yılında ağabeyim asker oldu. Ağabeyim askere gidince babam bana mektup yazdı. Çiftçilik yapıyoruz o zaman, hayvanımız falan da var. Babam 'Burada yalnız kaldık ağabeyin askere gitti, ne olur eve gel, bizim size ihtiyacımız var' diye yazınca şeker fabrikasını bıraktım ve Edirne'ye geldim. Ağabeyim askerdeyken benim de askerliğim çıktı. Fakat ağabeyim askerde diye benim askerliğimi bir sene tehir ettiler. Ağabeyim askerden gelince 1957'de bu sefer ben askere gittim. 1959 yılı Ramazan[3] ayı girmeden terhis oldum.

—Fethullah Hocaefendi'yle tanışmanız nasıl oldu?

1959 yılı Ramazan ayına tekabül eden günlerde askerden terhis olmuş ve artık Edirne'deydim. Hüseyin Top Hocamız, Fethullah Hocaefendi'yi mahallemize ramazan hocası olarak getirdi. Önceki senelerde olduğu gibi her sene ramazan hocası gelirdi.

Hocaefendi bizim Yıldırım mahallesine geldiğinde ilk akşam bizde misafirdi. Ben de evdeydim. O akşam Allah ne verdiyse yedik. Babam bana 'hoca seninle beraber kalsın' dedi. Fakat Hocaefendi kabul etmedi. 'Kesinlikle olmaz, biz ev tuttuk, ben o eve gideceğim' dedi. Sahur yemeğini vermemiz lazımdı. 'Bana bu yemeklerden bir parça koyun ben giderken götürürüm' dedi. Önce teravih namazına gittik. Teravihten sonra kaldığı evine gitti, ona ayırdığımız yemeği de götürdü. Bir iki akşam da evlere yemeğe götürdük onu.

Bir akşam babama ' Çavuş Ağa beni evlere götürmeyin, göndermeyin, çok müsriflik oluyor. Çok yemek yapıyorlar, bu da bana zor geliyor, Allah ne verdiyse siz bana birazcık gönderin, bir çorba, bir yemek yeter' diyor.

O Ramazan ayında da ilk defa Hocaefendi ile tanışmış olduk. Ramazan boyunca akşamları Hocaefendi'ye yemek götürülmesi gerekiyordu. Çünkü Hocaefendi'nin kendi başına yemek yapacak imkânı yoktu. Kap kacak ve yemek malzemesi gibi şeyleri tedarik etmesi zordu. İmkânlar kısıtlıydı. Sanıyorum parası da yoktu. Edirne'ye henüz yeni gelmişti. Elinde bir tek tahta bavulu vardı. O mahallede kalıp kalmayacağı belli değildi. Nitekim Ramazan ayından sonra da Üçşerefeli'ye geçti zaten. O zaman evvelki senelerde olduğu gibi gelen hocaların yemek ve barınma işleriyle babam ilgileniyordu. Bizim evde pişen yemeklerden Hocaefendi'ye yemeği ben götürüyordum. Mahalleden de sırayla Hocaefendi'nin yemeğini karşılıyorduk.

Hocaefendi o zamanlar bizimle çok iyi görüşüyor ve sıcak davranıyordu. Büyük insanlarda görebileceğimiz bir olgunluk vardı üzerinde. Askerden daha yeni gelmiştim. Kur'an ve dini bilgilerimiz yoktu. Kendisi askere gidinceye kadar iki sene boyunca ona talebelik yaptım. Kur'an okumayı ve alfabeyi o öğretti bize, Allah razı olsun. Babam Hocaefendi'yle çok iyi görüşürdü. Hüseyin Top hocamız babama 'Çavuş Ağa, bu getirdiğim arkadaş çok titiz, boğazını pek sevmez ama ne olur temiz olsun, bir kap olsun fazlaya kaçmasın' diye tembih ediyor. Babam bunu öğreniyor ve ona göre davranıyordu.

Rahmetli babam bana 'Bak oğlum şöyle bir durum var. Mahallemizde ihtiyar insanlar var, bunlar hocaya her gece yemek götüremezler, bunların yemeklerini sen götürür müsün hocaya?' dedi. Niye götürmeyeyim, tabi ki götürürüm dedim. 15 gün boyunca Hocaefendi'nin kaldığı eve akşamları yemek götürürdüm. Kalanını da sahurda yerdi, sahur için ayrıca yemek istemezdi.

Yemekteki müsriflik olayına gelince, yemek götürdüğüm zaman bana 'ne olur sen de kal, beraber yiyelim' derdi. Hocam bir kişilik yemek getirdim, ben de yersem aç kalırsınız derdim. Sen merak etme bize yeter derdi. Ondan sonra birkaç akşam fazla yemek getirdim, beraber yedik. Onun yediklerini görünce 'Hocam senin iki seferde yediğini ben bir seferde yiyorum' dedim. Sen gençsin, ben senden yaşlıyım derdim. Hocaefendi ile aramızda iki yaş vardı. Ondan iki yaş büyüktüm ama büyük olan, büyükçe davranan oydu

—Hocaefendi Ramazan boyunca nerede kalıyordu?

İlk geldiğinde 15 gün kadar Akmescit Camii'nin yakınındaki evde kaldı. O ev Fevzi Balnik isminde bir amcaya aitti. O amca da Hüseyin Top'un kayınpederinin abisi. O evde Şaban hoca ile beraber kalıyorlardı. Şaban Hoca şu an hala sağ. Emekli oldu. Akmescit Camiine giderken yolun üzerindeydi ev. O evi sonradan Şaban hoca aldı. İşte Hocaefendi orada 15 gün kaldı. Ondan sonra Fatma Hanımın evine geçmişti.

Hocaefendi geldikten 15 gün sonra mahallemizden yaşlı bir kadın olan Fatma teyze babama gelerek 'Hocayı ben misafir edeyim, yemeğini ben vereyim, kimse gücenmesin darılmasın, benim böyle bir sevap işlemeye çok ihtiyacım var' diyor. Babam da bunu Hocaefendi'ye söylüyor.

Bu kadın çok oldu öleli, torunları var şimdi. İsmi Fatma Lap idi. Hocaefendi bu yaşlı teyzenin teklifini kabul ediyor. Gidip evini görüyor. Hocaefendi'ye ramazanın son 15 gününde o kadıncağız yardımcı oldu. Kadınlar Hocaefendi'nin sohbetlerini camide duyunca 'Ne olur sabahları bize bir saat ya da yarım saat vaaz ver' demişler. Hocaefendi o teyzenin isteği üzerine vaaz vermeyi kabul ediyor. 15 gün Fatma Hanımın evinde kadınlara vaaz verdi.

—Hocaefendi'nin o zamanki duruşu, hali tavrı nasıldı?

Ramazanda geceleri teravih namazından sonra odasında toplanırdık, sohbet ediyordu bize. Soru soranlara cevaplandırıyordu. Vakurdu, sinirlenmezdi, çok sakindi. Aynen bugünkü gibi gözlerimin önünde duruyor. Şimdiki hali daha sarışın fakat o zamanlar karagözdü yani. Ramazan boyu hep aynı pantolonu, aynı ceketi giyerdi ama görsen sanki hiç giyilmemiş gibiydi. Artık gece mi temizlerdi, gündüz mü temizlerdi bilemem ama giyimi çok temizdi. Ona 'Hocam nasıl yapıyorsun, ceketin, gömleğin, pantolonun hep ütülü' derdik. Siz ona karışmayın derdi bize.

—Hocaefendi Ramazan ayı dolayısıyla geçici imamlık için geliyor fakat buradan onu salmak istemiyorlar. Ramazanın sonunda valizini hazırlamış Erzurum'a dönmek üzereyken esnaf veya mahalleliler -babanız da onların içinde olabilir- gitmemesi yönünde baskı yapıyorlar. Bu olayı hatırlıyor musunuz?

O kısmı pek hatırlamıyorum. Burada kalmasının nedeni Hüseyin Top idi zannediyorum. Onun akrabasıymış. Burada Yıldırım'da bir ay kalınca mahallenin ileri gelenleri Hocaefendi'yi kaçırmak istemediler. Konuşmalarıyla, davranışlarıyla çok beğenildi. Hatta onu evlendirmek bile istediler. Ama Hocaefendi kesinlikle kabul etmedi.

Hüseyin Top Hocam, Yıldırım'dan evlenmişti. O zaman kimin kızını isteseler Hocaefendi'ye verirlerdi burada. Babam, Hocaefendi'ye gidip 'böyle bir teklif var, ne diyorsun' diye fikrini soruyor. Fakat kabul etmiyor. Öyle bir şeyi kesinlikle kabul etmiyorum ve öyle bir niyetim yok diyor.

Ailem muhacir, biz Edirne'de doğup büyüdük. 1934 doğumluyum. Babamlar Edirne'ye Yunanistan'dan gelmişler. Yatak yorganlarını bir at arabasına yükleyerek göç etmeye çalışmışlar. O zamanlar sınırdan geçiş yasak. Yunanlı bir komşumuz babamları arabayla Bulgar tarafına geçiriyor. Bulgar tarafında bir hafta kalmışlar tel örgülerin arkasında. Salmayın diyorlarmış. Sonra Ankara'ya telefonlar edilmiş. Cevapta 'Sizi Türkiye'ye alırız ama toprak falan veremeyiz' denmişler. Bizimkiler de buna dünden razı. Ankara'ya 'biz canımızı kurtarmak istiyoruz' demişler.

Edirne'de ilk önce Kumlu Mahalle'ye gelmişler. Şimdi oturduğumuz Yıldırım Mahallesi o zaman yeni yeni mahalle olmaya başlamış. Bizim oturduğumuz tarafta önceleri Yunanlılar varmış. Onlar buradan kaçınca babamlar onların bıraktığı boş evlerden birinde kalmışlar. Ondan sonra Yıldırım mahallesine geçmişler.

Muhacir olarak geldikten sonra hep çiftçilik yapmışlar. O zaman fakirlik çok, iş yok, güç yok. Buradan Karaağaç'a gitmek için Meriç'ten ve Arda nehrinden geçerken elbiselerini soyunup, kafalarının üzerine koyarak karşıya geçiyorlarmış. Karaağaç'ta devlet demiryollarında iş bulmuşlar. Akşam da yine aynı şekilde Meriç nehrinden geçerek eve dönüyorlar. Ormandan odun topluyorlar. Böylelikle geçinip gidiyorlar. Hayvan edinmişler, bir kaç dönüm de tarla edinmişler. Amcamla babam beraberlermiş. Sadece amcama 14 dönümlük yer vermişler. Çiftçilikle geçimlerini sağlamışlar.

—1950 yılında Adnan Menderes dönemi başlıyor. Ezan yeniden asli hüviyetinde okunmaya başladı. O dönem nasıldı anlatabilir misiniz?

Uzun yıllar kapalı kalan camiler her yerde yavaş yavaş açılmaya başladı. Her sene buraya Ramazan ayında iki tane hoca gelirdi. Babamlar ücretli olarak tutardı. Babam mahallenin ihtiyar heyetindeydi. Millette bir sevinç vardı İslamiyet'e karşı. Gelen hocalar önce müftülükte imtihana giriyordu. Serez'li[4] bir müftümüz vardı. Hüseyin Top sonradan geldi. Gelenleri imtihan edip birer birer camilere gönderiyorlardı. Elhamdülillah camiler dışarıdan gelen hocalarla doldu. Boş camilerimiz yeniden hayat buldu.

—Fethullah Gülen Hocaefendi'nin 1959 yılında Edirne'de ilk defa sizin mahallede Yıldırım Akmescit Camii'nde göreve başlıyor. Onu nasıl tanıdınız?

1959 yılında ramazan dolayısıyla buraya geldi. Çok gençti. İlk imamlık yaptığı yer burası oldu. Hüseyin Top o zaman Edirne'de imamdı. Onun akrabasıymış. Burada vazife almasında Hüseyin Top hocamızın yardımı olmuş. Zaten kendisi buraya yakın olan Yıldırım Camii'nde vazifeli idi. Müftülükte yapılan imtihandan sonra buraya göndermişler. Biz de o vesileyle tanımış olduk. İlk günlerde burada mahallemizde Kara Fevzi diye bilinen Fevzi Balnik adında yaşlı bir amcanın evinde oturdu. O amcanın yaşlı bir hanımı vardı. Onlar bir odada oturuyordu. Onun evinde biz de diğer odada oturup ders yapıyorduk. Orada akşamları toplanırdık. Bize ders ve sohbet yapardı. Bir iki arkadaşımız vardı, onlar da gündüzleri Kur'an-ı Kerim öğreniyorlardı Hocaefendi'den.

Akşamları vaaz veriyor namaz da kıldırıyordu. Ramazan sonrası da buraya gelip gitti. Üçşerefeli'ye verildikten sonra da bizi bırakmadı, tekrar buraya vaaz etmeye gelirdi. Akmescit camiinde sadece o ramazan ayında kaldı.

Bizler çiftçilikle geçiniyoruz. Elhamdülillah Risale-i Nurları ve Hocaefendi'yi tanıdıktan sonra kendimizi kurtardık. Yoksa namaz falan yoktu bizde. Babamlar Yunanistan'da hocalardan dualar falan öğrenmişler ama ibadet şuuru diye bir şey yoktu yani.

Henüz 19 yaşında bir delikanlı olan Fethullah Gülen Hocaefendi yanında sadece bir iki eşyasını taşıdığı tahta bavulundan başka bir şeyi yoktur. Akmescit'te Fevzi Balnik adında bir amcanın evinde kalacağı yer ayarlanmıştır. Ramazan ayında tutulan imam veya hocanın yeme-içme, barınma ve temizlik gibi ihtiyaçları bütün mahalleliler tarafından sırayla giderilirdi. Yıldırım Hacı Sarraf Mahallesi muhtarlığında birinci aza olan Muhip Çamlıöz'ün babası Halil Çavuş bu işlerle bizzat ilgileniyordu. Hocaefendi ramazan boyunca doyurulacak ve ihtiyaçları karşılanacaktı. Çünkü Hocaefendi'nin bir düzeni ve ev ortamı yoktu. Kaldığı yer yaşlı bir amcanın verdiği tek odalı yerdi. Ne yemek yapacak eşyası, ne de parası vardı. Zaten Hocaefendi de boğazına düşkün değildi. Biraz çorba ve tek çeşit yemekle hem iftarda hem sahurda yetiniyordu. Hatta onu da yemeği getiren arkadaşla yiyordu.

—Hocaefendi'yle alakalı unutamadığınız bir hatıranız var mı?

Onu çok sevdiğimiz için sürekli dinlemeye gidiyorduk. Kardeşim Mehmet, ramazanda ona yemek götürürdü. Gerçi bunlar önemli değil, küçük şeyler. Her sene yaptığımız şeylerdi. Babam mahallenin ihtiyar heyetinde âza idi. O vazifeden çekildikten sonra o görevi bana bıraktı. Her gece bir aileye söylerdi. 'Bu gece hocanın yemeği sende' diye tembihlerdi. O gece hocaya akşam yemeğini o kişi hazırlayacaktı. Her gün öyle sırayla mahallede yemek götürürdük Hocaefendi'ye. Bu yemek götürme işi sadece Hocaefendi'ye ait bir şey değildi. Ondan önceki senelerde de gelen hocaların yemeğini de mahalleli temin ederdi. Bu bir gelenekti bizim için. Ayrıca kalacak yeri de mahalle ihtiyar heyeti hazırlardı.

Hocaefendi bu mahalleye geldiğinde biz yeni yeni namaza başladık, Müslümanlığı ondan öğreniyorduk. Vaazları ve sohbetleri bizi camiye çekti. Ondan evvel hiç bir şey duymadık ve görmedik. Trakya halkı hep böyleydi, dinde çok zayıftı. Burası çok harp görmüş. Yunan Harbi, Bulgar Harbi, Alman Harbi ve hep savaş görmüş buranın halkı. Osmanlının medeniyet kurduğu yer burası. Buradaki gibi camiler Anadolu'da yok. Harplerde camiler boş kalmış, din görevlisi kalmamış. Şahsi düşüncem savaşlardan kaçmışlar din görevlileri. Kalsalardı camilerimiz boş kalmazdı. Baştakilerin de vazifesi camileri yıkıp kaldırmak olmuş.


Yıldırım Akmescit Camii

—Hocaefendi bu mahalleden ayrıldıktan sonra nereye gitti?

Üçşerefeli Cami'ye gitti. Orada kaç sene kaldı hatırlamıyorum ama oradan askere gitti ve asker dönüşü Darülhadis Camiine geçti. Orada derslere başladı. Ben çiftçilik yapıyordum. Belki haftada bir, belki on günde bir giderdim. Her gece Darülhadis Camii'ndeki odasında ders veriyordu. Yanında Suat Yıldırım isminde genç bir müftü vardı, her gece Hocaefendi'yi ilgiyle dinlerdi. Zaten Hocaefendi'yle beraber kalıyordu Suat Bey. Beraber ev kiralamışlar.

Allah ondan razı olsun. Darülhadis camiindeki odada 5-6 kişi derslere başladık. İsmail Gönülalan, Kabzımal Hacı Turgut ve Hakkı Topçu vardı. Bir kaç kişi daha vardı. Onlar devamlı orada her akşam derse giderdi. Ben de ara sıra giderdim. Bazen işten dolayı gidemezdim. Yaya giderdim. Buradan oraya hızlı yürüsen 45 dakika sürerdi. Bir de onun gelişi var. Çiftçiyiz yorgun oluyorduk.

—Hocaefendi'yle en son ne zaman görüştünüz, kendisine neler söylemek istersiniz?

Allah yardımcısı olsun. Zaten Allah hiçbir zaman Hocaefendi'ye yardımını esirgemedi. Öyle de oldu ve geçmişten bugüne geldi. Allah ondan razı olsun Risale-i Nur hizmetini Edirne'ye o getirdi. Cenabı Hakk onu cennetine koysun, Allah ondan ebediyen razı olsun.

Kendisiyle en son Edirne'deyken görüştük. Buradan gidince bir daha görüşme imkânımız olmadı. Bir iki defa 1966 veya 67'lerde İzmir'de ziyaretimiz oldu. Onun dışında 40 yıldır görüşmedik. Bazen televizyonlarda seyrediyorum, evde veya kahveye gittiğimde rastladığım haberlerde görüyorum. Hakkında çok haber yapıyorlar.

—Edirne'de Hocaefendi'nin bulunduğu sıralarda Yaşar Tunagür, müftü olarak gelmiş. Onu hatırlıyor musunuz?

Fethullah Gülen Hocaefendi Üçşerefeli Cami'de imamlık yaparken Yaşar Tunagür müftü idi, Kendisi çok yaman bir adamdı ve Hocaefendi'yi de çok severdi. Hutbeye elinde kılıçla çıkardı, Hz. Ömer'i de anmadan hutbeden inmezdi. Hatta Fethullah Hocaefendi buradan askere giderken onu Karaağaç tren istasyonundan müftümüz Yaşar Tunagür ile beraber uğurlamıştık. Dönüşte hep beraber geri döndük.

Hocaefendi askere gidince Yaşar Tunagür'ün de tayini çıktı. 1963 yılında Edirne'den İzmir'e gitti. Orada iki üç sene kalmadan Ankara'ya Diyanet İşleri Başkan yardımcılığına tayin olunca Hocaefendi'yi de Kırklareli'nden İzmir'e aldırdı. Hocaefendi Kestanepazarı'na gidince biz de iki üç sefer onu görmeye gittik arkadaşlarla. İmam Hatip okulunun bitişiğinde Kestanepazarı Camii'nde kaldığı yerde ziyaret etme imkânımız oldu. Gittiğimizde sabah namazı sonrası İzmir'e varmıştık. Oradaki talebelere Hocaefendi'yi sorduk. 'Karşıda kalıyor' dediler. Küçük bir barakayı gösterdiler. Barakanın yanına varınca perde arkasında Hocaefendi'yi gördük. Bir baktık yerde hasırın üzerinde uyuyordu. Karyola boş duruyordu. O gün günlerden Cuma idi. Hocaefendi bir vaaz etti ki bütün millet hüngür hüngür ağladı. Her yer doluydu, genç talebelerle doluydu cami. Sonra İzmir'i dolaştırdılar bizi. Akabinde Edirne'ye döndük.


[1] Cemal Kalyoncu, Aksiyon, 28.10.2002, sayı: 412 Mehmet Kırkıncı Hocaefendi ile yapılan röportajdan.

[2] Alpullu, Kırklareli ilinin Babaeski ilçesine bağlı bir kasabadır. TCDD İstanbul-Kapıkule yönünde olup, Alpullu demiryolu istasyonu bulunmaktadır. Kasaba, temeli 25 Aralık 1925 tarihinde atılmış, 26 Kasım 1926 tarihinde işletmeye açılarak Türkiye'de ilk şeker üretimi yapmış olan Alpullu Şeker Fabrikası ile birlikte gelişmiştir. 1964 yılında belediye statüsüne geçmiştir.

[3] 1959 yılında Ramazan ayı 11 Mart'ta başladı ve 8 Nisan'da sona erdi.

[4] Serez, Batı Trakya'da yer alan Osmanlı döneminde Rumeli'nin önemli bir ticaret ve kültür merkezi durumundaki İskeçe, Kavala, Drama gibi şehirlerden biri.

Pin It
  • tarihinde hazırlandı.
Telif Hakkı © 2024 Fethullah Gülen Web Sitesi. Blue Dome Press. Bu sitedeki materyallerin her hakkı mahfuzdur.
fgulen.com, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin resmî sitesidir.