İllâ ki Eğitim

Tarihî Kestanepazarı Câmii imamı İbrahim Hoca rüya görüyordu... Ege ovası susuzluktan kupkuru idi...

Otlar kurumuş, yerler yarılmıştı. Birdenbire büyük bir ırmak akıp çağlamaya başladı. Oralarda hayvan sürülerinin başında çobanlar vardı. Koyunlar, kuzular nehre doğru su içmek için koşup gitmek istiyorlardı; fakat çobanlar bırakmıyorlardı. Hoca, "Evlatlar, yazık değil mi, bırakın susuz hayvanlar su içsinler." dedi. Onlar "Hocam, izin yok." dediler. Biraz sonra nehrin kenarından itibaren yavaş yavaş her taraf yeşermeye başladı. Çobanlar da artık izin çıktı diye hayvanlarını salıverdiler... Hoca, "Evlatlar bu ırmak nereden geliyor?" diye sordu. "Hocam, Erzurum'dan geliyor, Erzurum'dan!" dediler.

Yolda yürürken bile o yaşında gözüme günah ilişmesin diye değneğinin ucuna baka baka giden İbrahim Hoca, bu enteresan rüyasını bazı yakınlarına ve talebelerine anlatıp "Allah hayır etsin!" dedi.

Bu rüyadan iki ay sonra camiye genç bir vaiz geldi. Vaazları gönüldendi ve gözyaşlarıyla süslüydü. Hutbeleri hâlâ İbrahim Hoca okuyor, cumaları da o kıldırıyordu. Ama bu gencin vaazlarına hayrandı. Bir gün "Bu bizim vâiz nereli?" diye sordu. "Erzurumlu!" dediler. "Öyle mi?" deyip rüyayı hatırladı. Ondan sonra, bir daha ne hutbeye çıktı ne de cuma kıldırdı. Çünkü "Vaaz verdikten sonra vaizimiz hutbeyi de okusun, cumayı da kıldırsın." dedi.

Vaazdan önce camiyi dolduran irşada susamış cemaat de, kendilerine annelerinin getireceği yiyecekleri ağızlarını açmış bekleyen kuş yavruları gibi gönülleriyle beraber kalplerini de açmış vaziyette genç vaizin ağzından çıkacak sözleri bekliyorlardı.

Müthiş bir eğitim seferberliği başlamıştı. Sadece Ege ovasında değil; bütün Anadolu'da... Konya gibi dindar muhitlerde bu mesaj ilk zamanlar iyi anlaşılmamıştı. Bir gün bir eğitim gönüllüsü ve dertlisi, topladığı Konyalı insanlarımıza "Benim kanaatime göre, Cenab-ı Hakk sizlerden iki yüz senelik cami ve Kur'an kursu yapma mükellefiyetini kaldırmıştır. Çünkü Allah ebediyyen razı olsun, şimdiye kadar yaptıklarınız iki yüz senelik ihtiyacı kaldıracak kadar mükemmel ve yeterli. Daha mahalle kurulmadan siz bunları inşa edip bitiriyorsunuz. Ne olur bundan sonra şu eğitim işlerine eğilseniz!.." diye yalvarmıştı. Nihayet bütün dünyada ülkemizin ve insanımızın yüzünü ak edecek destan çapında bir eğitim hizmeti yapıldı...

Bir gün bu okullardan bir okulun programında Dadaş bir ilim adamı konuşuyordu. Sözünün bir yerinde şöyle dedi: "İtiraf edeyim. Mustafa Kemâl Atatürk'ün bazı vecizelerini bağışlayın anlamakta güçlük çekiyordum. Mesela 'En hakiki mürşit ilimdir.' diyordum. İlim nasıl en hakiki mürşit olur? İşte bu kolejlerin yetiştirdikleri evlatlarımızı görünce, anladım, ilmin nasıl bir mürşit olduğunu... Hele şu 'Bir Türk, dünyaya bedeldir.' sözünü bir türlü anlayamıyordum. Ama bizim Hasankale'den birisi çıktı, eğitim dedi inledi, fikir verdi, teşvik etti ve bütün dünyada kaliteli bir eğitime imza atılmasına vesile oldu. Şimdi artık bu sözün tahakkuk etmiş olduğuna şâhit olmanın mutluluğunu yaşıyorum." Sağ olasın Sabri Hocam, bize mühim bir gerçeği öğrettin...

Merhum Turgut Özal, Erzurum'da Aziziye Koleji'ni açarken "Sizin bu yapmak istediğiniz ciddi eğitim hizmetlerini, Japonlar yüz sene önce ele almışlar." demişti. Gerçekten de Japonya'da çöpçüleri dahil mükemmel bir eğitimden geçmeyen hiç kimse yok. Bunun hayata yansıması da çok güzel. Tertemiz ve bakımlı bir ülke, kaliteli işler... Neticede başarılı insanlar...

İkinci Dünya Savaşı'nda iki şehrine atom bombaları, on binden fazla nüfuslu şehirlerine napalm bombaları atılıp her şeyi yerle bir edilen Japonya'dan kısa zamanda dünyanın ilerlemiş ve en zengin bir ülkesinin ortaya çıkması tamamen bu ciddi eğitimin neticesidir.

Pin It
  • tarihinde hazırlandı.
Telif Hakkı © 2024 Fethullah Gülen Web Sitesi. Blue Dome Press. Bu sitedeki materyallerin her hakkı mahfuzdur.
fgulen.com, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin resmî sitesidir.